14 Kasım 2018
%AM, %08 %394 %2017 %08:%Haz

Emperyalist ve gerici karargâhların yeni kapışma sahası Katar!

Ortadoğu, Körfez ve bir bütün bölge bir çelişkiler yumağı içindedir. Net, Kesin bir ayrışım ve tutum almak neredeyse hiçbir güç için mümkün görünmemektedir. Karmaşık ilişkiler yumağı içindeki bir coğrafya gerçekliğinde her bir güce belli bir yük ve çıkmaz düşmektedir. Ancak bazılarına bu yük daha fazla düşüyor. Türkiye bunlardan biridir. Sultan Tayyip yönetiminin kucağına hiç beklemediği yeni bir karabasan hediyesi geldi/oturdu. Katar ile sıkı fıkı dostluk ve yatırımlar bir anda büyük sıkıntılara girdi. Birçok yatırımın yanı sıra Katar’da askeri üs çalışmalarının sürüyor olması sıkıntılardan sadece bir bölümüdür. Katar’a karşı alınan izolasyon kararı eğer daha ileri bir çatışma ve/veya savaş durumunda Türkiye için hiç de iyiye işaret olmayacaktır. Durumun farkında olan Tayyip telefon trafiğine yoğun teveccüh göstermektedir. Uzlaştırmak için arabuluculuk girişimlerini böyle anlamak yanlış olmayacaktır. Uzlaşmanın olmaması durumunda kimden yana nasıl bir tavır alacaktır? Gerici Katar yönetimi yananında mı, ABD-İngiliz destekli Suudi ve diğer gerici güçlerin yanında mı? Tüm bu gelişmeler iç siyasete nasıl yansıyacaktır? Sultan Tayyip’in geleceğini, planlarını nasıl etkileyecektir? Bunları ilerde daha net göreceğiz. Ancak durumun pek de parlak olmadığını şimdiden söyleyelim

HABER MERKEZİ(08.06.2017)-Katar gericiliğine karşı bölgenin diğer gerici krallıklarının aldıkları izolasyon kararı gündeme bomba gibi düştü. Böyle bir ani kararın arkasında yatan nedenleri anlamak önem arz etmektedir. Kararın arka planı bilinmeden doğru politika geliştirmek, çelişkilerden yararlanmak elbette mümkün olmayacaktır.

Katar, İran ile daha dikkatli ve dengeli ilişkiler yürütmektedir. Katar’ın İran’a yönelik bu tutumu diğer gerici krallık yönetimlerin İran ile olan ilişkilere aykırı ve adeta onlar için zayıf halka durumundadır. İran’a karşı alınan olumlu ya da olumsuz tavır, aslında ABD’ye karşı alınan tavır anlamına da gelir. Katar’ın İran’a karşı tutumunun yumuşak ve tavizkar olması, düşman kardeş durumundaki Suudi Arabistan ve diğerlerinin sert tepkisine neden olmaktadır. Katar, körfezde büyük doğal gaz kaynaklarına sahip bir ülkedir. Bulunduğu jeopolitik durumu ile düşünüldüğünde, körfez ülkeleri gerici yönetimlerini ve arkalarında yer alan ABD emperyalizmini ve Siyonist İsrail’i derinden rahatsız etmektedir. Katar’ın İran’a karşı yumuşak tutumu nedeniyle bölgenin yerli gerici güçleri emperyalistler tarafından harekete geçirildi. Sebep açıktır. Katar, İran karşıtı bir tutuma getirilmelidir. Bu aynı zamanda körfezde ve Ortadoğu’da ilerlemekte olan Rusya’nın bir şekilde sınırlanması ve geriletilmesi anlamına da gelir. Suudi Arabistan üzerinden Mısır, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen ve Libya’ya aldırılan izolasyon kararının bir anlamı da budur. Katar karşıtı bu karar öylesine sıradan geçiştirilecek ve küçümsenecek gibi değildir. Tam tersine karar oldukça sert, saldırgan ve ağır ve baskıcıdır. Dış dünya ile bağlantısı kesilmiş olması tamda bunu gösterir.

