09 Aralık 2018
%AM, %18 %450 %2018 %09:%Nis

Gelişmek ve Güçlenmek İçin Tecrübelerden Öğrenmek Şarttır

 

Tarihten ve tarihimizin tecrübelerinden öğrenmeliyiz. Halk kitlelerinden ve kitlelerin eyleminden öğrenmeliyiz. Devrimci tarih ve tecrübeden, sosyal pratikten, dostlarımız ve deneyimlerinden öğrenmeliyiz. Doğrulardan ve yanlışlardan, özellikle de yanlışlarımızdan ders çıkarıp öğrenmeliyiz. İyi şeylerden ve kötü şeylerden öğrenmeliyiz. Düşmanımız asla bizlerin kılavuzu olamaz ama düşmanlarımızdan da öğrenmesini bilmeliyiz. Düşmanımız bizlere neler yapmamamız gerektiğini gösterirken, bazen yapmamız gerekenler konusunda da bizlere öğretici olabilir. Doğru orantılı öğrendiğimiz gibi, ters orantılı da öğrenmeliyiz. Öğrenmeyen gelişmez, ilerlemez, güçlenmez ve büyümez. Öğrenen gelişir, güçlenir, büyür.

HABER MERKEZİ (19.04.2017)Öğrenmenin birçok biçimi vardır. Ama biz daha çok en kolay öğrenme metodu üzerinde durmakla yetineceğiz. Öğrenmeden değiştirme pratiğini gerçekleştirmek veya insanlığın kaderini değiştirecek tarzda büyük bir değiştirme iddiasında bulunmak yeterince ciddi olamaz. Parti de devrim de bir sistemdir. Bu sistem sağlanmadan başarı elde edilemez. Sistem, sistemlilik ve istikrarlılık üzerinde kurulur. Bu sistem küçükten büyüğe kadar bütün unsurlarıyla bütündür. Sistemin bir halkasının eksik ve zayıf kalması bütün sistem çarkını etkiler. Bu bakımdan sistemi oluşturan bütün sistem uzuvlarının doğru tesisi şarttır. İdeolojisi sağlam olmadan ilkesi sağlam olamaz, ilkesi sağlam olmadan siyaseti sağlam olamaz, siyaseti sağlam olmadan kavram ve argümanları sağlam olamaz. 

Açık ki, sistemde aksamalar veya aksaklıklar vardır. Bunlar sistemin hangi halkalarındadır? İdeoloji, ilke, strateji, bilimsel teori gibi temellerde sorundan ziyade esasta olumluluk vardır. Ne var ki, siyaset alanı ve somut koşullara uygun siyaset ve taktiklerin üretilerek devreye sokulması esas sorunlu halkadır. Parti 1. Kongresi sonrası bu halkada ciddi adımlar atıldı, ön açıcı perspektif ortaya konuldu. Bu perspektif ışığında dogmatik direnç noktaları esasta kırıldı. Siyaset sahasında da belli gelişmeler sağlandı. Fakat siyasetin yürütülmesinde belirleyici olan kadro-önderlik sorunu esasta çözülemediğinden bu aksamalar önemli oranda devam etmektedir. Kadro sorunu çözülmemesine karşın, tarihi muhasebe belgesinin ileri bilinciyle tarihimizden ve hatalarımızdan öğrenerek siyaset sahasında önemli eşikler aşılmıştır. Bugün devrimci, demokratik, ilerici güçlerle mücadele ve devrim sorunlarını konuşuyor, sınıf mücadelesinin ihtiyaçlarını tartışıyor, güç-eylem birliklerinde ortaklaşıyor, devrimci cephenin zayıflıklarını giderek komprador tekelci burjuva iktidarlara karşı mücadelenin geliştirilmesi kaygısıyla ittifak ve birlikler gerçekleştiriyor, faşist baskı ve saldırganlığa karşı devrimci duruş ve mücadelenin geliştirilmesini ortak kaygı olarak paylaşıyoruz. Kısacası, sorunlu olan halkada önemli gelişmeler sağlanmış olsa da bu halkada kat edilmesi gereken daha uzun bir yolun önümüzde durduğu bir gerçektir. Demek daha çok öğrenmek, çalışmak ve emek vermek gerekmektedir.

KENDİMİZİ ELEŞTİRMEDEN DOĞRUYU ÖĞRENEMEYİZ!

