13 Aralık 2018
%AM, %12 %374 %2018 %07:%Şub

Emperyalizm ‘’TC’’ ve Afrin[*]

AKP iktidarı, iflas etmiş bölge politikasının çıkmazlarında kendine bir yol arıyor. Elindeki imkân ve avantajları büyük ölçüde tükettiği için de herhangi bir gerçek stratejiye sahip değil. İşi bir takım taktik kurnazlıklarla götürme peşinde. Bu, stratejiden yoksun taktik manevralar esas olarak bölgedeki büyük güçler arasındaki rekabet ve çatlaklardan yararlanmaya dayanıyor. Ancak büyük güçler, her türlü kılığa girmeye hazır bu güvenilmez müttefikin durumunun farkında. Onu sınırlı tavizlerle sakinleştirip karşı taraftan uzak tutmak ve yol açacağı istenmeyen durumları engellemek için “idare” ediyorlar. Kısacası Türkiye, daha doğrusu ülkenin üzerine çökmüş yeni rejim, dış politikasında eline geçen her şeyi taktik bir araca dönüştürmeye çalışırken, büyük güçlerin taktik bir aracına dönüşüyor!

 

 

 

“Bu dünya gebe

ve haksızlık doğuruyor.”[1]

 

HABER MERKEZİ(12.02.2018)- “Ortadoğu dünyası romantizmle veya buluğ çağı bebesinin kinciliğiyle yanaşılacak bir saha değil. Çünkü bilsek de bilmesek de; istesek de istemesek de Ortadoğu’dayız,”[2] notunun “es” geçilmesi mümkün olmayan koordinatlarda ve TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan’ın bile, “Liberal demokrasi, hukuk devleti ve piyasa ekonomisinin tüm dünyaya barış ve refah getireceği beklentisinin boş çıktığını itiraf etmek durumundayız,”[3] demek zorunda kaldığı küresel tabloda…

Ortadoğu’da ortalık toz duman. AKP’nin Cumhurbaşkanlığı hesapları ekseninde Türkiye bataklığa sürükleniyor. Savaş bölge için feci sonuçlar doğuracağa benziyor.

“Rusya Türkiye’ye yeşil ışık yakar mı”, “Suriye hava sahasını açar mı” diye günlerdir yapılan spekülasyonlarına yanıt Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Afrin’i bombalayarak askeri harekâtı başlatması oldu.

Burası önemli bir eşiktir ve görünen odur ki savaş, hepimizi ve her şeyi sınıyor/ sınayacak bir kez daha… Çünkü o, siyasi ve fikri olarak, ideoloji ve karakter düzeyinde önemli bir turnusol kâğıdıdır; anlamak ve kavramak için sorular sorup, yanıtlar arayıp, bulmak yolunda…

“Artık savaştayız. Afrin harekâtının adını, bizleri boş verin, “savaş” kavramıyla alay edercesine “zeytin dalı” koydular. Ölüm saçan bir zeytin dalı...

 

Ortadoğu genelinde yeni bir dalgalanma (ve saflaşmaya) yol açması mümkün olan Afrin harekâtıyla Ortadoğu’da, jeopolitiğin iki büyük tektonik tabakasının birbirine sürtünmesi hızlanıyor. AKP’de temsil edilen siyasal İslâmın iktidarı, bu sürtüşmenin Suriye’de yarattığı çatlağın içine atlamaya hazırlanıyor. Ülkeyi çok büyük tehlikelere doğru sürükleyecek savaşın arkasında uğursuz bir ittifak var. Bu ittifakın bir tarafında modernite karşıtı liberal entelijansiyanın desteğiyle iktidar konumuna yükselmiş siyasal İslâm var. Diğer tarafında modernitenin karanlık yüzü, şoven milliyetçilik... 

Dün siyasal İslâm, liberalleri demokratikleştirme kavalıyla peşine takmıştı; bugün Kürt düşmanlığı, bölünme paranoyası patolojik düzeye ulaşan şoven milliyetçiliği anti-emperyalizm kavalıyla peşinden sürüklüyor. İroni şurada ki, demokratikleştirme fantezisi totaliter bir rejime, şoven milliyetçiliğin fantezisi, vaat ettiğinin aksine, ülkeyi parçalanma noktasına doğru sürüklüyor.

1) ABD hegemonyasının gerilemesiyle Batı bloğunun, Ortadoğu’da düzenleme kapasitesi giderek kayboluyor. Buna karşılık, Rusya, Ortadoğu’ya Suriye üzerinden, AKP Türkiye’sinin dış politika fiyaskolarının da yardımıyla girerek, askeri diplomatik etkisini arttırıyor. Bu iki güç şimdilerde Suriye topraklarında, Kürtleri de içine çeken bir yeni üsler kurma, mekân konsolide etme yarışı içindeler. 

2) Kapitalist uygarlığın su ve gıda krizi, nüfus artışının kentleşmenin, hızlandırılmış tüketimin getirdiği basınçlarla gittikçe ağırlaşıyor. Bu krizin içinde, Anadolu topraklarından başlayarak Basra körfezine kadar uzanan Fırat- Dicle havzasının önemi, bir kaynak alanı olarak hızla artıyor. 

Bu havzanın su kaynaklarının başlangıç noktası, hâlen dünyanın en genç ve üretimi açısından potansiyel kapasitesi en güçlü topraklarından biri (Harran Ovası) Türkiye devletinin kontrol ettiği, Kürt kökenli vatandaşlarının yaşadığı bölgede bulunuyor. 

Söz konusu iki vektörün bileşkesi bize iki şey söylüyor: Birincisi, Türkiye, Ortadoğu’da, Suriye ve Irak’ın, giderek tüm bölgenin su, gıda güvenliğine büyük katkı yapma potansiyeline sahiptir. İkincisi: Türkiye devletinin kontrol ettiği topraklar, büyük güçlerin bu havzayı denetleme, paylaşma çabalarının kapsamı içine alınma riskiyle yüz yüzedir...[4]

Sözü edilen riskleri ve bunda AKP’nin rolünü kimse küçümsememeli!

Öncelikle AKP’de temsil edilen siyasal İslâm, radikal İslâmdan onun Vahhabî, Selefî, IŞİD türü versiyonlarından farklıyken; büyük paralellikler de içermektedir.