Yakın zaman önce ABD başkanı Donald Trump Suudi Arabistan’ı ziyaret etti. Milyonlarca dolarlık silah anlaşması bu ziyaretin en göze çarpan yanıydı. Atılan imzalarla satılacak silahların nerede, ne zaman ve kime karşı kullanılacaktır? Sorunun cevabı gayet açıktır. Son patlayan Katar krizi azda olsa bir miktar fikir vermektedir. Elbette silah filolarının hedefi sadece Katar olmayacaktır. Mesela İran’ın kuşatılması yine bu silah filolarının hedefi arasında olacaktır. Ve hiç kuşku yok ki İran’ın kuşatılması Rusya’ya sınır koymak ve ayar vermektir de. Katar, “İran İslam dünyası içinde bir güç olduğu sözleri” İran karşıtı ABD politikalarına kısmen de olsa hayır demek ve tanımamak demektir. ABD başkanı Trump’ın seçim sırasında ve şimdilerde İran karşıtı sert tutumuna ve bu ülkeyi hedef alan durumuna karşı alınmış aykırı bir duruştur ve İran’ı tecrit etmek isteyen ABD yönetimini rahatsız etmektedir. Katar’a karşı alınan bu izolasyon çıkışının birinci sebebi budur. İkincisi sebep ise, yine Katar’ın Müslüman Kardeşler ve diğer bazı gerici İslami örgütlere yaptığı mali ve diğer yardımlardır. Katar kökenli yayın kuruluşların bu desteği açıktan vermektedir. Arap ve Mısır gibi gerici krallıklar ve devletler bu durumdan hayli rahatsızlık duydukları biliniyor. Ki, Suudi Arabistan ve diğer gerici-faşist krallıklar, şu veya bu gerici güçlerin denetimi altındaki Müslüman Kardeşler ve örgütlerin kendilerine karşı ayaklanma, isyan etmelerinden ciddi derecede korkmaktadırlar. Bu nedenle Katar’a karşı alınan kararda “bu gibilere destek vermeyi bırak” söylemini de içermektedir. Mısır askeri darbeci lideri Sisi’nin ülkesinde El Cezire yayınlarına bu nedenle son vermişti. Bütün bu baskılar belli ölçülerde etkili oldukları da görülmektedir. Bu satırlar yazıldığı sıralarda Katar’ın uzlaşmaya yatkın mesajlar verdiği haberleri geçti. Öte yandan Hamas; Müslüman Kardeşler ile olan bağlantısını kesen bir belgeye imza koyduğu biliniyor. Bu sorun nasıl bir çözüme kavuşacaktır? Mesela kendisi de gerici bir güç olan Katar geri adım atarak emperyalist ve diğer yerel gericiliğin çizdiği sınırlara çekilir mi? Ve bu çizilen sınırlara çekilse bile kabul görecek mi? Yine Suudi gerici Krallığı, ABD-İngiliz destekli bir savaş kararıyla Katar’ı kendisine katmaya yeltenebilir mi? Bunlar birer olasılık olsa da öyle hiç olmayacak şeyler olarak düşünülemez. Bütün bu yabana atılmayacak olasılıklar tamamen dünya jandarmalarının verecekleri kararlar ile hayat bulacağı da bilinmelidir.

Katar, emperyalist güçler için önemli bir kaynaktır. ABD ve İngiltere bu güçlerin başında gelmektedir. İngiliz ve ABD savaş uçakları AL UDEID hava üssünü kullandıkları biliniyor. Durum bu olmasına rağmen aynı Katar İran ve bu ülkenin etkisi altındaki İslami örgütlere destek ve ilişkileri var.