Tarihten ve tarihimizin tecrübelerinden öğrenmeliyiz. Halk kitlelerinden ve kitlelerin eyleminden öğrenmeliyiz. Devrimci tarih ve tecrübeden, sosyal pratikten, dostlarımız ve deneyimlerinden öğrenmeliyiz. Doğrulardan ve yanlışlardan, özellikle de yanlışlarımızdan ders çıkarıp öğrenmeliyiz. İyi şeylerden ve kötü şeylerden öğrenmeliyiz. Düşmanımız asla bizlerin kılavuzu olamaz ama düşmanlarımızdan da öğrenmesini bilmeliyiz. Düşmanımız bizlere neler yapmamamız gerektiğini gösterirken, bazen yapmamız gerekenler konusunda da bizlere öğretici olabilir. Doğru orantılı öğrendiğimiz gibi, ters orantılı da öğrenmeliyiz. Öğrenmeyen gelişmez, ilerlemez, güçlenmez ve büyümez. Öğrenen gelişir, güçlenir, büyür.

Komprador tekelci burjuva klik ve siyasi partilerinin yoğun siyasi tempo ve görüşme mekiği trafiğiyle aktüel olarak yürütüp derinleştirdiği ittifak çalışmaları içinde olduğu, ittifaklara duyduğu ihtiyaç temelinde iltihaka varan ittifak politikaları gerçekleştirdiği bugünkü durumda, hâkim sınıflara karşı büyük eşitsizlikler ve bilumum baskılar altında mücadele eden devrimci sınıf siyasi güçlerinin ittifak ve birlikler politikasında ketum ve tutuk davranması olsa olsa dar görüşlülüğün ürünü olabilir. Devleti elinde bulunduranların ittifak ve birliklere bu denli önem veriyorken, büyük zorluk, imkânsızlık ve baskılar altında olan ve burjuvaziye karşı mücadelede örgütsel-siyasi güç olarak zayıf/cılız olan ama örgütsel-siyasi güç olmaya da mutlak ihtiyacı olan devrimci parti ve güçlerin (devrimci hareketin) ittifak ve birliklere gereken önemi vermemesi veya bunu pratikleştirememesi düşündürücü olmakla birlikte sorgulanması gereken bir meseledir. Devrimci hareket, tarihsel haklılığına, bilimsel ileriliğine, haklı bir davaya sahip olmasına ve ezilip sömürülen milyonların çıkarlarını temsil etmesine rağmen “neden büyüyemiyoruz, neden güçlenemiyoruz” sorgulamasını daha ciddi ve köklü bir yaklaşımla ele alıp tartışmak zorundadır. Maalesef tam da bu noktada devrimci hareket burjuva egemen sınıflardan öğrenmek durumundadır. Küçük düşünmekten, basit hesaplar yapmaktan, geri saplantı ve sakat anlayışlarından kopmak durumundadır. “Benim olsun” bencilliği ve ben-merkezciliğini terk ederek, halkın/devrimin kaderini kendi ihtiras, sübjektif hayal ve grupsal çıkarlarına kurban etmemelidir. “En iyi komünist benim” yarışını bırakmalı, en azından bu yarışı devrimci halk güçleriyle yürütmekten vazgeçmelidir. Tasavvur ettiği iktidar ve devlette yer vereceği halk güçleriyle şimdiden ittifak ve ortaklıklar yaparak bu iktidar ve devlete ulaşabileceğini idrak etmelidir. Burjuvaziye karşı mücadelede halkı ve halkın siyasi güçlerini birleştirme ve onlarla birlikte yürüme bilincine sahip olmalıdır. Büyüme ve güçlenmesinin, aynı zamanda kitlelere güven veremeyip onlarla birleşememesinin, onları birleştirip harekete geçirememesinin temel sorunlarından biri kopamadığı bu dar düşünüş ve sakat anlayışlarıdır.