Dün Büyük Ortadoğu projesinin eş başkanı olduğu ilan eden bu duruş; bugün tüm Ortadoğu bölgesi ve İslâm dünyasını neo-Osmanlı liderliği altında şekillendirmeye soyunmaktadır. Hatta artık ılımlı İslâm kavramını ve neo-Osmanlı projelerinin meşruluğuna gölge düşürecek gelişmeleri, “bir ABD komplosu”, “Büyük Ortadoğu Projesi unsuru olarak” açıkça mahkûm etmek pahasına…

Bu hâl; coğrafyamızda sermayenin kriz koşullarında yeniden yapılanma çılgınlığından başka bir şey değilken; çaplı yıkım tehdidini de içermektedir.

AKP iktidarı, iflas etmiş bölge politikasının çıkmazlarında kendine bir yol arıyor. Elindeki imkân ve avantajları büyük ölçüde tükettiği için de herhangi bir gerçek stratejiye sahip değil. İşi bir takım taktik kurnazlıklarla götürme peşinde. Bu, stratejiden yoksun taktik manevralar esas olarak bölgedeki büyük güçler arasındaki rekabet ve çatlaklardan yararlanmaya dayanıyor. Ancak büyük güçler, her türlü kılığa girmeye hazır bu güvenilmez müttefikin durumunun farkında. Onu sınırlı tavizlerle sakinleştirip karşı taraftan uzak tutmak ve yol açacağı istenmeyen durumları engellemek için “idare” ediyorlar. Kısacası Türkiye, daha doğrusu ülkenin üzerine çökmüş yeni rejim, dış politikasında eline geçen her şeyi taktik bir araca dönüştürmeye çalışırken, büyük güçlerin taktik bir aracına dönüşüyor!

Prusyalı general ve stratejist Clausewitz, “Savaş politikanın başka araçlarla devamıdır” demişti. Ekleyelim, dış politika da iç politikanın başka araçlarla devamıdır. Türkiye’nin dış politikası tamamlanmış bir başkanlık rejimi hedefinin araçlarından sadece biridir. Afrin savaşı, Erdoğan tarafından yürütülen “başkanlık savaşının” sınır ötesi bir yansıması olacaktır. “İç savaş rejimleri”nin varlıklarını sürdürebilmek için dış savaşlara ihtiyaç duymaları bilinen bir şeydir. Rejimin iç ve dış politikalarının kesişme noktası Kürt sorunudur. Sınırın Afrin veya diğer Kürt kantonları üzerinden aşılması, iki Kürt bölgesi arasındaki devlet sınırlarının kalkmasının da etkisiyle Türkiye’nin Kürt sorununu daha da büyütecektir.

Erdoğan’ın hesabı, ilk elde, dışında kaldığı Suriye sorununa kendince “en uygun” kapıdan tekrar dahil olmak ve Kürtleri “etkisiz hâle getirmek” gibi görünse de asıl derdi muhalefeti etkisiz kılacak, hatta tasfiye edecek bir askeri başarı veya ona benzer bir şeyle mutlak iktidarının yolunu açmaktır. Gelinen noktada “Başkomutanın” sınır ötesi bir askeri zafere şiddetle ihtiyacı vardır. Afrin’in günahı da budur!

Ancak savaşlar sadece kazanılmak için değil, aynı zamanda kaybedilmek içindir.[5]

Çünkü bugüne dek Esad rejimine “Terörist, katil, 1 milyon insanın katili” diyen AKP iktidar, Afrin için rejimle iletişime geçerken; Lübnanlı akademisyen Muhammed Nureddin, ‘El Haliç’teki yazısına, “Kuzey Suriye’de ABD’nin kontrolünde herhangi bir Kürt oluşumuna gidilmesi, Ankara açısından bir baskı unsuru oluşturmaktadır. Kuzey Suriye, ABD’nin önce Suriye’yi, ardından da bölgeyi parçalayabilmesi için bir başlangıç noktası olabilir. Böylesi bir durumda da şu ana kadar Kürt sorununu çözemeyen Türkiye, parçalanma tehdidiyle en fazla karşı karşıya kalan ülke olacaktır,”[6] notunu düşmekte sonuna dek haklıdır.

* * * * *

Afrin harekâtı iki yönde ilerliyor. İlki dışa yönelik; ikincisi de içe dönük icra. Hedef açık: 2019’da yapılacak yerel, başkanlık ve milletvekilliği seçimlerini AKP kazanmak istiyor, hatta bu sürecin olup olmayacağına ve hangi koşullarda olacağına da tek başına karar vermek istiyor.

Şaban İba’nın, “Milli mutabakat harekâtı”;[7] Mustafa K. Erdemol’un, “Herkesin ortak harekâtı”;[8] Mustafa Yalçıner’in, “Erken seçim başarısı için savaş”;[9] HDP İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün, “Tek amacının 2019 seçimleri öncesi milliyetçiliği körüklemek ve savaş hâlini gerekçe göstererek muhalefeti ezmek”[10] saptamalarıyla betimledikleri Afrin harekâtı için Aydın Engin de, “Anlaşılan Ecevit’in 1978’de ‘Kıbrıs Fatihi Karaoğlan’ gibi bir milliyetçi sloganı kullanarak CHP’nin son 50 yıldaki en yüksek oy oranını yakalamışlığından esinlenen AKP Reisi, Başkanlık seçimlerine ‘Afrin Fatihi Recep Tayyip Erdoğan’ olarak girmeyi kafasına koymuş,”[11] diyor.

Kimse AKP iktidarının savaşı göze almasından cesaret çıkarmasın. Ortada sıkışmışlıktan başka bir şey yoktur. Nedeni ise basit ve açıktır: Amerikancılık… Hem savaşın zemini hem de savaşın nedeni burada aranmalıdır. AKP’nin Suriye politikası, bumerang gibi Türkiye’yi vurmuştur.

Afrin harekâtı, AKP iktidarına Suriye rejimini kabul ettirmiştir. Emevi Camii’nde namaz kılacağız diyenler bugün Afrin harekâtını öncesinde Esad rejimine yazılı bilgi vermek durumunda kalmışlardır.

