13 Aralık 2018
%PM, %19 %642 %2018 %14:%Mar

Siyasal gelişmeler ve burjuva politik dengeler içinde CHP kurultayı!

AKP-Erdoğan iktidarına karşı, kendi burjuva klik çıkarlarını, sağa sola savrularak ve diz çökerek yaptığı muhalefetle temsil etmeye çalışan CHP, “Adalet ve Cesaret” adını verdiği 36. Olağan Kurultayında, gerici burjuva çizgisinde dahi niteliksel bir farklılık yaratamamıştır. “Cumhuriyet ilkelerine dönüş”, soyut “adalet” arayışı, ”parlamenter sistem”, “Avrupa birliği üyeliği”, gibi temel başlıklarda var olan iç ve dış siyasetini tekrarlayan CHP, ne politik çizgi bağlamında, ne de örgütsel bileşen ve irade bağlamında, var olanı tekrardan öteye gidememiştir. Açımızdan, CHP’ nin niteliği açık ve nettir. Tabanında, aydın, ilerici bir kitle bileşeninin olması, CHP’ nin niteliğini belirlememektedir, ve CHP, egemenler sistemi içinde, gerici bir kliğin siyasal temsilcisidir

HABER MERKEZİ(19.03.2018)-Siyasal gelişmeler dikkatle izlendiğinde, (takviminin öne alınması olasılık dâhilinde olan) 2019 seçimlerine göre, burjuva siyaset sahasında ciddi hazırlıklar yapılmaktadır. İç ve dış siyasette, fiili olarak devam eden, baskıcı-otoriter-işgalci, faşist uygulamalar zemininde,AKP ile MHP arasında süren ortaklık, somut seçime yönelik “ittifak” ile  son biçimini almış durumdadır. Tek adam diktatörlüğünün “TC” argümanında karşılığı olan “Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi” seçimlerinde kendi aleyhine doğacak sonuç riskini, en aza indirgemeye çalışan AKP-Erdoğan iktidarı, “ittifak” arayışlarını, fiili yamağı MHP ile sınırlı tutmamakta, BBP, Saadet Partisi gibi, siyasal-ideolojik olarak kendisine yakın bulduğu gerici burjuva guruplarla da sürdürmektedir. Türk egemenler sistemi içinde, iktidar olan komprador işbirlikçi tekelci burjuva klik bu biçimde sürece hazırlanırken, klasik ulusalcı Kemalist çizgide duran klik, CHP’yi sürece göre hazırlamaya çalışmaktadır. Yürütme organı OHAL, ve yasama erki KHK larla, açık faşizm koşullarını uygulayan AKP-Erdoğan iktidarı, seçim sürecine avantajlı girmek için, hakim sınıflar rejiminin projesi olan tekçi diktatörlüğe göre sosyal-siyasal gelişmelere yön vermeye çalışırken, seçim sürecinden önce ve  seçim sürecinden sonra, tüm olasılıkları göz önüne alarak kapsamlı hazırlıklar yapmakta, iç ve dış politikayı bu kapsamda biçimlendirmektedir.