Devrimci harekette hüküm süren sorunların birçoğu, benzeri ve türevleri partimizde de cereyan etmektedir. Genel tablo ile birlikte partimizin kendine has eksiklikleri, hataları, sorunları da vardır. Dolayısıyla partimiz de aynı ivedilikle sorun ve hatalarına eğilmek, gerekli adımları atmakla mükelleftir. “Reformist”, “revizyonist” diyerek bu değerlendirmede bulunduğumuz hareketlerin politik olarak demokratik ve ilerici yanlarını, siyaset alanında ortak paydalarda buluşabileceğimizi es geçtik. Legal parti kuran hareketleri, daha doğrusu legal partinin kurulmasını peşinen düzen içi, reformist v benzeri değerlendirerek yadsıdık. Kuşkusuz ki, siyaset sahamızı da bu anlayışlarımızla daralttık. Legal parti kurmayı bir kenara bırakalım, muhtarlık seçimlerini boykot ederek sandıkları yaktık, muhtarlardan mühürleri topladık. “Sosyal faşistler var” gerekçesiyle devrimci platform ve eylem birliklerinden çekildik, kendimizi devrimci güçlerden adeta tecrit ettik. “Karşı devrimci” diyerek ulusal hareketle oldukça sorunlu süreçler, olumsuz ilişkiler dönemi yaşadık. Özünde bütün bu süreçlerin hepsi Partimiz adına geri tutum olup aleyhine işleyen süreçlerdi. İçte de/iç tartışma ve sorunlarda da benzer bir örgütsel hat-çizgi izledik. Parlamento bir kürsü olarak kullanılır mı, kullanılmaz mı, seçimlere girilir mi, girilmez mi, ikilemindeki tartışmalar temel tartışmalarımız olarak yer aldı ve ciddi sorunlara vesile oldu bu tartışma ve anlayışlarımız. Ayrılık ve bölünme gerekçelerini giderilebilir olan örgütsel sorunlarla, parlamento ve benzeri eksenli tartışmalardaki sağcı-solcu damgalamalarıyla izah ettik. “Sağcıları” partiden atmayı-kovmayı büyük bir iş ve eylem bildik. Önderlik çizgisindeki sapma ve hataları ayrılma vesilesi yaptık. Birini attık, biri ayrıldı, biri bıraktı derken tükete tükete, savura-savura geldik. “Bir ikiye bölünür’’ diyerek örgütsel ayrılıkları, ayrılma-kopma, itme veya öteleyip dışlamayı, bölünüp parçalanmayı bu felsefeyle bilinçsiz biçimde meşrulaştırdık. Diyalektik “iki bir olmaz, bir ikiye bölünür” derken, örgütsel gücünüzü bölün demiyordu ama biz onu yapıyorduk. Evet diyalektik iki yanlış bir doğru yapmaz ve zıtların birliği gereği her çelişki sürekli-evrensel ve kaçınılmazdır diyordu. Bu çelişki belli nitel zemine oturduğunda zıtlar birbirini yadsır ama bu yadsıma olumlamaya tanık olur, bu helezon böyle devam eder diyordu. Ne ki biz olumlama sürecini yadsıdık-görmedik. Yadsıdıkça yadsıdık. Sonuç ne oldu? Güçlerimizi heba ederek, çarçur ederek hovardaca kullandık ve örgütsel küçülmeyi kader haline getirdik…

KAZANMAK İÇİN KENDİ GÜÇLERİMİZLE BİRLEŞMELİYİZ!

Oysa kendi dinamikleriyle birleşmeyen, kendi kuvvet ve güçleriyle bütünleşmeyen ve kendi potansiyeliyle buluşmayan bir partinin örgütsel-siyasi bakımdan güç olması, son tahlilde partide birliği, partide birlik zemininde sınıfın birliğini, sınıfın birliği üzerinde devrimci halk kitlelerinin birliğini sağlaması düşünülemez. Bu yeteneği gösteremeyen (adı komünist de olsa) siyasi bir hareketin-partinin devrim eyleminde muvaffak olması da (mucize dışında) mümkün olamaz. Mucizelerle değil, bilimsel unsurlarla biçimlenen gerçek mücadelelerle ilerleme yolu sürdürülüp devrimci değişim eylemi başarılabilir. Proleter devrimciler rastlantı, şans ve boş beklentilerle değil; bilimle, emekle, bedelle, cesaretle kazanılmış birikimlere dayanarak başarıya ulaşabileceğini öngörür.