Bu durum, Türkiye’nin büyük başarısı olarak değil, AKP iktidarı tarafından sıkışmış sermaye devletinin mecburiyeti olarak görülmelidir. Bu mecburiyet, son kertede sıkışmışlık, yanlış dış politika ve emperyalizme bağımlılığın yol açtığı zafiyet ile ilgilidir.

Yani Suriye’de yenilen taraf olan Türkiye, son kozu olan İdlib’i kaybetme riskiyle köşeye sıkışmış durumdayken; AKP bu köşeye sıkışmayı Afrin’e yönelik bir askeri harekâtla aşmaya çalışıyor. “ABD için ABD’ye rağmen” halet-i ruhiyesiyle Erdoğan yönetimi, sahada Washington’un kendisini görmezden gelemeyeceği kadar büyük bir özne olmayı ve böylece yeniden “kazanan taraf”a geçmeyi hedefliyor.[12]

Bu hâle ilişkin olarak da Prof. Dr. Yalçın Küçük, “Tayyip Bey’in bir savaşa ihtiyacı var, ancak Türkiye’nin girmesi, girse bile orada kalması çok zordur; onun için izin vermişlerdir,”[13] demektedir.

 

Afrin harekâtı, Rusya’nın yeşil ışık yakmasıyla başladı. Moskova, Afrin harekâtına üç nedenle izin verdi: i) ABD ile Rusya’nın PYD/YPG rekabeti; ii) Suriye sahasındaki dengeler; iii) Moskova’nın -şimdilik- Ankara’ya olan ihtiyacı.

Yani Afrin harekâtı bir yanıyla Rusya’nın oyunuyla uyumludur. Her tarafa vaatlerde bulunup, mavi boncuk dağıtan Rusya’nın temel hedefi, YPG’nin zayıflatılması ve Afrin’in rejime teslim edilmesi yanında ABD’nin sıkıştırılmasıdır.

Mavi   boncuk dağıtan Rusya’nın Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Birçok siyaset uzmanı niçin endişe ettiğimizi soruyor ve şöyle diyor: Bırakın ABD, İran ya da Türkiye’yi çılgına döndüren tek taraflı eylemleri yaptığı Suriye gibi ülkelerde anlaşma yetersizliğini, dış ilişkilerdeki yıkıcı rolünü ispatlayadursun,”[14] diyor ve Türkiye’nin Afrin’e yönelik operasyonuna ilişkin olarak, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi çağrısında bulunduklarını belirtip, Kürtlerin Soçi’de düzenlenecek Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne davet edilenler listesine alındığını da açıklıyor.[15]

Açıklıyor açıklamasına da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandır Lavrentyev, PYD’nin, Soçi’de düzenlenecek Ulusal Diyalog Kongresi’ne katılımının öngörülmediğinden de söz ediveriyor.[16]

Sonrasında Rusya’nın yeşil ışık yakmadan Türkiye’nin Afrin harekâtına girişemeyeceğini ilan ettiği açıklamasında YPG, “Afrin harekâtında Rusya da en az Türkiye kadar sorumludur. Türkiye’nin ortağıdır,”[17] diyor demesine de; bunun öncesi de var; şöyle ki:

• Rusya, Afrin’e “Ateşkesi İzleme Şubesi açıyoruz,” dedi…[18]

• Ruslar YPG ile anlaştı ve Azez kasabasına komşu Kefer Cena’ya 160 asker ve onlarca zırhlı araç sevk etti…[19]

• Suriye’nin Afrin kentinde üs kuracakları tartışmaları süren Rus askerleri 22 Mart 2017’de Halep’te yapılan nevruz kutlamalarına katılarak, PYD’nin silahlı kanadı YPG ve YPJ flamaları ile objektiflere poz verdi. Bölgedeki Rus askerlerinin komutanı olan Tümgeneral Andrey Volkov ise kutlamalar sırasında koluna YPG arması taktı…[20]

• Rus Ordusu’nun YPG’lilerin bulunduğu Afrin’de 4 noktada konuşlandığı ortaya çıktı. Lazkiye’deki Rus Hava Üssü’ne görüşmeye gelen YPG’liler bölgeye inen helikopterlerle götürüldü…[21]

• Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Kürtlerin özerkliğini içeren Konfederasyon projesine destek verip vermeyeceği sorusuna “Bu soruyu bana değil, Suriyelilere sormak lazım. BM’nin kararnamelerine dayanarak kendi ülkesinin kaderini sadece Suriyeliler belirleyebilir,” yanıtını verdi…[22]

• Rusya’nın hazırladığı Suriye anayasası taslak metni ortaya çıktı. Taslakta ülkenin resmi isminin Suriye Arap Cumhuriyeti’nden Suriye Cumhuriyeti’ne çevrilmesi öneriliyor.

Anayasa taslağında, Arapçanın Suriye’nin resmi dili olduğu fakat ülke içerisindeki özerk Kürt yönetim organlarının Arapça ve Kürtçeyi eşit düzeyde kullanacağına ilişkin bir madde bulunuyor.

Taslakta, parlamentonun yetkilerinin de genişletilmesi teklif ediliyor. Buna göre, parlamento, savaş ilan edebilecek, devlet başkanını görevden alabilecek, anayasa mahkemesi üyeleri ile merkez bankası başkanını atayabilecek.

Metninde, Suriye’yi korumakla görevli olacağı belirtilen silahlı kuvvetlerin dışında kalması gereken alanlarsa şöyle sıralanıyor: “Ordu, halk üzerinde baskı unsuru olarak kullanılmayacak, siyasete karışmayacak, yetki devri sürecinde rol oynamayacak.”[23]

• ‘The Financial Times’ gazetesi, Rusya’nın Şam yönetimi ile ağırlığını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında arabuluculuk için girişimlerini hızlandırdığını yazdı. Kamışlı kentinde yoğun diplomatik çabalar yürütülüyor.[24] SDG yetkilileri, Rusya’nın taraflar arasında çatışma ihtimalini ortadan kaldırmak için “Şam yönetimine federalizm baskısı yapma sözü verdiğini,” söyledi…[25]

* * * * *

Ancak Şam’ın hesapları PYD’den farklıydı. Suriye’de IŞİD tehdidinin büyük ölçüde bertaraf edilmesinin ardından Şam-Rojava gerilimi öne çıktı.