Bugün egemen klikler arasındaki çatışmalarda, belirleyici ve baskın olan AKP-Erdoğan güruhu özgülünde, iktidar olan kliktir. Ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesi başta olmak üzere,  toplumsal muhalif dinamiklere karşı başlattığı topyekün savaş konsepti ile, tüm muhalif dinamikleri açık faşizm ile susturmaya çalışan “TC” iktidarı, devlet ve burjuva siyaset sahasına çektiği dizayn operasyonları ile, devlet-burjuva siyaset sahasını, hukuk-ahlak-kültür gibi tüm ayakları, hakim ideolojik-siyasal-iktisadi çizgiye göre yeniden yapılandırılmaktadır. Bu yapılandırmada, önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek “cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” ve “ Yerel Seçimler”, hakim güçler açısında kilit rol oynamaktadır. Egemen güçler açısından, bu seçimlere kilit rol biçilmesi, burjuva hukuk açısından dahi, bu seçimlerin şeffaf-demokratik ortamda gerçekleşip, seçmenin iradesini beyan etmesi düzleminde değildir. Ki OHAL koşulları ile, olağan bir yönetim tarzı halinde fiili olarak süren açık faşizm, tek adam diktatörlüğü ile, burjuva hukuku, yasama-yürütme ve yargıyı, burjuva kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırarak zaten hükümsüz kılmış durumdadır. Burjuva sistem içinde, eşitsiz ve antidemokratik olan burjuva seçim sisteminin, OHAL şartlarında ve giderek, gerici sistemin hukuku açısından dahi amacından uzaklaştırılıp, rutin yasama gücüne dönüştürülen KHK atmosferinde yapılacak olması, 1 Kasım ve Nisan referandumunda, pratik olarak teyit edildiği gibi, iktidar kliği tarafından her türlü darbeye açıktır. Gerçekleşecek seçimlerin hukuksal niteliği, bu siyasetin tekrarı olacaktır. İlaveten, Efrin işgali ile, iç ve bölgesel çatışmaların, açık savaş hali aldığı koşulların baskılanmasında gerçekleşecek seçimlerin, “ırkçı-şoven” “ milli çıkarlar” manipülasyonu ile kitleler üzerinde bir kuşatmaya dönüştürelecegi, her türlü faşist uygulamanın bura üzerinden “meşrulaştırılacağı” göz önüne alındığında, öncesi ve sonrası süreciyle, seçim, hakim sınıfların sürdürdüğü savaşın açık bir ayağı olarak ele alınacaktır. Ezilen sınıf ve halklara, mazlum inanç ve uluslara (Kürt ulusu ve Aleviler başta olmak üzere), sınıfsal-ulusal-inançsal baskıların yanında, cins baskısına uğrayan kadınlara saldırılarda ortaklaşan egemen klikler, sürdürülen bu savaşın bir parçası olarak, seçimlerde hangi kliğin, hangi araçlarla galip çıkacakları hesabı, klik çatışmasının bir ayağı olarak sürece taşınmaktadır. Bu anlamıyla, seçimlerin niteliğinden çok, hangi aracın daha etkili olup, avantaj yaratacağı hesabı, tüm burjuva kliklerin politikalarına yön vermektedir. Ve her klik, siyasal-iktisadi çıkarlarının ifadesi olan ideolojik duruşuna göre süreci biçimlendirmeye çalışmaktadır.

İçte, ulusal ve sosyal devrimci mücadele başta olmak üzere, tüm toplumsal muhalefete karşı, dış ve  bölge siyasetinde, Kürt Ulusu başta olmak üzere, bölge halklarına  karşı başlattığı inkar ve imha amaçlı işgal hareketinde, yeni bir devlet-toplum projesi adı altında, karanlık tarihsel kökleri olan Rabia- dokuz ışık bileşimi “doktrini” ile, Osmanlı ümmetçiliği ile Cumhuriyetin ırkçılığını birleştiren AKP-Erdoğan (dayanağı MHP) iktidarı, her sosyal-siyasal gelişmeye, gerici çıkarları ekseninde bu ideolojik-siyasal doku ile müdahale etmektedir.