Yıllarca “ideolojik arınma” doğrusuna sarılarak “arınmalar” yaşadık. Ne var ki, “arınma” diye anlayıp olumladığımız bu “arınma” süreçlerinin hiçbiri ilerlememize, gelişip güçlenmemize hizmet etmedi, pratik olarak da bu sonucu yaratmadı. “Az olsun öz olsun” diye avuttuk-kandırdık kendimizi. Tamam, mesele nitelikle nicelik arasında bir mesele olursa niteliğe önem vermek doğrudur. Ancak atıp azaltma/bölüp küçültme pratiğini kabul ettirip ikna edici bir mantığa oturtmak ve durumu izah etmek için “az olsun öz olsun” sözünün arkasına sığındık. Oysa az gerçekleşiyordu ama öz gerçekleşmiyordu. Çünkü ayrılma veya atma eylemi öz ya da niteliği geliştirmiyor, bilakis onu kemirip eritiyordu. Bu ayrılık ve atmalar öz olma veya nitelikli olma zeminine oturmuyor ama çoğu dağıtıp küçültmenin üstüne tam oturuyordu. Sözün özü sudan sebeplerle ve gerçek dışı teorik-kavramsal savunularla gereksiz-anlamsız bölünme ve ayrılmalar, atıp uzaklaştırmalar veya bırakmalar dinamiğimizi tüketen unsur olarak işletile-işleye geldi. Her ayrılık dönemi tarafların birbirine karşı kendini kanıtlama ve kitleyi kazanma adına girdiği kısa bir heyecanlı süreçten sonra gerçekliğine dönerek zayıflatmaktan öteye bir işlev görmedi. Aksi süreç ve gelişme istisnadır.

Şimdi hangi kente, hangi sokağa bakarsanız eski bir kadromuza, eski bir yoldaşımıza denk gelirsiniz! Çoğu atılmış, ayrılmak, bırakmak zorunda kalmış yoldaşlar. Şimdi hepsiyle buluşmanın zamanıdır. Bu parti, emek veren her yoldaşın eşit düzeyde partisidir. Emek vermiş yoldaşlar bugün geldiğinde bu parti bizler kadar onlarındır da. Belki daha çok onların, onların emeklerinindir de. Bizlerin görevi bu yoldaşlarla birleşmek, bütünlüğü sağlamaktır. Parti kendi dinamikleriyle buluşmak zorundadır. Güçlenmesinin önemli ayaklarından biri budur. Bunu şimdiye kadar ihmal ettik. Parti 1. Kongresi bu konuda son derece değerli ve ileri bir adım attı. Fakat buna uygun pratik süreç tam olarak işletilemedi. Partinin yaşadığı büyük darbe ve sancılar bir sebepti ama bu sorun daha fazla ertelenmeden yerine getirilmek durumundadır. Bu vesileyle Parti’ye karşı olumlu yaklaşım ve değerlendirmeye sahip olan, partiyle duygusal bağı süren, Parti’yle şu veya bu oranda ortaklaşmayı düşünen bütün yoldaşlara çağrımızdır! Bu Parti kendi güç ve dinamiklerine her zaman açıktır. Partimiz partiye verilmiş hiçbir emeği inkâr etmez. Uzun süre kopuk kalmış olsa da her yoldaş bilmelidir ki, bu parti kendilerinin de partisidir. Bu parti bu yoldaşların verdiği emekten dolayı kendilerine müteşekkirdir. Kapıları her zaman açıktır. Birleşebildiğimiz oranda birleşmeli, öngördüğümüz görev ve çalışmalarla örgütlenmeliyiz.

GÜÇLENİP İLERLEMENİN TEMEL BİR YOLU HATALARIMIZI DÜZELTMEKTİR!

 Düşmanla kavganın düşük ve zayıf olduğu şartlarda iç didişme ve dar kavgaların yaşanması bir nevi anlaşılır zemin bulsa da, bu sığ kavgaları benimsemek mümkün olamaz. Maalesef enerjinin çoğu düşmana karşı kavgada değil, bu iç kavgalarda harcanmış, bu didişme bilinçsizce bir meziyet sayılmış, hatta bazı durumlarda bütün mücadele ve yoğunlaşma bu iç didişmelerde-kavgalarda odaklanmıştır. Bu durum bilinç bulanıklığı olduğu kadar, pratikte kendine düşmanlık ve kendini zayıflatarak dağıtmadan öteye anlam taşımamaktadır. Genel işlevi de esasen bu olmuştur.