İki taraf da gerilimlerden birbirini suçlarken, Şam yönetiminin SDG’ye liderlik eden Kürtleri, ABD ile hareket etmekten vazgeçip Suriye ordusuyla birlikte hareket etmeye yönelik baskısı artıyorken; Kürtlerin ise Rusya ve Şam’dan haklarının tanınacağına ilişkin somut bir güvence almadan ABD ile ilişkilerini koparmaya yönelmesi beklenmiyordu.

Bu noktada Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, PYD’yi “vatan haini” olarak nitelendirip, “Başta ABD olmak üzere yabancı bir ülkenin çıkarına hizmet edenler, vatan hainidir,” dedi.[26]

18 Aralık 2017 tarihli bu açıklama “Şam’ın Kürtlere bakışında önemli bir kırılma”ydı.[27]

Ayrıca Esad Amerikalı bir heyete, şekli ve yöntemi ne olursa olsun Kürtlere has özel bir yönetimi kabul etmeyeceğini ve Suriye’de bir diğer Kurdistan’ın oluşumuna izin vermeyeceğini dile getirirken;[28] SDG ile YPG’yi de açık bir dille tehdit edip, kontrolleri altında bulunan bölgeleri diyalog ve ulusal anlaşma yoluyla Suriye devletine teslim etmemeleri hâlinde, kendilerinin bunu askeri yolla teslim alacakları tehdidinde bulundu ve Suriye’ye ait hiçbir yerleşim biriminin demografisinin değişmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi.[29]

Zemin buyken; Fehim Taştekin çok önceleri, “Eğer Kürtler Esad’la anlaşmazlarsa ve ABD ile ittifaklarını derinleştirirlerse, günün sonunda bizimkiler de Esad’a ‘Gel Kürtlere karşı birlikte ortaklık kuralım, buradaki Kürtlerin bu özerklik faaliyetlerine son verelim,’ diyebilirler mi? Derler!”[30] demişti…

Yani Kürtler Erdoğan ile Esad’ı yine bir birine yakınlaştırıyordu.

Ve Suriye Dışişleri Bakanlığı, Afrin operasyonunu “gaddar saldırı” olarak tanımlayıp; Türkiye’nin Afrin operasyonunu “güçlü şekilde kınadığını” açıklarken;[31] Esad da, AKP’nin TSK ve ÖSO ile Afrin’e yönelik gerçekleştirdiği saldırının “Ankara’nın teröristleri destekleme politikasına dayandığını” söyledi.[32]

* * * * *

ABD Genel Kurmay sözcüsü Korgeneral McKenzie, Suriye’de ise 500 ABD askeri bulunduğunu ifade ederken; Doğal Kararlılık Operasyonu Özel Kuvvetler Ortak Görev Gücü Komutanı Tümgeneral James Jerard’ın da Suriye’de 4 bin asker olduğunu ağzından kaçırıp, ardından da ivedilikle bu rakamı 503 olarak düzelttiği[33] ABD faktörünün tutumuna gelince:

• YPG, Deyr ez Zor’da IŞİD’e yönelik operasyonlarda ABD’nin yanı sıra Rusya’nın da kendilerine havadan ve lojistik destek verdiğini açıkladı.[34]

• YPG’nin kontrolündeki Menbiç’te 5 Aralık 2017 günü askeri meclise bağlı kadınların mezuniyet töreni yapılırken Amerikalı bir kadın asker de “halay başı” oldu.[35]

• Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke’de üç hafta eğitim gören 500 kişilik grup 16 Ocak 2018’de mezun oldu. ABD yönetimi Türkiye’nin tepkisi üzerine YPG’nin ana unsur olduğu SDG’nin komutasında bir “Sınır Güvenliği Gücü” oluşturduğunu reddederken Fransız AFP ajansı tartışma konusu olan o gücün fotoğraflarını yayınladı.[36]

Sonrasında…

• ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) yayınladığı basın açıklamasıyla YPG’nin oluşturduğu SDG güçlerinden yeni bir “ordu” ya da konvansiyonel anlamda bir “sınır muhafız” gücü oluşturulmayacağını duyurdu. ABD Dışişleri Bakanı Tillerson da, “ABD’nin Türkiye’ye bir açıklama borcu var. Suriye’de bir sınır muhafız gücü kurma niyetimiz yok,” dedi.[37]

• “Türkiye’nin endişelerini duyuyor ve ciddiye alıyoruz,” diyen Tillerson ekledi: “Suriye’de 2011’de Irak’ta yaptığımız hatayı yapamayız… “Türkiye gibi müttefiklerimizle birlikte teröre karşı mücadele etmeye devam edeceğiz… ‘Yeni Suriye’nin geleceği’ için de Türkiye’nin yakın işbirliği şart.”[38]

• Pentagon Suriye’nin kuzeydoğusundaki PYD/YPG unsurlarının Afrin’e hareket etmesi durumunda ABD’nin desteğini kaybedeceğini açıkladı.[39]

• Tillerson, Türkiye’nin Afrin’e yönelik askeri operasyonundan dolayı kaygılı oldukları ve Türkiye’nin meşru güvenlik kaygılarını gidermek için birlikte neler yapılabileceğini görmek istedikleri vurgusuyla, “Güvenli bölge için Türkiye ile çalışabiliriz,” dedi.[40]

• ABD Savunma Bakanlığı açıklamasında, “Türkiye’nin ABD tarafından yabancı bir terör örgütü olarak tanınan PKK’ya ilişkin güvenlik kaygılarını anlıyoruz” denildi.

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Joseph Votel de, Afrin’in kendileri için bir operasyon alanı olmadığını ve Türkiye’nin Afrin’e düzenlediği operasyon konusunda kendilerine bilgi verdiğini kaydetti.[41]

Bu işin (Kürtleri hayal kırıklığına uğratan) bir yanı…

Ancak bu kadar da değil. 24 Ocak 2018 akşamı Trump ve Erdoğan arasında geçen telefon görüşmesiyle ilgili ABD tarafı “Başkan Trump, Afrin’e dair endişelerini yineledi” açıklaması gelirken ve Cumhurbaşkanlığı da, “Açıklama görüşmenin içeriğini yansıtmıyor,” derken;[42] T.“C” ile ABD hâlâ soru(n)larını aşabilmiş değil.