Ortadoğu, Körfez ve bir bütün bölge bir çelişkiler yumağı içindedir. Net, Kesin bir ayrışım ve tutum almak neredeyse hiçbir güç için mümkün görünmemektedir. Karmaşık ilişkiler yumağı içindeki bir coğrafya gerçekliğinde her bir güce belli bir yük ve çıkmaz düşmektedir. Ancak bazılarına bu yük daha fazla düşüyor. Türkiye bunlardan biridir. Sultan Tayyip yönetiminin kucağına hiç beklemediği yeni bir karabasan hediyesi geldi/oturdu. Katar ile sıkı fıkı dostluk ve yatırımlar bir anda büyük sıkıntılara girdi. Birçok yatırımın yanı sıra Katar’da askeri üs çalışmalarının sürüyor olması sıkıntılardan sadece bir bölümüdür. Katar’a karşı alınan izolasyon kararı eğer daha ileri bir çatışma ve/veya savaş durumunda Türkiye için hiç de iyiye işaret olmayacaktır. Durumun farkında olan Tayyip telefon trafiğine yoğun teveccüh göstermektedir. Uzlaştırmak için arabuluculuk girişimlerini böyle anlamak yanlış olmayacaktır. Uzlaşmanın olmaması durumunda kimden yana nasıl bir tavır alacaktır? Gerici Katar yönetimi yananında mı, ABD-İngiliz destekli Suudi ve diğer gerici güçlerin yanında mı? Tüm bu gelişmeler iç siyasete nasıl yansıyacaktır? Sultan Tayyip’in geleceğini, planlarını nasıl etkileyecektir? Bunları ilerde daha net göreceğiz. Ancak durumun pek de parlak olmadığını şimdiden söyleyelim.

Tüm bu karmaşık ve çelişkiler yumağı içinde anlaşılması gereken gerçek şudur. ABD başta olmak üzere İngiltere ve diğer emperyalist güçler bir yanda, Rusya ve diğer emperyalist güçler diğer yanda durmaktadır. Dünya emperyalist güçleri özellikle de Körfez ve Ortadoğu’da hem doğrudan hem de dolaylı olarak egemenlik savaşının içindedirler. Yerli faşist devletler ve gerici krallıklar aynı şekilde çelişkili ve ilişkili halleri bu minval üzerinde çatışmalı olarak sürüyor.

Çıkar üzerine kurulu kanlı kapışmaların derinleşerek devam edeceği ortadadır. Güç ve hegemonya savaşı, kapitalist-emperyalist iştahın kaçınılmaz sonuçlarıdır. Katar, İran, Suriye, Mısır, Suudi Arabistan, Yemen ve saire, Her kim ve ne iseler, tümünün içinde bulunduğu yıkım, buhran ya da savaş, sözünü ettiğimiz çıkar çatışmalarından kaynaklanıyor.

Böylesi hesaplaşmalar, kanlı boğazlaşmalar bölge ezilen halklarının aleyhine işlemektedir. Yoksul halkın kanını dökmek, canlarını almaktan başka bir işe yaramamaktadır. Hiçbir gerici güç diğerinden daha iyi olarak görülemez. Ne ki, bölge ilerici-devrimci hareketi bu gerici hesaplaşma ve çelişkilerden sonuna kadar yararlanmasını bilmelidir. Çelişki ve çatışmalar devrimci atılımlar ve kazanımlar için büyük fırsatlar sunmaktadır. Tıpkı büyük tehlikeler yaratığı gibi. Bu açıdan devrimci güçler ateş çemberine dönüşmüş ve ateş çemberinin kızışarak yeni üst bir evreye gebe olduğu bir zamanda, devrimci ittifaklar ve birlikler örgütlemeli ve düşmanlar arasında esas-tali ayrımını ustaca yaparak bölgede etkinliğini artırma çalışmalarına hız vermelidir. Çelişki ve çatışmalarda sonuna kadar yararlanarak devrimi bölge halklarının gündemine sokmalıdır. Her kim ki devrime ciddi fırsatlar sunan bu somut gerçekliği boş gerekçelerle perdelemeye kalkışırsa bunlar devrime sırt dönmüş olacaklardır. Zira dünyanın gerici güçlerinin tümünün yoğunlaştığı bir bölgede gericiliğe ve emperyalizme karşı devrimci alternatifi devreye sokmak için bölgede olmamak büyük hata olacaktır.