16 Kasım 2018
%AM, %27 %392 %2016 %08:%Kas

Faşist Tahakkümün Liselere Yönelik Genel Ve Güncel Saldırıları Üzerine!

Darbe girişiminin ardından özellikle liselerde dağıtılan broşürlerde, gerek din gerekse ırk üzerinden yoğun bir faşist propaganda yapılmaya çalışılmış, ''haçlılar, haşhaşiler'' gibi tarihi örgütlenmeler düşman gösterilip hedef saptırmak için uğraşılmış, asıl düşman olan faşist AKP diktatörlüğünü unutturmaya yönelik çaba sarfedilmiştir. Derse giren öğretmenlere AKP iktidarını övme görevi verilmiş, özellikle din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerine İslam dini üzerinden AKP iktidarını aklama talimatı verilmiştir. Bu yoğun faşist propagandaya maruz bırakılan lise öğrencilerinin çoğu maalesef bu propagandadan etkilenmiş, kendilerine söylenen yalanların doğru olduğuna inanma yanlışına düşmüşlerdir. Fakat diğer taraftan bu kitle güçlü bir karşı propaganda yoluyla kazanılma potansiyeli olan bir topluluktur. Bizlere düşen görev, özellikle okullarda AKP iktidarının işçi sınıfını, öğrencileri, ülkeyi nasıl sömürdüğünü anlatmak, doğru bilinen yanlışları düzeltmektir. Biz devrimci lise öğrencileri olarak taleplerimizi her daim olduğu gibi yine dile getirmekle mükellefiz. Bilimsel, özgürlükçü, eşit ve parasız bir eğitim her çocuğun ve gencin hakkıdır, bu hakkın AKP gibi faşist çetelerin baskıları altında yok olmasına izin vermeyeceğiz

HABER MERKEZİ (27.11.2016)- Eğitimin bilimsel ve objektif olmaması günümüz eğitiminin en büyük problemlerinden biridir. Eğitim çok ciddi bir konudur, eğer eğitimde var olan gerçeklikten uzaklaşılarak işin içine bilimsel olmayan, kulaktan dolma ve faşist ideolojinin müdahale ettiği bilgiler sokulursa, eğitim aydınlatıcı olma özelliğini kaybedip tam tersine kitleleri karanlığa mahkum edecektir. Bu bakımdan Günümüzde Türkiye'de faaliyet gösteren liselerin, aydınlatan değil tam aksine karanlığa mahkum eden okullar olduklarını söyleyebiliriz. Bu tespiti somutlaştırmak için sadece sıradan bir anadolu lisesinde verilen derslere ve bu derslerin içeriklerine göz atmak yeterlidir. Örnek vermek gerekirse, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde, dersin adına uygun olmayan biçimde genellikle sadece Sunni/Hanefi İslam fıkhı öğretilmektedir. Dersin içeriğini bir kenara bırakacak olursak, din gibi kişinin tamamen kendisini ilgilendiren bir meselede, bu konuyu zorunlu ders haline getirip insanlara dayatmak başlı başına bir yanlıştır. Din derslerinde yalanlanan evrim teorisinin, biyoloji derslerinde öğrencilere doğru olarak anlatılması ise derslerin kendi arasında dahi çatıştığını ortaya koymakta, bu sistemin acınası halini gözler önüne sermektedir.

 İşin maddi boyutunu ele aldığımızda ise öğrencilerin özellikle meslek liselerinde işçi konumuna düştüğünü ve ucuz iş gücü olarak kullanıldıklarını görmekteyiz.

Günümüz eğitim sisteminde meslek lisesi öğrencilerinin bulundukları bölüme göre staj görme zorunlulukları vardır. Bu staj yerleri genellikle öğretmenler tarafından belirlenmekte, staj yapılan yerlerin niteliği ve staj koşulları neo-liberal sistemin tezahürüdür. Bu koşullar altında okulu bitirme zorunluluğu olan öğrenciler, staj yerinin sahipleri tarafından baskı altına alınmakta ve ucuz iş gücü olarak görülüp zor koşullar altında çalışmaya mahkum edilmektedirler. Örneğin bir bilgisayar yazılımı öğrencisi, iş yerinde kaynak yapmaya mecbur edilmekte  ve yapmadığı taktirde staj belgeleri imzalanmayıp eğitimi sekteye uğratılmaktadır.

Eğitimdeki bir diğer yanlış uygulama ise eğitimin baskı ve yanlış metotlarla verilme çabasıdır. Özellikle liselerde öğrenciler okullarda en az günde 8 ders görmekte, meslek liselerinde bu sayı günlük 14 derse kadar çıkmaktadır. Bu durum öğrencilerin sosyal hayatını derinden etkilemekte ve onlara düşünecek, sosyal bir faaliyete katılacak, bir projenin içinde aktif bir şekilde görev alacak çok az zaman bırakmaktadır. Okullarda sanat, müzik, spor, sosyal faaliyet gibi alanlarda neredeyse hiçbir faaliyetin olmaması da öğrencileri adeta sürekli ezber yapan bir makine haline getirmekte ve bütün üretken özelliklerini köreltmektedir. Mantık dışı yasaklarla öğrenciler baskı altına alınmakta ve bu şekilde tek tip bir insan modeli oluşturulmaya çalışılmaktadır. İktidarın bu uygulamalarla asıl hedeflediği şey, eleştirel düşünme yetisini ve baş kaldırma cesaretini yitirmiş bir nesil oluşturmaktır.