ABD ile Türkiye arasında Suriye üzerinde patlak veren anlaşmazlık(lar), önümüzdeki yıllara da yayılacak büyük bir çekişme ve yüksek gerilimin sadece başlama vuruşudur.

Çünkü ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson Stanford Üniversitesi’nin ‘Hoover Institute’ düşünce merkezindeki Suriye konulu konuşmasında, ABD’nin Suriye’den çekilme niyetinin olmadığını, bu ülkedeki askeri ve diplomatik varlığını sürdüreceğini büyük bir kararlılıkla vurguladı.

ABD, Suriye’den neden çekilmiyor? Tillerson, bunun bir nedenini “IŞİD’in yeniden ortaya çıkmasını önlemek” şeklinde açıklıyor. Ancak konuşması ABD’nin Suriye’de kalma kararının en önemli stratejik gerekçesinin aslında İran olduğunu gösteriyor.

Tillerson, IŞİD sonrasında Suriye’de devam eden ana stratejik tehdit olarak İran’ı işaret edip şunları söylüyor: “İran’dan Lübnan’a ve Akdeniz’e uzanan bir kuzey hattı (northern arch) oluşturma stratejisinin bir parçası olarak, bu ülke, Devrim Muhafızları’nı konuşlandırmak suretiyle Suriye’deki varlığını dramatik bir şekilde güçlendirmiştir... Suriye üzerinden ABD çıkarlarına, müttefiklerimize ve bölgedeki personeline saldırmak üzere pozisyon almaktadır.”

Tillerson, ABD’nin hedefini “İran’ın kuzey hattı hayalini boşa çıkartmak” olarak açıklıyor.

Bunun yanında Ortadoğu’dan sorumlu ‘Bakan Yardımcısı Vekili’ olarak görev yapan kıdemli diplomat David Satterfield’in 11 Ocak 2018’de ABD Kongresi’nde yaptığı bir konuşmayı da hatırlatmalıyız.

Satterfield, ABD’nin neden Suriye’den çıkmayacağını anlatırken “Kalma nedenlerimizden biri, hayati konumdaki kuzey ve doğu bölgelerinde istikrarı sağlamak, yardımda bulunmak ve müttefiklerimizi, kuzeydoğuda IŞİD’e karşı savaşarak çok yararlılık göstermiş olan SDG’yi korumaktır” şeklinde konuşuyor.

Tillerson’ın yardımcısı Satterfield, “Müttefikimiz SDG’yi korumak için kalıyoruz Suriye’de” diyor. Ardından, ABD’nin “Bu bölgedeki siyasi yapıları bütün Suriye’ye emsal olacak şekilde dönüştürme” hedefini de anlatıyor.[43]

Bu soru(n) hâlâ yerli yerinde duruyor ve yanıtını arıyor!

* * * * *

Kürtler, yeni bir hayal kırıklığı (ya da ihanet) ile karşı karşıya mı kaldılar?

Bu konuda Afrin harekâtıyla Batı’nın Kürtleri yalnız bıraktığı görüşünü savunan ‘Berliner Morgenpost’ gazetesi ekliyor:

“Ankara için bu harekât Kürt milis gücü YPG’yi hedef alan bir terörle mücadele operasyonu. Ancak YPG, IŞİD’e karşı mücadelede Batı’nın en sıkı partneri. Türkiye’nin ABD’nin Kürt müttefiklerine karşı saldırıları aynı zamanda gücendirici bir meydan okuma anlamı da taşıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan saldırı tehdidini defalarca tekrarlamış, ancak Washington bu tehditleri ciddiye almamıştı. Bu bir hataydı. Görünen o ki Suriyeli Kürtler de tıpkı Iraktaki Kürtler gibi Batılı partnerleri tarafından yüz üstü bırakıldı. Demek ki demokratların güvenirliğine inanmak tehlikeli bir iş. Ne kadar acı bir tecrübe.”

‘Süddeutsche Zeitung’daki ‘İhanete Uğradılar’ başlıklı yorumda da özetle şu görüşlere yer veriliyor:

“Ortadoğu siyasetinde her şey olabilir. Ama değişmeyen şey, sonunda aptal yerine konanın Kürtler olmasıdır. Bu kaide son olarak Irak’ta tekerrür etti. Musul’da IŞİD’i yenen Kürtler, uluslararası toplum tarafından ödüllendirileceklerinden emindi. Hesap tutmadı. Beceriksizce düzenlenen bağımsızlık referandumunun ardından Bağdat ile çıkan kavgada yalnız kaldılar ve kaybettiler. Suriye’deki Kürtlerin durumu da farklı değil... ABD ile Rusya’nın sadece adet yerini bulsun diye homurdanacaklarını, ama Erdoğan’a zorluk çıkarmayacaklarını o da biliyor. Zira her iki büyük gücün de ona ihtiyacı var; birinin NATO müttefiki olarak, diğerinin de Suriye’deki kaosu belki bir gün düzene sokabilmek için. Sonuçta aptal yerine konan yine Kürtler oldu.”

‘Allgemeine Zeitung’ da, Türkiye’nin operasyon tehdidinde Trump yönetiminin zaafiyetinin rol oynadığının altı çizilerek şunlar deniliyor:

“Bu olan bitenler, Trump’ın dünyada düzen kurucu güç olmaktan vazgeçmesiyle ABD’nin kendini ne kadar zayıflattığını gözler önüne seriyor. Aynı zamanda bu olan bitenler Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ölçüsüzlük stratejisi ile ne kadar ileri gidebildiğini de gösteriyor.”[44]

Evet, hemen hemen her şey Fehim Taştekin’in formüle ettiği gibi: “Kuşkusuz önce kanton sistemi, ardından ‘Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu’ Kürtlerin farklı etnik yapılarla birlikte kendi gündem ve öz savunma güçleriyle inşa ettikleri bir model. Kürtler kendi öz güçlerine dayanan bu mücadeleyle dünya çapında ilgi ve takdir topladılar. Ne var ki Kürtleri hem Suriye hem İran’a karşı kullanmayı düşünen Amerika ile ortaklık bu hikâyeyi önemli ölçüde değiştirdi. Her şeye rağmen Kürt yetkililer hem Rusya hem ABD ile birlikte çalıştıkları ve bu çizginin değişmeyeceği konusunda ısrarlılar. Ne var ki Afrin bu dengeci yaklaşımı alt üst etmeye kadir… Türk müdahalesinin Kürtlerin ABD ile ortaklığını bitirecek ya da sarsacak bir sonuç üretmesi Şam için çok daha önemli. Rusya da bunu hedefliyor. Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un, ‘Kürtlerin Şam’la diyaloğunu ABD engelliyor’ çıkışı boşa söylenmiş bir söz değil.”[45]