Birbirimizle didişerek, kavga ederek gelişemeyiz. Hatalı olarak içte süreklileştiren didişme hali, uyumsuzluk ve kavga durumu birliği bozar, ayrıştırır, bölüp parçalar küçültür. Oysa ideolojik, kültürel, siyasi ve örgütsel payda ve çalışmada sağlanan uyumluluk, sağlamlaşan birlik geliştirir, güçlendirir, büyütür. Burada kast edilenin sağa-sola çekilmemesi için ekleyelim ki, içteki didişme ve kavgadan kastımız içte sığ anlayış ve yaklaşımlarla yürütülen dar didişme ve “anlamsız” kavgalardır. Daha da önemlisi, bu kavramlarla kast ettiğimiz doğru-yanlış mücadelesi orijinine dayanan çizgi mücadelesi-ideolojik mücadele değildir. İçte eleştirinin yürütülmesi hiç değildir. Çizgi veya ideolojik mücadeleyi ve eleştiri-özeleştiriyi, tartışma konusu yaptığımız içteki “didişme” ve “kavga” kavramları dışında tutarak doğal, yapıcı, iknaya dayalı bilimsel metotla yürütülen zorunlu bir süreç ve gerekli bir kaçınılmazlık olarak tasavvur ediyor, dar “didişme” ve “kavganın” aksine gelişmenin, ilerlemenin ve güçlenip büyümenin silahı olarak değerlendiriyoruz. Dolayısıyla, yapı ya da gücü bölüp parçalayan, zayıflatıp küçülten unsur, sığ düşünüş, bencil hesap ve küçük kaygıya dayanan dar didişme ve kavgadır. Yıkıcı, bölücü, bozguncu olan budur, eleştiri veya ideolojik mücadele değildir.

Parti tarihimiz bunun için derin tecrübe deryasıdır öğrenmek isteyene… Parti tarihimizde irili-ufaklı onu aşkın ayrılık, hizip, kopma biçiminde bölünme pratiği gerçekleşmiştir. Partiden atılma, partiden ayrılmak zorunda kalma ya da bırakılma ve partiden ayrılma şeklinde tek-tek ve grupsal olarak parti güçlerinin dağılması-dağıtılması da ek olarak mevcuttur. Bütün bu süreçler kimi isabetli tavır-tutumlara sahip olsa da esasta hatalı zeminde gelişmiş örgütsel tasfiye ve örgütsel gücün dağıtılması manasına gelmektedir. Partinin örgütsel zayıflıkları bu tasfiye ve dağılma-dağıtmaların ürünü olarak vuku bulmaktadır esasta. Bu süreçlerin hemen hepsi (istisnalar hariç) partinin örgütsel olarak zayıflaması, güçlerinin dağılarak zayi olması ve hatta önemli oranda devrimci mücadelenin dışında kalması ile sonuçlanmıştır. Hemen hiçbir ayrılık, bölünme, hizip, atma süreci ya da pratiği partinin gelişmesine ve örgütsel olarak büyümesine tanık olmamıştır. Bilakis örgütsel tasfiye ile birlikte, bunun sonucu olarak parti içinde farklı fikirlerin gerektiği kadar korunarak yaşamasına olanak verilmeyip partinin ideolojik-politik-teorik gelişmesi de engellenmiştir. Aslında farklı fikirlerin varlığı ve korunması sorununda önemli bir demokratik bilinç ve argüman savunusu söz konusudur. Fakat programatik görüşlere aykırı görüşlerin savunulması partinin temel anlayışlarına-Kaypakkaya’nın tezlerine karşı çıkma adına partiden çıkarılmaları öngörülmüş ya da damgalamalar ile partiden çıkmaları koşullanmıştır. Bu konuda parti disiplini katı tutulmuş, kongre ve konferanslar dışında partinin programatik görüşlerine karşı görüşlerin dillendirilmesi art niyet ve disiplin ihlali olarak okunup buna uygun tavırlar alınmıştır. Kukusuz ki, disipline uygun davranılması şarttır. Fakat fikir mücadelesinde parti içinde önemli bir handikap olagelmiştir. Programatik görüşlere denk gelen fikirlerin savunulması ve bu temelde değişimlerin gerçekleştirilmesi ancak Kongre ile mümkün görüldüğü ve ele alındığı için bu zemindeki tartışmalar disiplin adına adeta yasaklanmıştır. Bu da belli farklı fikirleri olan yoldaşların ya partiden kopmasına-ayrılmasına ya da sağcı olarak damgalanıp partiden atılmasına yol açmıştır. Kuşkusuz ki, ayrılıklardan tutalım da bu yaklaşım-anlayışlara kadar bütün bu süreçler birer tasfiye işlevi görmüş, özelliklede örgütsel güçlerin dağıtılması, tasfiye edilmesine yol açmıştır. Parti günbegün daralarak zayıflamış, örgütsel güç itibarıyla küçülmüştür.