AKP-Erdoğan iktidarı çatısı altında, bugün gerçekleşen “ittifakın” müttefikleri, bu ideoloji ile birleşmektedir. Şoven-ırkçı ulusalcılığı, dokuz ışığı, Ergenekoncuları, Perinçek’i, Başbuğ’u, hatta Kocasakal’ı, cumhuriyet ırkçılığı ekseninde Rabia’ ya bağlayan iktidar, bu ideolojik-siyasal çizgi ile, egemenlik aracı olan devleti yapılandırıyor, burjuva kliklerin temsilcileri olan burjuva siyaset sahasını dizayn ediyor, toplumsal muhalefet ve dinamikleri buna göre baskı altına alıyor. Dinamik toplumsal devrimci muhalefete karşı, açık faşizmle sürdürülen kuralsız şiddet ve baskı, bu ideolojiye uygun tarih okuması ile, kültür-ahlak-eğitim- iletişim-basın ve yayın ayakları ile şekillendirilerek, içte ve dışta sürdürülen saldırganlık, gerici ideolojik çizgisine göre, bir toplumsal şekillendirilişe dönüştürülüyor.  Eğitim müfredatındaki değişim, kadın ve aile kavramına giydirilen gerici elbise, ders kitaplarındaki içerik, Diriliş-Ertuğrul, 1453, Kut-ül Amare, Söz, Dağ, vb. gibi Tv dizileri ve filmler, bu kapsamlı ideolojik-siyasal projenin direk topluma dayatılan biçimleridir.

Osmanlı ümmetçiliği ve yayılmacılığını, “Cumhuriyetçi” Türk ırkçılığı ile evlendirerek, bir egemenlik paradigması oluşturan AKP-Erdoğan iktidarı, bu ideolojik çizgiye uygun güçlerle ittifak halinde, ülkeyi açık faşizmle yönetiyor. OHAL rejimi ile örgütlenen süreç, seçimlerle “meşru” zemine kavuşturulmak isteniyor. İçte ve dışta güçlenmek, siyasetine alan açmak için, toplumsal çatışmaları derinleştiriyor, toplumun en sıradan demokratik-ekonomik yaşam hakkı üzerinden kamplaşma dayatarak, taraf olmayanlar, genel “terör-vatan haini” propagandası üzerinden, tutuklanıyor, kuralsız baskılara maruz bırakılıyor. Ve bu politikasını, içte ve bölgede güçlendirmek için, işgale başvuruyor, bölgesel gerici savaşlarda aktör olmaya çalışıyor. Tüm bu siyasal gelişmeler, burjuva klikler arasındaki gerici çatışmalar dahil, hakim güçler, ve ezilenlere karşı saldırılarda birleşen tüm egemen kliklerle, ezilen ve sömürülen, ulus-sınıf-inanç-cins bileşenlerinden oluşan kitleler arasında yaşanan çatışmayı, son derece derinleştirmektedir. Yani tüm toplumsal sınıf ve güçler açısından, çelişki ve çatışma, duvara dayanmıştır. Her güç kendi ideolojik-siyasal duruşuna göre bu duvarı aşacaktır. Ezilenler açısından, bu bir savaş dayatmasıdır, karşılığı devrimci savaştır. Ama, CHP gibi, burjuva sistemin önemli bir ayağı olan ideolojik-siyasal çizgi için durum farklıdır. Gerici burjuva zeminde, kitlelerin ekonomik-demokratik-akademik haklarını gerekçe yaparak, klik dalaşında kendisine alan açma, her burjuva çizgi gibi, CHP’ ninde çizgisidir.

İç Politik Tıkanıklık Ve Efrin İşgalinin Baskısı Altında CHP Kurultayı, Faşizm ve Savaş!