Bunlar böyleyken: PYD Eş Başkanı Salih Müslim’in bir zamanlar, Rojava hava sahasının uçuşa yasak bölge ilan edilmesini istemesinden;[46] Afrin harekâtına karşı Azadi Hareketi, Kuzey Kürdistan Demokratik Partisi (PDK-Bakur) Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) ile Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) ortak basın açıklamasında, “Uluslararası kamuoyu, BM. AB, NATO, İslâm İşbirliği Teşkilâtı söz konusu savaşın son bulması ve sorunların barışçıl çözümü için aktif inisiyatif almalıdır,”[47] tutumlarını beyhude olarak nitelememek mümkün mü?

Özetle mevcut durum Meral Çınar’ın, “Kürtler Ortadoğu’nun paylaşılamayan gücü”[48] abartısını yerle yeksan ederken; “Dengeler değişirken Kürt sorunundaki açmaz derinleşiyor,”[49] tespitini doğruluyor.

* * * * *

Kimsenin şüphesi olmasın: “Oyun kuruculuk iddiaları” karaya oturacak; Afrin’e sefer, zafer değil hüsran getirecek… Hem de sadece AKP-MHP vd’lerine değil; CHP’ye de!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 20 Ocak 2018’de Almanya’nın Wuppertal kentindeki bir toplantıda, “Kahraman askerlerimiz şu anda Afrin’de çarpışıyor” demesi yanında; CHP sözcüsü Bülent Tezcan da “CHP’nin hükümete desteklerinin tam” olduğu vurgusuyla ekledi:

“Zeytin Dalı Harekâtı atılması gereken bir adımdı. Doğru bir harekâttır. Ama diplomasiyi masadan kaldırmak demek siyasi çözümü unutmak ve yok etmek demektir. Bu uzun süreli bir çözümsüzlüğe teslim olmak demektir. Her ikisini birlikte yürütmemize hiçbir engel yoktur. Bu harekâta desteğimiz tamdır. Allah milletimize, askerimize yardımcı olsun. Bahçeli konuyu iç siyaset malzemesi hâline getirmesin…”

Afrin savaşı, ne Kürt, ne Türk, ne Arap, ne de bölge halklarının çıkarına ve yararına değildir. Bu sadece ve sadece sarayın istekleri ve çıkarları için gündeme getirilmiştir. Halklarının çıkarına değildir, Erdoğan ve AKP-MHP koalisyonunun bekası içindir.

Savaşa destek diktatörlük inşasına payanda olmaktır. Savaşı meşru olarak gören her siyasi tavır savaşın kaosu içinde tek adam diktatörlüğüne geçişi de kabul ediyor demektir. Eşit özgür ve barış içinde bir ülke kurmak için bugün yükseltmemiz gereken bayrak barışın, kardeşliğin bayrağıdır.

İşçi sınıfı ve ezilenlerin bu işgal saldırısında hiçbir çıkarı yokken; çözüm, sarayın savaşı değil, halkların barışıdır.

En önemlisi böylesi bir çözümün; “Sosyalistlerin sesini duymak isteyen yok. Onların da seslerini çoğaltacak yolları bulduklarını söylemek pek olası değil. Biz, sadece doğruyu söylüyoruz o kadar. Evet, doğruyu duymak istemeyenler güçlü ve zalimler ama söylemekten eylemeye geçemememizin tek nedeni de bu değil galiba. Yaz, yaz nereye kadar…”[50] haklı eleştirilerini aşan bir pratikle mümkün olduğu/ olacağıdır.

Bu yolda Kürt düşmanlığı temelinde şekillenen adımlar ne Türkiye için ne de Ortadoğu için hayırlı sonuçlar üretmeyecekken; Kürtlerin ABD emperyalizminin politikalarından uzak durması gerekmektedir. Suriye’nin geleceğini Suriye halkları belirlemeli, Kürtlerin de Suriye’de eşit hak ve ulus temelinde bir arada yaşamasını haklar birlikte sağlamalıdır.

Suriye, emperyalist projelerden, büyük güçler arası çıkar çatışmalarından ve bölgenin gerici güçlerinden arındırılmalıdır. Bunu yapacak olan da Suriye halklarıdır.

Aksi takdirde savaşın bütün yıkıcı sonuçlarını bölge yaşayacaktır; savaşta ısrar daha da büyük bir yıkım getirecektir.

Unutulmamalıdır ki, savaşın ve dökülecek kanların sorumluluğu, bu kararları alanlarındır. Tarih, böylesi ağır sonuçların affedilmeyeceğini gösteren örneklerle doludur. Bunun için Afrin savaşı derhâl sonlandırılmalıdır.

Bugün geçim sıkıntısından bir işçinin kendini yaktığı koşullarda, Türkiye’deki yoksulların en büyük sorunu yaşanabilir bir hayat sorunudur. Bu yolda savaş değil, işçilerin açlık sınırının altında ücretlerle geçinmek zorunda kalmadığı bir hayat istiyoruz. 

İşçi sınıfı ve emekçileri bu savaşı durdurmak için savaşa karşı savaşmalıdır; tıpkı Çağdaş Hukukçular Derneği’nin Afrin’le ilgili açıklamasındaki gibi: “Bir kez daha haykırıyoruz, Kürt halkı yalnız değildir. Savaş suçlarınıza ortak olmayacağız. Tüm halklara yüzyıllar önce Fransız yoldaşlarımızın sözü ile sesleniyoruz; saraylara savaş, kulübelere barış!”[51]

Bu yolda tutumumuzun ilkesel halkası şu olmalıdır: Emperyalizmin bölgeye ne şekilde olursa olsun yerleşmesinin karşısında durulmalıdır. Tarafımız buradan şekillenmelidir.

Bilinmelidir ki onurlu duruş, emperyalizme karşı duruştur.

 

Ve de her şeyin sonucunu ne T.“C” ne de ABD’den Rusya’ya uzanan güçler yelpazesi değil; halkların direnişi biçimlendirecektir.