Hatalı ayrılık ve akabinde (hatalı da yapılsa) yapılan birlikten iki yıl sonra yeniden ayrılık yaşandı. Bu ayrılığın temeli hatası yapılan birliğe dayansa da, esasta doğru ele alınıp ilerletilme iradesinin sergilenememesi önem kazanmıştır. Bu birlik doğru ele alınması şartıyla geliştirilip ilerletilebilir, korunup sürdürülebilirdi. (Ki, bu birlik döneminde partinin örgütsel güçlenmede adeta patlama yaşandığı da bilinmektedir.) Ancak bazı örgütsel sorunlar, aşılabilir ilkesel hatalar ve parti içinde tüzük temelinde rahatlıkla aşılabilir suç durumu, dar yaklaşımlar ve sığ hesaplar neticesinde bir ayrılığa konu edildi ve parti güçleri bölünüp parçalanarak dağıtıldı. Bu ayrılık döneminde onlarca savaşçı-sempatizan mücadeleyi bırakarak “evine” döndü. Yaşanan deformasyon ve moral bozukluğu örgütsel güçlerde çözülmeyi besleyerek sürece yaydı ve zamanla erime derinleşti. Belli mücadele ısrarlarına ve belli gelişmelere karşın esasta güçler tahrip edilerek dağıtıldı, örgütsel güç olarak en güçlü olduğu dönemde yaşanan bu ayrılık neticesinde Parti ciddi zayıflamalar yaşadı. Bölünen tarafların hemen hepsi de az ya da çok aynı sancıları yaşadı. Bugün geldikleri nokta ve yaşadıkları durumda bu ve diğer ayrılıkların, bölünme ve hizipleşmelerin doğrudan katkısı-etkisi vardır. Bugün çok daha dramatik olarak benzer gerilikler tezahür etmekte, geri yaklaşımlar temelinde ayrılma-kopma-hizip biçimindeki tavırlar tekerrür etmekte, edebilmektedir. (Devrimci Halkın Günlüğü ve 2012 yılında yaşanan azımsanamaz sayıda toplu bırakma tavrı gibi…) Tekraren ifade edelim ki tecrübeden öğrenmek durumundayız. ‘92 Birliği sorunlu olup hatalı da gerçekleştirilse, bu birlik parti güçlerine büyük moral vererek küçümsenemez gelişmeye, dikkat çeken bir güçlenmeye tanık oldu. Gerilla safları en büyük birliklerine, en fazla gerilla sayısına bu dönem tanık oldu. Buna karşın, ilkeler adına, sağcılık-solculuk adına, oportünizm-revizyonizm adına tavır takınılarak gerçekleştirilen ayrılık ve bölünmelerin esası ileri doğru bir gelişme-güçlenme yaratmamış, hiziplerin hiçbiri yaşam hakkı bulamamıştır. Hatta gerilemelere vesile oldukları da tecrübelerle sabittir. Pratik tecrübemiz bunu somut olarak ortaya koyarken, birliklere gereken önemi vermemek veya basit-giderilebilir sorunları birliklerin önüne engel diye çıkarmak, birliktense ayrılığı tercih etmek anlaşılır olamaz. Dahası çapsız-çupsuz hiziplere tenezzül etmekten geri durulmamaktadır ki, bu durum doğrudan devrimci mücadeleden kaçmak, ayrılığı-hizbi mücadeleden kaçmanın aracı haline getirmekten başka bir anlam taşımamaktadır. Sonuçlar da bunu teyit etmektedir. (Birlik-ayrılık meselelerini konu edinmemiz özel veya somut bir gelişmeden kaynaklı değil, kendi dinamiklerimizle-tabanımızla-bileşenlerimizle-mücadelemizin parçalarıyla birleşmenin önemine vurgu yapmak içindir.)