AKP-Erdoğan iktidarına karşı, kendi burjuva klik çıkarlarını, sağa sola savrularak ve diz çökerek yaptığı muhalefetle temsil etmeye çalışan CHP, “Adalet ve Cesaret” adını verdiği 36. Olağan Kurultayında, gerici burjuva çizgisinde dahi niteliksel bir farklılık yaratamamıştır. “Cumhuriyet ilkelerine dönüş”, soyut “adalet” arayışı, ”parlamenter sistem”, “Avrupa birliği üyeliği”, gibi temel başlıklarda var olan iç ve dış siyasetini tekrarlayan CHP, ne politik çizgi bağlamında, ne de örgütsel bileşen ve irade bağlamında, var olanı tekrardan öteye gidememiştir. Açımızdan, CHP’ nin niteliği açık ve nettir. Tabanında, aydın, ilerici bir kitle bileşeninin olması, CHP’ nin niteliğini belirlememektedir, ve CHP, egemenler sistemi içinde, gerici bir kliğin siyasal temsilcisidir. Bu anlamı ile, kurultayda beklenti olarak ifade ettiğimiz nitelik, ilerici zeminde ortaya çıkacak nitelik değil, kendi gerici klik çizgisinde, AKP-Erdoğan kliğine karşı ortaya koyacağı çizgi meselesidir. AKP-Erdoğan kliğine karşı, iç ve dış siyasette, “muhalefet” adı altında sürdürdüğü çizgisiz, yalpalayan siyasetini, CHP, kurultayında yinelemiştir. Oysa CHP açısından, hem güncel olarak, hem de 2019 seçimleri açısından, politik çıkmazlarını aşacak bir siyasal duruşa ve iradeye ihtiyacı vardı. Mevcut haliyle iç sancılarını, politik açmazlarını aşamayan bir kurultay gerçekleştirmiştir.

Bugün AKP-Erdoğan diktatörlüğünün havzasına, “darbe karşıtlığı”, “terörle mücadele konsepti”, “milli çıkarlar” siyaseti ile güç taşıyan, “devletin bekası” meselelerinde, AKP-Erdoğan açık faşist diktatörlüğünün değirmenine su taşıyan CHP, AKP-Erdoğan diktatörlüğüne kendi sınıf çıkarları ekseninde karşı duruşunu, bu politikaların özeleştirisi üzerine ifade etmesi gerekirdi. Rejimin, tüm burjuva egemenlik erklerinde, açık faşist diktatörlüğe göre yapılanmasını es geçerek, muhalefetini, AKP-Erdoğan karşıtlığı üzerine oturtan CHP, hükümet olma durumunda, aynı rejimi yapılandıracağının siyasetini ortaya koymaktadır. Devrimciler ve komünistler açısından, tarihsel tecrübeleriyle bilinen bu gerçek, geniş kitleler açısından da bilince çıkarılması gereken bir gerçektir. HDP nin, ilerici-devrimci muhalefetini parçalamak, Kürt ulusunun meşru mücadelesi başta olmak üzere, devrimci-sosyalist güçlerin, toplumsal dinamiklerle birleşerek sürdürdüğü mücadele iradesini kırmak için “dokunulmazlıkların” kaldırılması sürecine evet diyen CHP, bu tarihsel günahı ile, “adalet” yürüyüşünde biriken kitlelerin öfkesini yatıştıran bir rol oynamış, ve son Efrin işgali ile,” milli çıkarlar için terörle mücadele” siyasetiyle “TC” iktidarının bir parçası olduğunu beyan etmiştir. Bu CHP’nin açık karşı devrimci niteliği için yeterli bir veridir. Ama egemen klikler arasındaki ilişkiyi belirleyen temel olgu, “milli çıkarlar” eksenindeki “uzlaşma” değil, iktidara sahip olma, devlet gücünü eline alma ve artı-değerin hangi kliğin gasp edeceği meselesi belirlemektedir. Egemen klikler arasındaki çatışmayı bu belirlemektedir ve bu çatışma, ezilen yığınların siyasal-iktisadi-akademik talepleri üzerinden sürdürülmektedir.