Değinilmesi gereken en önemli konulardan biri de öğrenciler arasındaki eşitsizliktir. Özellikle dershanelerin kapatıldığı dönemden sonra özel okullar yaygınlaşmış, genç nüfusun eğitim ihtiyacını karşılayamayan iktidar öğrencilerin özel okullara gitmesi için teşvikler vermiştir. Özellikle Kürdistan'da bulunan bazı okullarda, nitelikli eğitim vermek bir kenara dursun insani şartlara uygun olan okul binaları bile bulunmamaktadır. Roketler ve mermi sesleri altında okuluna aylarca devam edemeyen, ayağına giyecek ayakkabı bulamayan öğrenciler, fiyatları 150 bin TL'yi bulan özel okul öğrencileriyle aynı sınava girip, aynı muameleye tabii tutulmaktadır. Bu eşitsizlik ülkede git gide artmakta ve bununla ilgili bir tedbir alınmamaktadır. Burjuva eğitim sistemi kendi gerici dünyası doğrultusunda eğitimi milliyetçilikle soslama gayesindedir.

Okullarda tarih kitaplarından başlayarak, bütün kitaplarda kemalizm ideolojisi yoğun bir biçimde empoze edilmeye çalışılmakta, bu ideolojiyi eleştiren tek bir söz dahi edilmesine izin verilmemektedir. Mustafa Kemal tek bir yanlış dahi yapmamış bir kişi olarak anlatılıp adeta putlaştırılmakta ve kemalist ideolojiye ters düşen her düşünce doğrudan yanlış kabul edilmektedir. Kemalist düşünce yapısı altında milliyetçilik, şovenizm ve ulusalcılık gibi fikirler yüceltilmekte, faşizm sinsice genç beyinlere empoze edilmeye çalışılmaktadır. Bu düşüncenin karşıtı olarak ise daha korkunç bir fikir kendini göstermiştir, bu fikir hepimizin bildiği gibi Gerici AKP ideolojisidir. Bu iki ideoloji ve bu ideolojileri sahiplenen öğretmen ve idareciler kendi aralarında değil adeta öğrencilerin zihinlerinde çarpışmakta ve bu durumdan en çok öğrenciler mağdur olmaktadır. 15 Temmuz'da başarısız olan darbe girişiminin ardından, AKP iktidarı birinci dereceden sorumlu oldukları bu olaydaki suçluluk paylarını gizlemek amacıyla, içi boş bir şovenizm ve yine ortaya çıkardıkları osmanlıcılık gibi gerici fikirleri hiç hız kesmeden kullanmaya devam etmektedir. Halkın gözleri önünde işledikleri suçlara, sanki hiçbir şekilde müdahil olmamış gibi davranıp suçlarını gölgelemeye çalışmaktadırlar. Biz biliyoruz ki, bu davranış biçimi gerek küresel gerek bölgesel bazda kapitalist faşist diktatörlüklerin halkı kandırma ve sindirme biçimidir. Darbe girişiminin ardından özellikle liselerde dağıtılan broşürlerde, gerek din gerekse ırk üzerinden yoğun bir faşist propaganda yapılmaya çalışılmış, ''haçlılar, haşhaşiler'' gibi tarihi örgütlenmeler düşman gösterilip hedef saptırmak için uğraşılmış, asıl düşman olan faşist AKP diktatörlüğünü unutturmaya yönelik çaba sarfedilmiştir. Derse giren öğretmenlere AKP iktidarını övme görevi verilmiş, özellikle din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerine İslam dini üzerinden AKP iktidarını aklama talimatı verilmiştir. Bu yoğun faşist propagandaya maruz bırakılan lise öğrencilerinin çoğu maalesef bu propagandadan etkilenmiş, kendilerine söylenen yalanların doğru olduğuna inanma yanlışına düşmüşlerdir. Fakat diğer taraftan bu kitle güçlü bir karşı propaganda yoluyla kazanılma potansiyeli olan bir topluluktur. Bizlere düşen görev, özellikle okullarda AKP iktidarının işçi sınıfını, öğrencileri, ülkeyi nasıl sömürdüğünü anlatmak, doğru bilinen yanlışları düzeltmektir. Biz devrimci lise öğrencileri olarak taleplerimizi her daim olduğu gibi yine dile getirmekle mükellefiz. Bilimsel, özgürlükçü, eşit ve parasız bir eğitim her çocuğun ve gencin hakkıdır, bu hakkın AKP gibi faşist çetelerin baskıları altında yok olmasına izin vermeyeceğiz.

 Liseli bir SÖH üyesi