Günümüz şartlarında ayrılık ve bölünmelerin devrimciler içinde ve halk kitlelerinde rağbet ve prim görmediği aşikâr iken, söz konusu şartların ayrılmalardan ziyade birliklere muhtaç olduğu da tartışma götürmez gerçektir. İster karşı-devrimci açık faşizm şartlarının dayatması-zorlamasından olsun ve isterse de devrimci bilincin tecrübeler ışığında gelişmesi ve darlıkları aşmış olmasından olsun yeterli anlam ve dayanaklara sahip olmayan, bilakis basit-giderilebilir sorunlardan ileri gelen ayrılıklar tutmamakta, bir anlam taşımamaktadırlar. İlkesel olarak ayrılık olamaz görüşünde değiliz elbet. Ancak basit sebeplerle gerçekleşen ayrılıklara ilkesel olarak karşıyız. Ayrılıklardan çok daha gerekli ve ihtiyaç olan çeşitli biçimlerdeki birliklerdir. Devrimcilerin ortak paydalarda birleşmesinden ve ortak sınıf düşmanlarına karşı birlikte mücadele etmekten daha anlaşılır ve makul bir şey yoktur.

KENDİ DİNAMİKLERİMİZLE BİRLEŞİP DEVRİMCİ CEPHEYİ GÜÇLENDİRMEK ELZEM OLANDIR!

Sonuç olarak; birlikleri geliştirerek devrimci cepheyi güçlendirmek es geçilemez görevdir. Bu zeminde Parti’nin kendi öz dinamikleriyle birleşmesi ve buluşması elzemdir. Burada sağlanacak güçlenme devrimci güçlerin güçlenmesi veya birleştirilmesinin de önkoşuludur.  Dolayısıyla çeşitli vesilelerle şu veya bu tarihte partiden ayrı düşmüş olan eski kadroları partide birleştirmek, partiden kopmuş olan bütün güçleri yeniden partiye kazandırma, tek-tek ayrı kalmış olan eski-yeni yoldaşları partiye çağırarak bütünü olmasa bile tamamını hedefleyerek potansiyelimizi toplamada samimi çabaya girmek, bu uğurda genel çağrılarla yetinmeden özellikle eski kadrolar olmak üzere, eski-yeni her yoldaşla bizzat görüşmeler yapma, ziyaret ederek paylaşımlarda bulunup ikna etme çabaları pratikleştirilmelidir. Her yoldaşın katacakları ve verecekleri emekler mutlaka vardır. Değişik görev, çalışma ve örgütlenme biçimlerinde uygun ilişkilenmeler kurulmalı, bunların mekanizmaları yaratılarak her yoldaşın yer alacağı zemin sağlanmalıdır. Bu yoldaşların evlerine giderek yüz yüze görüşmeler, sohbetler yapılmalıdır. Her örgütlenme alanı kendi alanında bulunan bu yoldaşları tespit ederek ziyaretlerde bulunmayı somut plan ve görev temelinde önüne koymalıdır. Dışarıda bırakılacak bir tek yoldaş yoktur, bırakma lüksümüz de olamaz. Parti somut planlamalar, gerçek çalışmalar ve bilinçli çabalarla büyütülebilir. Devrim gerçek çalışmalarla geliştirilebilir ya da gerçekleştirilir. O halde parti ve devrim kaygısı taşıyan her yoldaş ve örgütlenme bu bilinçle hareket etmeli, yapılabilecek olan görev ve sorumluluklarını erteleyip ötelemeden yerine getirmelidir. Çalışarak çoğalmalı, büyümeli, güçlenerek devrime ilerlemeliyiz.

Kendi dinamikleri veya potansiyeliyle birleşememe sorunu sadece bizlere has bir sorun değil, bilakis devrimci hareketin tamamını kapsayan bir sorundur. Nitekim bu durumdan mustarip olan söz konusu devrimci hareketin örgütsel-askeri-siyasi olarak yaşadığı güçsüzlük tam da bunun ürünüdür. Oysa PKK kendi dinamikleriyle birleşme konusunda iyi bir örnek sunmaktadır. Ulusal hareket gerçekliğine uygun olarak ulusun hemen her kesimiyle birleşmekte, birleşme siyaseti gütmekte, önemli oranda da bu birleşmeyi sağlamış bulunmaktadır. Mesele komünist, devrimci harekete geldiğinde devrimci halk kitleleriyle birleşmek bir yana, kendi örgütlü birleşeni durumundaki en ileri dinamiklerle birleşme yeteneği göstermemekte, bu potansiyeli sorumsuzca dağıtmakta beis görmemektedir. En önemlisi de bu birleşmeye dönük pratik tutumdan ziyade, sağlam bir perspektife, kafa berraklığına sahip değildir. Esası itibarıyla devrimci hareket, adeta böyle bir sorunu-derdi yokmuş gibi davranmaktadır.