CHP, sınıfsal karakteri gereği, gerici sistem içinde kendisine biçilen rolü oynadığı için, ”dokunulmazlıkların kaldırılmasına”,baskı,şiddet ve katliamlarla süren topyekün savaşın, stratejisi olan “terörle mücadele konseptine”, kayıtsız şartsız destek vermiştir. Ve son Efrin işgaline verdiği açık destek, bu sınıfsal karakterinin, güncel siyasal gelişmelerle onaylanmasıdır. Kuşkusuz bunu CHP’nin çapsız siyaseti olarak tanımlamamak gerekir. CHP, karşı devrimci olan siyasal çizgisine göre belirlediği politika ile iktidarın bu saldırılarına destek vermektedir. Ama iktidar nimetlerinden faydalanmak için, kendi klik çıkarlarını AKP-Erdoğan kliğine karşı savunmaya çalışırken, hakim sınıfların, iç ve dış siyaset sahasında belirlediği politikaların, askeri stratejilerin dışına çıkamadığından, klik dalaşında, siyaseti çapsızlaşmakta, sağa sola yalpalayan bir seyir izlemektedir. Ve son tahlilde, AKP-Erdoğan iktidarı, CHP özgülünde siyasal iradesini merkezileştiren kliğe karşı, yarattığı kuşatma ile, hem CHP’yi kitleler özgülünde etkin siyaset yapmasını sınırlamakta, hem de, yaptığı politik manevralarla, CHP’nin burjuva siyaset sahasında etkin olmasını engelleyebilmektedir.

Burjuva İktidar Çatışmasına Hapsedilmiş Bir “Muhalefet”, “TC” İktidarınının Stratejik

Saldırganlığını Güçlendiren Bir Rol Oynamaktadır!

Ortadoğu ve Suriye özgülünde emperyalist blokların sürdürdüğü hegemonya savaşı, Türkiye başta olmak üzere, birçok bölgesel devletin, jeopolitik konumunu daha da önemli kılmıştır. Emperyalist-kapitalist sistemin önemli güçlerinden biri olan Rusya’nın, bölgeye direk askeri müdahalesi ile, iki emperyalist kampın merkezi güçleri olan ABD ve Rusya arasındaki hegemonya çatışması, bölgede süren derin çatışmalar ve savaşlarla sürmektedir. Bu emperyalist hegemonya mücadelesi, bölgesel güçlere, özel olarak da, İran ve Türk hakim iktidarına, bu iki güç arasındaki çatışmalardan faydalanarak, görece daha etkin hareket etme alanı açmıştır. ABD’nin bölgedeki konumlanışını daraltma hedefinde olan Rusya, “TC”nin, vassal-Osmanlıcı hayallerine göz yumarak, Efrin işgaline onay vermiştir. Kürt ulusunun Rojava ve Efrin’deki meşru-demokratik duruşunu, “terör koridoru-sınırlarını güvence altına alma” bahanesiyle, bu iki güç arasındaki çatışmadan faydalanarak, Rusya’nın icazeti ile işgal etmiştir. Bunun somut tanımı, Kürt ulusunu inkar ve imha etmek için sürdürülen haksız savaştır, işgaldir.

“TC” iktidarı, Suriye’de, siyasal ortağı cihatçılarla ittifak halinde, “Fırat Kalkanı”, “Zeytin dalı harekatı” ile işgalci bir güçtür. Bölge siyasetini, Kürt ulusunun tüm demokratik kazanımlarını tasfiye etme üzerine kuran “TC”, işgal hareketi ile açtığı alanlarda, İslamcı cihatçıları konumlandırarak, Suriye ve Ortadoğu’daki projesini savaşla hayata geçirmek istemektedir. “TC” ile ilişkilerini, konjektürel olarak sürdüren, NATO ve ABD’yi zayıflatma stratejisi içinde, “TC” yi kendisine yedekleyen Rusya ile anlaşarak, PYD-YPG’yi, PKK’nin uzantısı “terör gücü” tezini, işgal hareketinin siyaseti haline getiren AKP-Erdoğan iktidarı, Rojava Kürtlerinin demokratik kazanımlarını, Müslüman Kardeşler, El-Nusra, İŞİD kalıntıları, kafa kesici cihatçı güçlerin bileşkesi olan ÖSO ile ortak askeri işgalle tasfiye etmek istemektedir. Amaç bellidir. Batı Kürdistan’da, Kürt ulusunun yerine, cihatçı güçleri yerleştirmek ve bu güçler üzerinden işgalci iştahına yeni bir alan açmak. Emperyalist ve bölgesel güçlerin konumlanışı, Efrin ve Rojava direnişinin buna olanak tanıyıp tanımaması başka bir boyuttur. Ama AKP-Erdoğan iktidarının hedefi budur.