 

25 Ocak 2018 15:19:57, İstanbul.

 

N O T L A R

[*] Kaldıraç, No: 199, Şubat 2018…

[1] Füruğ Ferruhzad.

[2] İlber Ortaylı- İsmail Küçükkaya, Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı (1923 - 2023), Kronik Yay., 2017, s.223.

[3] “TÜSİAD: Liberal Piyasa Ekonomisinin Barış ve Refah Getireceği Beklentisi Boş Çıktı”, 18 Ocak 2018… https://tr.sputniknews.com/ekonomi/201801181031865444-tusiad-tuncay-ozilhan-liberalpiyasa/

[4] Ergin Yıldızoğlu, “Bir Beka Sorunu”, Cumhuriyet, 18 Ocak 2018, s.9.

[5] Hakkı Yükselen, “Afrin’in Günahı”, 19 Ocak 2018… http://iscicephesi.net/2018/01/afrinin-gunahi/

[6] “Dünya Basını: Efrin’i İşgal Saldırısının Bedeli Ağır Olacak”, Özgürlükçü Demokrasi, 22 Ocak 2018…

http://demokrasi45.com/2018/01/22/bedeli-agir-olacak/

[7] Şaban İba, “Efrin’e Karşı Milli Mutabakat Harekâtı”, Özgürlükçü Demokrasi, 23 Ocak 2018, s.5.

[8] Mustafa K. Erdemol, “Afrin: Herkesin ‘Ortak Harekâtı’…”, Birgün, 22 Ocak 2018, s.4.

[9] Mustafa Yalçıner, “Erken Seçim Başarısı İçin Savaşa…”, Evrensel, 23 Ocak 2018, s.10.

[10] “Kürkçü AKPM’de Konuştu: Afrin’e Harekâtın Amacı Seçim Öncesi Milliyetçiliği Körüklemek”, 25 Ocak 2018… http://bianet.org/bianet/siyaset/193671-afrin-e-harekatin-amaci-secim-oncesi-milliyetciligi-koruklemek

[11] Aydın Engin, “Savaş Çığırtkanları Kolları Sıvadı...”, Cumhuriyet, 21 Ocak 2018, s.7.

[12] İki notun altını çizmeden geçmeyelim…

Birincisi: CHP PM üyesi ve Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu, Reyhanlı’da gerçekleşen roket saldırısının Türkiye sınırları içinden düzenlendiğini iddia ederek, “Bu roketlerin menzili 12 kilometre ve buradan Afrin bölgesi 12 kilometreden daha fazla. Saldırının daha önceden hazırlanarak, Türkiye topraklarından bir yerden yapıldığı bilgisi bize verildi,” dedi. (Akın Bodur, “CHP’li Dudu’nun İddiası: Roketler Türkiye İçinden Ateşlendi”, Cumhuriyet, 18 Ocak 2018, s.4.)

İkincisi: Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında yapılan “Güvenlik Zirvesi”nde yer alan dikkat çekici detay SADAT’ın başkanı emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi kritik toplantının iştirakçilerinden olup, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan’ın hemen yanında oturmasıydı. (“SADAT Başkanı, Güvenlik Zirvesinde MİT Müsteşarıyla Yan Yana”, 23 Ocak 2018… https://ahvalnews.com/tr/afrin-operasyonu/sadat-baskani-guvenlik-zirvesinde-mit-mustesariyla-yan-yana)

[13] “Yalçın Küçük’ten Afrin Değerlendirmesi: Savaşa İhtiyacı Var…”, 22 Ocak 2018… https://gunlukbakis.com/yalcin-kucukten-afrin-degerlendirmesi-savasa-ihtiyaci-var/

[14] “Lavrov, ABD’ye Çıkıştı”, Cumhuriyet, 23 Ocak 2018, s.7.

[15] “Rusya’dan Afrin Harekâtı Açıklaması: Soçi’de Kürtler de Olacak”, 22 Ocak 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/910270/Rusya_dan_Afrin_harekati_aciklamasi__Soci_de_Kurtler_de_olacak.html

[16] “Rusya Duyurdu... Türkiye’nin Dediği Olacak”, Hürriyet, 22 Aralık 2017… http://www.hurriyet.com.tr/rusya-duyurdu-turkiyenin-dedigi-olacak-40687154

[17] Nerdun Hacıoğlu, “YPG, Rusya’yı da Düşman İlan Etti”, 21 Ocak 2018… http://www.hurriyet.com.tr/ypg-rusyayi-da-dusman-ilan-etti-40716863

[18] Kıymet Sezer, “Zagros’lu Tahrik”, Yeni Şafak, 28 Mart 2017, s.11.

[19] “Afrin Hayalleri Kuran AKP’ye Kötü Haber: Rus Ordusu YPG ile Anlaştı”, 30 Haziran 2017… http://sendika49.org/2017/06/afrin-hayalleri-kuran-akpye-kotu-haber-rus-ordusu-ypg-ile-anlasti/?

[20] “Rus Askerleri YPG Bayrağıyla Poz Verdi!”, Vatan, 23 Mart 2017, s.10.

[21] İlker Akgüngör, “Ruslar Afrin’de 4 Noktada!”, Vatan, 28 Mart 2017, s.11.

[22] “Kürtlerin Özerkliğine Suriyeliler Karar Verir”, Birgün, 18 Ocak 2017, s.4.

[23] “Rusya’nın Hazırladığı Suriye Anayasası Taslağı Ortaya Çıktı... Kürtlere Özerklik Vurgusu”, Cumhuriyet, 27 Ocak 2017, s.13.

[24] Beşar Esad rejimi, YPG’nin ele geçirdiği bölgelerden çıkması karşılığında özerklik vermeyi önerdi. Ancak örgüt hâlihazırda işgal ettiği tüm bölge için federasyon statüsü istedi. Görüşme ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke ilinin, rejim kontrolünde bulunan merkezi Kamışlı ilçesinde gerçekleşti. Esad rejimi adına görüşmeye istihbaratın en tepe ismi olarak bilinen Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Memluk katıldı. (“Flaş İddia... Suriye’de Gizli Pazarlık! Esad Teklif Etti Terör Örgütü Kabul Etmedi”, Hürriyet, 29 Ekim 2017… http://www.hurriyet.com.tr/flas-iddia-suriyede-gizli-pazarlik-esad-teklif-etti-teror-orgutu-kabul-etmedi-40626722)

[25] “SDG: Federalizm İçin Rusya Devrede”, Cumhuriyet, 5 Kasım 2017, s.7.

