13 Aralık 2018
%AM, %19 %360 %2018 %07:%Şub

Mücadelenin büyümesi güçlenmekten ve kitlelerle birleşmekten geçer!

Devrim ile karşı-devrim arasında düşman lehine olan taktik güç dengesini devrim lehine çevirmenin birden çok daha fazla görevi ve yol-yöntemi vardır. Fakat bütün bu unsurların içinde temel halka/merkezi görev olarak rol oynayan unsur diğerleri üzerinde etki yaparak belirleyici rol oynar. Kuşkusuz ki, merkezi görevin diğer görevlerle beslenmesi, desteklenmesi ve son tahlilde bütünlüklü-birleşik-merkezileşmiş bir mücadele pratiğinin sergilenmesi gerekir. Merkezi halka kaçırılmadan, tüm zincirin tutulması, zincirin bütün halkalarının merkezi halka ekseninde uyumlu bir şekilde birleştirilmesi doğru yaklaşımdır

HABER MERKEZİ(19.02.2018)-Düşmanın bizlerden güçlü olmasının belki de en önemli nedenlerinden biri, onun bizlerden daha da örgütlü olması, daha büyük-güçlü örgüt makinesine, yani devlet denilen baskı örgütüne sahip olmasıdır. Ki, bu avantajı ona başka avantajlar da sağlayarak güç üstünlüğünü pekiştirmesine yol açar-açmaktadır. Düşmanın gücünden, avantaj ve üstünlüğünden bahsederken, bütün bunların taktiksel-örgütsel kategoride ifade edildiğini, stratejik manada ise taktiksel-örgütsel durumun tam tersine güç dengesinin düşmanın aleyhine, devrimin ise lehine olduğunu belirtmek gerekir. Doğrunun yarısını ifade edip diğer yarısını ifade etmemek, eğer doğrunun bilinçli olarak çarpıtılması değilse, bütünlüklü bakış açısından mahrum tek yanlı öznelciliktir. Kendimizi de dâhil etmek üzere, örgütlü devrimci hareketi kasteden ifadeyle, bizlerin pratik sorun ve politikalarda çoğu kez bütünlüklü bakış açısını temsil edemeyip tek yanlı yaklaşımlara düştüğümüzü samimiyetle söylemeliyiz. Hatalarımızla mücadele etmeden düşmanla gerektiği gibi savaşamayız. Kendimizi ve zayıflıklarımızı masaya yatırıp aşmak üzere münakaşa etmemiz bilimsel tutumdur. Bilim dürüst ve objektiftir, gerçekler karşısında çıplaktır.  

Devrim ile karşı-devrim arasında düşman lehine olan taktik güç dengesini devrim lehine çevirmenin birden çok daha fazla görevi ve yol-yöntemi vardır. Fakat bütün bu unsurların içinde temel halka/merkezi görev olarak rol oynayan unsur diğerleri üzerinde etki yaparak belirleyici rol oynar. Kuşkusuz ki, merkezi görevin diğer görevlerle beslenmesi, desteklenmesi ve son tahlilde bütünlüklü-birleşik-merkezileşmiş bir mücadele pratiğinin sergilenmesi gerekir. Merkezi halka kaçırılmadan, tüm zincirin tutulması, zincirin bütün halkalarının merkezi halka ekseninde uyumlu bir şekilde birleştirilmesi doğru yaklaşımdır.