İçeride, AKP-MHP’nin ırkçı şoven ideolojisine göre şekillenen, militarist yöntemlerle, tüm demokratik-ekonomik-akademik haklar gasp edilmiş, OHAL rejimi ile, bütün sivil toplum örgütleri, sendikalar, dernekler, meslek kurum ve odaları, muhalif siyasi partiler, gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, sanatçı ve aydınlar baskı altına alınmıştır.  Savaşa karşı barış istemek, “terör suçu” kapsamında yargılanmaktadır. İktidarın politikalarına itiraz eden dahi tutuklanmaktadır.Açık faşizm koşulları ile, Türkiye-Kuzey Kürdistan’ı hapishaneye dönüştüren, tüm toplumsal muhalif dinamiklere karşı, militarize ve paramiliter güçlerle baskı, şiddet ve katliamları gerçekleştiren, işgal hareketleriyle, bölgedeki gerici savaş konseptinin bir parçası olan AKP-Erdoğan iktidarının tüm bu politikalarında, CHP destekleyici rol oynamıştır. Sınıfsal niteliği bu olmasına karşın, zulüm kıskacındaki ezilenlerin, demokrasi, özgürlük, adalet ve hak arayışlarını, siyasetinde gündemleştiren CHP, toplumun bu taleplerini kullanarak, burjuva klik dalaşında kendisine avantaj yaratmak istemektedir. Ve 2019 stratejisini, “Tek Adam Rejimine” hayır diğer cephenin üzerine kurmaktadır. Yani bir taraftan, rejimin bekası meselelerinde, hakim sınıfların iktidarını destekleyen CHP, diğer yandan iktidar dalaşında, kitlelerin, “demokrasi-barış-özgürlük” taleplerine sarılmaktadır.

Kuşkusuz bu duruşun tarihsel kökleri ve sınıfsal niteliği vardır. Bugün CHP kurultayında bazı muhalif anlayışların ifade ettiği gibi, CHP nin süreç babındaki tutumu, münferit, dönemsel önderlikten kaynaklı bir “hata” değil, 90 yıllık “cumhuriyetin” kuruluş felsefesi olan, inkar ve imha ideolojisinin bir tutumudur. Cumhuriyetin kuruluş ilkeleri denen siyaset, farklı ulus ve azınlıkları, inanç guruplarını, ezilen ve sömürülen halkları, inkar ve asimilasyonla kırımdan geçiren siyasettir. Bugün hakim sınıflar iktidarının karşısına, bu siyasetle çıkıp alternatif olduğunu söylemek, demokrasi ve barış lafazanlığı yapmaktan öte bir anlam ifade etmez. Son CHP kurultayında da görüldüğü gibi, CHP gibi bir düzen partisinin, ezilenlerin yaşam alanlarını ilgilendiren bir gündemleri de yoktur. Egemen kliklerle yaşadığı iktidar çatışmasında, kitleleri kendisine yedeklemek için, demokrasi, özgürlük ve adalet arayışlarını kullanmaktan öte, mevcut sistemle cepheden bir çatışma çizgisi yoktur-olamaz da..

Bu Gerici Zihniyetin İzinde, Birkaç Başlıkla, CHP Kurultay Sonuçları!

Bu gerici miras üzerinde, sınıfsal çıkarına göre siyaset yapan CHP, son kurultayında, “devletin bekası”, “terörle mücadele konsepti”, ”milli menfaatler”, ”vatan-millet bütünlüğü” gibi, gerici siyasetin zemini olan kavramlar üzerinden, mevcut iktidarın iç ve dış politikadaki tüm saldırganlığını onaylamış, iktidar dalaşında, bu kavramları, “demokrasi-adalet-özgürlük” gibi değerlerle cilalayarak, kendi kliğine sistem içinde avantaj yaratmak istemiştir.