[26] “Esad’dan Kritik açıklama: PYD Vatan Haini”, Hürriyet, 18 Aralık 2017… http://www.hurriyet.com.tr/esaddan-kritik-aciklama-pyd-vatan-haini-40682331

[27] Fehim Taştekin, “Vatansever Kürt’ten ‘Hain Kürt’e, Suriye’de Kritik Dönemeç”, 19 Aralık 2017… http://www.gazeteemek.com/rojava/fehim-tastekin-den-carpici-bir-yazi-vatansever-kurtten-2-h1985.html

[28] “Esad’dan PYD’ye Son Dakika Tehdidi Topraklarınızı...”, 5 Kasım 2017… http://sizinsesiniztv.com/esaddan-pyd-ye-son-dakika-tehdidi-topraklarinizi

[29] “Esad’tan PYD ve YPG’ye: Kontrolünüzdeki Bölgeleri Zorla da Olsa Geri Alacağım”, 5 Kasım 2017… http://www.nerinaazad.info/tr/news/regions/middleeast/esadtan-pyd-ve-ypgye-kontrolunuzdeki-bolgeleri-zorla-da-olsa-geri-alacagim

[30] Serpil İlgün, “Fehim Taştekin: Mantıklı Bir Normalleşmeyi Yönetecek Kapasite Yok”, 4 Temmuz 2016… https://www.evrensel.net/haber/284256/mantikli-bir-normallesmeyi-yonetecek-kapasite-yok

[31] “Suriye: Türkiye’nin Afrin’e Yaptığı Gaddar Saldırıyı Kınıyoruz”, 20 Ocak 2018… http://haber.sol.org.tr/dunya/suriye-turkiyenin-afrine-yaptigi-gaddar-saldiriyi-kiniyoruz-225742

[32] “Esad’dan Afrin Açıklaması”, 21 Ocak 2018… https://okumagrubu.net/esaddan-afrin-aciklamasi/

[33] “Pentagon’dan ‘Rakka Anlaşması’ Yorumu”, 16 Kasım 2017… http://www.yenidenatilim.com/pentagon-dan-rakka-anlasmasi-yorumu/3169/

[34] L. Doğan Tılıç, “Yanlış Hesap Soçi’den Döndü”, Birgün, 25 Kasım 2017, s.3.

[35] “Halay Başı ABD”, Hürriyet, 7 Aralık 2017, s.20.

[36] “ABD 500 SDG’liyi ‘Mezun Etti’…”, Cumhuriyet, 18 Ocak 2018, s.7.

[37] Cansu Çamlıbel, “ABD Geri Adım Attı: ‘Sınır Gücü’ Oluşturulmayacak”, Hürriyet, 18 Ocak 2018… http://www.hurriyet.com.tr/son-dakika-abd-geri-adim-atti-40713534?

[38] “Tillerson’dan Flaş Türkiye Açıklaması”, Hürriyet, 17 Ocak 2018… http://www.hurriyet.com.tr/son-dakika-tillersondan-flas-turkiye-aciklamasi-40713449

[39] “ABD’den Flaş Açıklama: PYD/YPG Afrin’e İlerlerse Desteğimizi Keseriz”, Hürriyet, 23 Ocak 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/abdden-flas-aciklama-pyd-ypg-afrine-ilerlerse-destegimizi-keseriz-40719697

[40] “ABD’den Afrin Harekâtı’yla İlgili Yeni Açıklama: Güvenli Bölge İçin Türkiye ile Birlikte Çalışabiliriz”, 22 Ocak 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/910752/

[41] Cansu Çamlıbel, “Pentagon ve CENTCOM’dan Afrin Açıklaması!”, 20 Ocak 2018… http://www.hurriyet.com.tr/abdden-ilk-tepki-turkiyenin-pkk-ile-ilgili-guvenlik-kaygilarini-anliyoruz-40716735

[42] “Trump-Erdoğan Görüşmesinin Ardından İki Farklı Açıklama”, 25 Ocak 2018… http://bianet.org/bianet/siyaset/193668-trump-erdogan-gorusmesinin-ardindan-iki-farkli-aciklama?bia_source

[43] Sedat Ergin, “ABD’nin Suriye Politikasının Şifreleri”, Hürriyet, 20 Ocak 2018… http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/abdnin-suriye-politikasinin-sifreleri-40715916

[44] “Alman Basını: Kürtler Yine Aptal Yerine Kondu”, 21 Ocak 2018… http://vehaber.net/alman-basini-kurtler-yine-aptal-yerine-kondu

[45] Fehim Taştekin, “Şam’ın Afrin Hesabı: Suriye Askeri Kürtler İçin Ölür mü?”, 24 Ocak, 2018… https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/01/24/samin-afrin-hesabi-suriye-askeri-kurtler-icin-olur-mu/

[46] Ali Güler, “Rojava Hava Sahası Uçuşa Yasak Bölge İlan Edilsin”, Özgürlükçü Demokrasi, 1 Mayıs 2017, s.5.

[47] “Kürt Partilerinden BM, NATO, AB ve İİT’ye Afrin Çağrısı”, Amerika’nın Sesi, 24 Ocak 2018… https://www.bundlehaber.com/detay/064b6779-9a07-4a4a-a8c9-e2da7e5013e4?l=1

[48] Meral Çınar, “Ortadoğu’da Paylaşılamayan Güç: Kürtler”, Toplumsal Özgürlük, Ocak 2017, s.6.

[49] “Dengeler Değişirken Kürt Sorunundaki Açmaz Derinleşiyor”, Kızıl Bayrak, No:2017/43, 10 Kasım 2017, s.3.

[50] Selçuk Candansayar, “Suriye’nin Yeni Tavşanı”, Birgün, 22 Ocak 2018, s.8.

[51] “ÇHD: Saraylara Savaş, Kulübelere Barış!”, 23 Ocak 2018… http://direnisteyiz14.org/chd-saraylara-savas-kulubelere-baris/

 

Temel Demirer-Sibel Özbudun