Kitleleri kazanmayan bir hareketin zafer kazanması tasavvur edilemez. Düşman devlet gibi devasa baskı aracına sahip olarak ve/veya bu düzeyde örgütlü olarak, bizler karşısında büyük bir avantaj ve taktik üstünlüğe sahiptir. Bizler siyasi iktidar mücadelesini devrimle sonuçlandıramazsak bir devlete de sahip olamayız. Dolayısıyla düşmanla taktik güç dengesini kendi lehimize çevirmek devrimden önce mümkün değildir diye düşünülebilir. Bu düşünce bir anlamda doğruyken, bir anlamda da doğru değildir. Doğruluğu şuradadır; devrimden önce genellikle taktik güç dengesi düşman lehine seyreder. Devrim veya devrim aşamasına gelindiğinde bu denge devrim lehine bir eğilime girer. Ancak genel olarak devrim öncesi şartlarda taktik güç dengesinin düşman lehine seyrettiği esasen doğrudur. Düşüncenin doğru olmayan yanı ise şudur; devlet gibi devasa baskı aracı elinizde de olsa, şayet kitleleri örgütlememiş, tarafınıza çekip siyasi hedefleriniz doğrultusunda sürükleyemiyor iseniz, devlet aygıtının elinizde olması yetmez. Devlet aygıtı size önemli bir avantaj sağlar, taktiksel üstünlük bakımında lehinize büyük bir koşul yaratır vb vs…  Fakat devlet aygıtıyla elde ettiğiniz bu avantaj ve taktiksel güç üstünlüğü, asla ve asla kitleleri örgütleyip onlarla birleşen ve onları siyasi hedefler doğrultusunda harekete geçirerek ayağa kaldıran bir avantaj ve güç üstünlüğüyle kıyaslanamaz.Özcesi, kitleleri örgütleyerek onlarla birleşmek ve onları birleştirmek, kuşkusuz ki bu kitleleri devrim doğrultusunda ayağa kaldırarak harekete geçirme yeteneği göstermek, bu kitlelere önderlik yapma durumunda olmak, devlet aygıtının sağladığı güç dahil olmak üzere, bütün güçlerden çok daha büyük bir güçtür. Yenilmez olan tek güç kitlelerin gücüdür. Ondandır ki, gerçek kahramanlar kitlelerdir, tarihi yazan kitleler-kitlelerin siyasi eylemidir.  Buraya bir ek yapmak gerektir ki, bu kitlelerin Komünist bir önderlik altında olması, bu önderliğin ideoloji ve bilimde MLM nitel düzeyi yakalamış olması, bu önderlik altında bir cephenin yaratılması, aynı önderlik altında bir ordunun olması-ordu örgütlenmesine sahip olması, devrim eylemini devrimci zor ilkesine uygun gerçekleştirmesi veya bu ilkeyi benimsemesi gibi stratejik ihtiyaç ve özellikler, kitlelerin örgütlenip birleştirilmesi veya kitlelerin oynadığı bu tarihsel rolde olası gerekenlerdir. Yani, kitlelerin örgütlenmesi belirleyici bir unsurdur ama kitlelerin Komünist önderlik ve çizgi altında örgütlenmesi şarttır vb vs…

Kanıt ve delil oluşturmaya gerek yok ki, örgütlenmek, örgütlenmeyi büyütmek ve geniş kitleleri harekete geçirme düzeyinde örgütleyip birleştirmek her devrimin olmazsa olmaz görevi ve atlanamaz yoludur. Bahsini ettiğimiz örgütlenmenin gerçekleştirilmesi şüphesiz ki bu eylemi yürütecek olan bir örgütle mümkündür. Örgüt olmaksızın kast edilen örgütlenmeden söz etmek gülünç düzeyde boş bir laftır. Örgütün nitelikli yeterli örgütlü güç ve bileşene sahip olması da aynı zeminde şarttır. Kadroların tayin edici rolü buradan gelir. Eğer söz konusu örgüt, örgütlenmeyi gerçekleştirecek olan gerekli kadro ve militana sahip değilse, salt örgütün olması kendiliğinden yeterli bir öğe değildir.

İlerlemenin temeli kendi güçlerimiz ve dinamiklerimizle birleşmeyi sağlamaktan geçer!