Bir yandan “demokrasi-adalet-toplumsal özgürlükler” derken, diğer yandan, bugün bölgenin temel sorunu halini almış, emperyalist ve bölgesel gerici güçler arasındaki çatışmaları-“uzlaşmaları” belirleyen bir ulus konumundaki Kürt sorununa ilişkin, cumhuriyetin kuruluş felsefesindeki inkarcı ve imhacı tutumdan öte bir siyasal proje üretememektedir. “Kürt sorununu demokratik yöntemlerle çözeceğiz” genel yaklaşımı, “TC” egemenler sisteminin, tarihsel sürecince tekrarladığı, inkar-imha ve katliam, soykırım ve asimilasyon siyasetinin tekrarıdır. CHP kurultayında bu tarihsel ve güncel gerçekliği “demokratik yöntemlerle çözeceğiz” sosuyla yinelemiştir.

İktidara geldiğimizde,” OHAL’i kaldıracağız”, “özgürlükler alanı açacağız”, “Adaleti sağlayacağız”, vaatleri, muhalefete düşmüş her burjuva partisinin klasik vaatleridir. Bu vaatlerin kurultayda ifade edilmesi, bir nitelik değildir. “Adalet yürüyüşüyle”, “Man adası belgeleriyle”, sert muhalefet adı altında, kitlelerin tepkisinin gazını alan CHP, bu eksende gündemleştirdiği muhalefeti devam ettirememiş, iktidarın somut faşist uygulamalarına karşı, kendi klik çıkarları doğrultusunda dahi politik bir merkez olamamıştır.

İktidarın işgal ve iç faşist baskılarında, rejimin bekası adı altında, AKP-Erdoğan diktatörlüğüne destek veren CHP, burjuva siyaset sahasının, tek adam diktatörlüğüne göre dizayn edilmesi politikalarına da, cepheden bir tutum alacak politika üretememiştir. Hakim iktidar, CHP’nin, ana muhalefetinin, “milli dava- terörle mücadele” gibi bütün konularda, yanında saf tutacağından emindir. Bundan dolayı AKP-Erdoğan yönetimi, MHP gibi “ittifak” kurma yerine, CHP ile herhangi bir uzlaşma sağlamak yerine, yarattığı çatışma ile, iç politikada gerilimi arttırmakta, ve bunu kendisi için bir avantaja dönüştürmektedir. Çünkü mevcut politik dengeler içinde, CHP ile çıtası yüksek bir gerilim siyaseti, AKP’yi kazançlı çıkaracağı hesaplanmaktadır. CHP ile, MHP gibi kurulacak bir “milli mütakabat”, CHP’ nin tabanında ciddi bir kopma yaratacak ve bu da HDP’ nin yükselişi anlamına gelecektir. Burjuva siyasetin kendi içindeki dengeleri açısından, bu durum ciddi gedikler anlamına gelmektedir. Bu anlamıyla, AKP-Erdoğan-MHP “ittifakı, CHP ile uzlaşma zemini arama yerine, çatışma zeminini derinleştirmektedir. CHP’nin, Efrin işgaline verdiği desteği, detaylar üzerinden ters yüz edip çatışma konusu yapmasının nedeni budur. Çünkü CHP ile çatışma, MHP-AKP “mütabakatını” güçlendireceği hesaplanmaktadır. Meselenin diğer ayağıda, Nisan referandumunda ortaya çıkan “hayır” bloğunu parçalama gayretidir.  “Hayır” bloğu, sadece CHP’nin oy potansiyeli değildir. Açık faşizm koşulları ve tek adam diktatörlüğüne karşı duran, tüm toplumsal dinamiklerin duruşudur. İtibarsızlaşmış bir CHP ile burdan parça koparmak, CHP içindeki zaafları kaşıyarak (Kürt fobisi gibi), içindeki milliyetçi-ulusalcı-ırkçı damarı kışkırtmak, tabanda demokrasiden yana olan güçlerin huzursuzluğunu arttırmak, iktidarın, “hayırcı” bloğu CHP üzerinden parçalama politikalarıdır.