Her şeyden önce, bahis konusu örgütün kendisini örgütlemesi, ideolojik-siyasi açıdan sağlam nitelikli bir örgüt olarak tesis olması ve yanı sıra örgütsel olarak kendi dinamikleriyle/güçleriyle mümkün olan en geniş ölçekte birleşmesi şarttır. Özellikle kendi dinamikleriyle birleşme düzeyinde geniş ve büyük bir örgütlenmenin oluşturulmasında son derece zayıf kalındığı açıktır. Bu kabahatimizi görüp doğru orantılı olarak değiştiremez isek güçlü bir örgüt oluşturmamız mümkün olmayacaktır. Bu anlamda kitleleri birleştirme görevinde de başarılı olamayız. Kendi güç ve dinamiklerini örgütlemeyi becermeyen bir örgütün geniş kitleleri örgütlemesi düşünülemez.

O halde önemli bir kabahat olan kendi tabanımızla, gücümüzle, dinamiklerimizle birleşmeyi sağlamamız ilerlemeye doğru atacağımız gelişme adımlarındandır.

‘’Geleneğimizle’’ bağı olmuş, tarihimizin parçası olan ve tarihsel mücadelemizde emeği ve katkısı olan fakat mevcut durumda, ister o sebeple ister bu sebeple atıl-örgütsüz kalan son derece büyük ve anlamlı bir yoldaş ‘’ordumuz’’ vardır. Bu yoldaşlarımızla-güçlerimizle uygun mekanizma, araç ve zeminlerde birleşmemiz görev olmakla birlikte büyük bir gelişme dinamizmidir. Bu konudaki kabahatimiz, mücadele tarihimiz boyunca sergilediğimiz sığ-sekter anlayış ve yaklaşımlarla bu yoldaşlarımızı dışlamakla büyüktür. Bunu telafi etmek hem yoldaşlarımıza karşı ‘’borcumuz’’-sorumluluğumuzdur hem de devrimin geliştirilmesine dönük örgütlenmenin görev ve gereğidir.

Bütün mesele ve görev kuşkusuz ki, bu kabahatin giderilmesi değildir. Ancak bu kabahatin düzeltilmesi, yani bu güç ve dinamiklerimizle birleşme konusunda atacağımız adım, diğer görevlerin yerine getirilmesinden nispeten daha kolay ve olanaklı olandır, daha kolay düzeltilebilir bir kusur(umuz) ve daha kolay yerine getirebileceğimiz bir görevdir. Bu anlamda önemsediğimiz bu görevin yerine getirilmesi asla küçümsenmemeli, en önemlisi de diğer devrimci görevlerle kıyaslanıp asli devrimci görevlerin ötelendiği eleştirisine vesile edilmemelidir. Tabi ki, devrim mücadelesinde çok daha büyük görevlerle ve bu görevlerin yürütülmesiyle karşı karşıyayız, yükümlüyüz. Ancak görevlerin adım-adım ve daha kolay yapılabilir olanlardan daha ağır olanlarına doğru bir ilerleme yolu benimsememiz doğru olanıdır. Dahası, devrim için, mücadelenin geliştirilip başarıya taşınması için güçlü bir örgüt-parti gereksiniminden söz edildiği yerde bu örgütün kendi güçleriyle birleşmesi hiç de hafife alınmayacak bir görevdir. Kuvvetleriyle birleşmeyen bir örgütün daha geniş kuvvetleri birleştirmesi ve bunlara önderlik yapması tasavvur edilemez. Devrim için parti-ordu-cephe gibi silahlar temel stratejik gereksinimler ise, bunların geliştirilmesinin yolu da kendi güçleriyle birleşip örgütlenmesinden geçtiği unutulamaz.

Bütün savaşlarda evrensel mi evrensel ve değişmeyen bir kural vardır; gücünü koruma/düşmanı yıpratarak yok etme! Bu kuralı sadece bir parçasıyla ele alırsak başarı değil, başarısızlığı döşeriz. Ama kuralı bütünlüklü olarak ele alır pratikleştirirsek başarı yolunu izleriz. Yani, evrensel ve değişmez savaş kuralının yalnızca ‘’gücünü koru’’ bölümünü alır, ‘’düşmanı yıpratarak yok et’’ bölümünü es geçersek başarısızlıktan kurtulamayız. Kuralın bütününü uygularsak kazanabileceğimiz başarıyı kazanırız…

Güçlerimizi korumak sadece askeri tedbir veya düşman saldırılarına karşı koruma olarak anlaşılamaz. Zira bazen izlediğimiz sığ-sekter politikalarla güçlerimizi dağıttığımız, yani korumayıp bilakis küçülttüğümüz doğrudur, bu inkâr edilemez bir gerçektir. Örgütün güçlenmesinin bir yolu da güçlerini muhafaza etme becerisini gösterebilmektir. Güçlü bir örgüt yaratmadan ve bu yolda bir ilerleme sağlanmadan düşmanı yıpratarak yok etme pratiği de istenilen-gerekli düzeyde sergilenemez. Düşmanla savaşta güçlerimizi muhafaza ederek geliştirmekten ve onlarla birleşmekten daha makul ve mantıklı bir yol olamaz.

Bütün bunlar düşmanla savaş sahasında diğer görevlerin zayıflatılması, göz ardı edilmesi anlamına gelmez. Tersine düşmanla savaşımın büyütülmesi kaygısı ve gayesi taşırlar. Belirttiğimiz gibi, düşmanla savaşımın büyütülmesinde daha büyük ve öncelikli görevler vardır ve bunlar esnetilip gevşetilmeden yerine getirilmek durumundadır. Düşmana karşı devrimci ilke ve hedeflere bağlı olarak her alanda dişe diş bir mücadele yürütmek varlık gerekçemizdir. Bundan stratejik-taktik olarak uzaklaşmamız ya da ödünde bulunmamız düşünülemez. Stratejinin içinde taktiklere başvurmamız ve taktik içinde taktik kullanmamız ise, doğrudan mücadelenin somut şartlara uygun olarak ele alınıp bilimsel zeminde biçimlendirilmesi gereğidir. Özellikle taktik siyaset ve reflekslerde, ilke ve amaçlara bağlılık dışında başka bir mutlak bağlayıcılık yoktur. ‘’Stratejik savunma’’ dönemi içinde taktik saldırıların esas olması, taktik saldırı dönemi içinde savunma taktiğinin kullanılması vb vs birbirine ters siyasetler değildir. Güçleri koruma taktiği içinde düşmana karşı mücadele görevlerinin yerine getirilmesi de aynı şeydir. Özellikle de güçleri koruma anlayışını yukarıda belirttiğimiz geniş çerçevede ele aldığımızda, güçlerin korunması anlayışının düşmana karşı mücadele görevlerini geri plana atma olmayıp, tersine geliştirme muhtevasına sahip olduğu tartışma götürmez biçimde ortadadır…

Şüphe duyulmaz ki, silahlı eylemin örgütleyici ve toparlayıcı özelliği vardır ve etkisi büyüktür. Silahlı eylem sadece silahlı düşmanla savaş kabiliyeti açısından değil, ya da sadece devrimin dayanması gereken zor ilkesinin benimsenmesi bakımından da değil, silahlı eylem aynı zamanda bu savaşın propaganda edilerek devrim örgütlenmesinin büyütülmesi açısından da önemi büyüktür. Ve eğer bir dizi görev ve çalışmayla yaratılan veya geliştirilen bir örgüt silahlı eylem ve mücadeleyi, silahlı görev ve örgütlenmeyi reddediyor ise, bu örgütün sınıflar mücadelesinde ciddiye alınması ve siyasi iktidar mücadelesini zafere taşıması olası değildir. Düşmanla devrimci zeminde mücadele etmeyen, düşman realitesi, siyasi niteliği ve sınıf karakterine uygun mücadele biçimlerini ön görüp uygulamayan bir örgütün ne gelişme olasılığı, ne de başarı olasılığı yoktur…

Proleter devrimci siyaset tek yanlılığı reddeder!