CHP kurultayında, kendi klik çıkarları ekseninde dahi, iktidarın bu siyasetini boşa düşürecek bir siyaset ortaya koyamadığı gibi, yalpalayıcı siyasetinde devam etme iradesini beyan etmiştir. ”OHAL” in kaldırılması ve “tek adam-tek parti rejimine” karşı mücadele, Kürt ulusunun tüm demokratik-ulusal haklarını, koşulsuz tanımayı gerektirir. Kürt ulusal sorununda, AKP-MHP’ nin, ırkçı-inkarcı-işgalci “milli mutabakat” gemisine bineceksin, ama “OHAL ve tek adam rejimine karşı çıkacaksın. Ve bu tutumunla, yüzde 50’lik ‘Hayır bloğu’nu yan yana tutacaksın. 2019 seçim stratejisini bunun üzerinden kuracaksın..

CHP kurultayında, yüzde 50’yi hedefleyen dengeci-merkezci siyasetle, egemen kliklerle sürdürdüğü iktidar mücadelesinin toplumsal ayağını oluşturmaya çalışsa da, mevcut politik çapı ile bunu sağlamaktan uzaktır. Efrin işgali, AKP-Erdoğan iktidarına, paramiliter çetelerin, cihatçı çizgilerin, dokuz ışığın, Rabia’nın, ırkçılığın bir araya gelmesini sağladı. CHP’nin, milliyetçi-şoven çizgi ile, işgale arka çıkarak, içindeki Kürt fobisini esas alarak, topluma uygulanan tüm baskı ve şiddeti “terörle mücadele konseptine” bağlayarak, Türkiye-Kuzey Kürdistan demokrasi güçleriyle birleşemeyeceği hesaba alındığında, sömürülen halklar, ezilen ulus ve inançların CHP üzerinden ifade edeceği bir iradeleri yoktur. CHP’ yi, gerici iktidar dalaşında, sistem içinde kendi çapsızlığına, gerici sınıfsal karakterine mahkum etmek gerekmektedir.

CHP kurultayında, değerlendirmeye muhtaç diğer bir konuda, sınıfsal duruşuna karşın, CHP’ nin söylemleriyle pratik duruşu arasındaki derin çatışmadan beslenen, Muharrem İnce’nin konuşmasının, salonda bulduğu karşılıktır. Muharrem İnce ve  İlhan Cihaner-Selin Sayek Böke ikilisinin başını çektiği “Gelecek için Biz” grubunun, parti içi muhalefette taktik vuruşlarını “sol” dan yapması ve bunun kurultay alanında karşılık bulması, öne çıkmış bu kişilerin siyasal tercihlerinden öte, dinamik olan tabanın talepleri olarak okumak gerekir. Son dakika “sol cesaret” bildirgesi, yine tabanın duruşu bağlamında anlamlıdır. Ama tabanın tüm bu beklentilerine karşın, Kurultay, bilindik siyasetle merkezileşmiş, PMK bu siyasete uygun oluşmuştur. Buda CHP’ nin, çok övündüğü, parti içi demokrasinin niteliği açısından çarpıcıdır.

Bu anlamıyla, CHP’ nin tabanındaki, demokrasi güçlerinin sorumluluğu, CHP’ nin burjuva sistem içindeki çizgisini aşan bir sorumluluktur. CHP çizgisine hapsedilmiş bir mücadelenin çıktığı yer, gerici burjuva sistemdir. Türkiye -Kuzey Kürdistan’da, faşizmin saldırılarında, iradesinde gedik açacak, işgalci faşist cepheye teslim olmayacak yol, devrim-sosyalizm mücadelesinde merkezileşmiş, düzen sınırlarını aşan iradedir. Tercih, bu kalın çizgiler üzerinden yapılmalıdır…

Halkın Günlüğü 12