Meseleyi şöyle özetleyebiliriz; proleter devrimci siyaset ‘’at gözlükleriyle’’ görülemez. Yani, tek yanlı veya düz-bakış açısı proleter devrimci siyasete ait değildir. Tek yanlılık öznelciliktir. Bundan kurtulmak elzemdir. Son derece saygın, değerli ve savaşçılığına gıpta edilecek yoldaşlarımız, kadro ve önderlerimiz vardı. Bu yoldaşların partiye de devrime de büyük katkıları oldu. Hatta bu yoldaşların komünist doğrultuda sıçramalar yaratıp büyük miraslar bırakarak büyük roller oynadığı tartışmasız doğrudur. Ancak mesele bu kadarıyla sınırlı görülemez. Kahramanca mücadele ve eylem pratiklerinde ölümsüzleşen bu yoldaşların bugün yaşıyor olmalarının parti ve devrime sunacakları katkının ne kadar büyük olacağını, mücadelenin gelişmesinde ne büyük etkilerinin olacağını görmezden gelemeyiz. Bu yoldaşlar ölümsüzleşmeseydi-bugün yaşasaydı, mücadelenin ve partinin daha ileri düzeylerde olacağına kim karşı çıkabilir ki. Eğer  partimiz kadrolarını koruma siyasetinde çok daha ciddi pratik politikalar izleyip bahsini ettiğimiz yoldaşların en azından bir bölümünü korumuş olsaydı, ne bugün yaşadığımız sorun ve tartışmaları yaşardık, ne de örgütsel durum ve mücadele düzeyi açısından bugün bulunduğumuz yerde olurduk. Çok daha ileride, çok daha güçlü olacağımız kesindi. Ne ki, partimiz ve elbette kahramanca mücadeleler içinde ölümsüzleşen bu yoldaşlarımız da, tek yanlı düşünüp meseleyi uzun vadeli değil, anlık-güncel görevler ve savaş pratiği açısından ele aldılar. Nitekim son derece ağır kayıplarla partinin örgütsel tecrübe, birikim ve önderlik kabiliyeti bakımından gerilemesi-zayıflamasıyla yüz yüze geldik.

Tek yanlı bakış açısı(tek yanlılık) sadece bu örnekle sınırlı değil, mücadele metotları, örgüt ve örgütlenme biçimleri, teorik anlayış ve siyasetler açısından da aynı önemini korumaktadır. Silahlı eylemi savunan, demokratik çalışmalara burun bükebiliyor. Tersinden demokratik mücadele ve örgütlenmeleri savunanlar da silahlı mücadele karşısında aynı yaklaşıma girebiliyor. Öyle ki, demokratik kurum ve örgütlenmelerden, bu alan çalışmalarının öneminden bahsetmek, silahlı mücadele ve savaşın tasfiye edilmek istendiği şeklinde gülünç eleştirilere maruz kalabiliyor. Ya da silahlı mücadele ve örgütlenmenin öneminden bahsedildiğinde, demokratik mücadelenin yadsındığı algısı gelişebiliyor vb vs… Hâlbuki hepsini devrim mücadelesinin parçası olarak ele almak ve önem sırasına göre öncelikli ele almak, merkezi bir mücadele uyumu zemininde hepsini geliştirmek zorunludur. Devrimin veya mücadelenin biçimlerini vb karşı karşıya koyarak birini ya da ötekini reddetmek sadece mücadele ve örgütlenmeyi zayıflatmaya yarar. Bütün sorun, çalışmaların ekseni devrim kaygısına oturuyor mu, devrimci mücadeleye hizmet ediyor mu, etmiyor mu, ilke ve amaçlarla örtüşüyor mu, çatışıyor mu sorunudur.

Kürt mücadelesi, Efrin direniş savaşı kitlelerin örgütlenmesinin önemini yakıcı biçimde gözler önüne sererken, silahlı savaş ve silahlı ordunun da ne kadar hayati olduğunu ortaya koymaktadır.