Kuşkusuz ki, devrimci hareket içinde aktüel olan ittifak, güç birliği ve benzeri pratikleri olumlu gelişmelerdir, inkâr edilemez gerçeklerdir. Ancak bu yeterli değil, yani var olanın ortak hareket etmesi olumlu da olsa yetmez. Daha da önemli olan devrimci dinamik ve potansiyelle birleşmeyi becerebilmek, dağıtıp çarçur etme siyaseti yerine toparlayıcı, birleştirici siyaseti pratikleştirmektir. Buradan da devrimci halk kitleleriyle birleşmeye uzanmaktır.

Devrimci hareketin son yılarda ortak hareket etme, güç birliği ve ittifak etme noktalarında önemli pratikler geliştirmiştir. Bu anlamda dar eşiklerin esasta kırıldığını söylemek abartı olmaz. Devrimci hareketteki bu olumlu gidişat devrimin tabanına da olumlu yansımaktadır. Dolayısıyla devrimci hareket girdiği bu eğilimi ileri taşıyarak belli kabukların kırılmasında adım atmaya devam etmeli, yeni adımlarla gelişimi ilerletmelidir. En azından ortak değerlerinde ortak irade göstermeyi başarmalıdır. Örneğin, 30 Mart, 6 Mayıs, 18 Mayıs ve dörtlerin bedenlerini ateşe verdikleri 18 Mayıs günü, Türkiye-Kuzey Kürdistan komünist, devrimci ve Kürt Ulusal Hareketi açısından bilinen önemleri itibarıyla anmaların yapıldığı tarihlerdir. Bugünkü devrimci hareket, 30 Mart, 6 Mayıs, 18 Mayıs tarihlerinde 12 Mart faşizmi tarafından katledilen önderlerin devamcısı, mirasçısı, takipçisidir. Bu tarihlerin bugünkü devrimci hareket tarafından ortak değer olarak sahiplendiği bilinmektedir. 30 Mart’ın, 6 Mayıs’ın ve 18 Mayısların her yıl ayrı ayrı anıldığı da bilinmektedir. Bu ayrı-ayrı anmalar elbette yapılmalı, yapılabilirler. Fakat ayrı yapılan anmalarla birlikte, farklı bir tarih tespit edilerek Deniz, Mahir, İbo ve dörtlerin ortak bir etkinlikle anılması da yapılabilir. Açıkçası, bu yıl (ki sonraki yıllarda da), Deniz, Mahir, İboların ortak bir anmasının yapılmasıyla yeni bir eşik kırılmalıdır. İlgili geleneklerin kurumları aralarında görüşerek Deniz, Mahir, İboların ortak anılmasını kararlaştırabilmelidirler. Bu anmanın klasik bir anma etkinliği değil, bir miting ya da yürüyüş ve akabinde sempozyum şeklinde yapılması planlanabilir. Devrimci hareket kendi gücünü görmüş, göstermiş olmakla birlikte, ortak değerlerine ortakça sahip çıkma ve anma pratiğiyle bir eşik daha atlamış olacaktır ortak hareket etme noktasında. Devrimci dinamiklerin moral alıp toparlanması bu türden ortak eylem ve etkinliklerle sağlanabilir. Devrimci hareketin kendiliğinden gelişen hareketler içinde “kaybolması” ya da oraya yedeklenmesi durumu aşılarak, bağımsız kendi gücü olarak ortaya çıkmayı denemelidir. Bu ortak etkinlikler devrimci hareketin burjuva partilerden bağımsız olarak kendi gücüyle ortaya çıkmasının ön hazırlığı, tecrübesi olarak rol oynayabilir.

Her vesileyle birleşmeli, her vesileyle güçlerimizi harekete geçirmeli, her vesileyle potansiyelimizle birleşmeli ve devrimci cephenin gücünü sahneye çıkarmalıyız. Deniz geleneğinin ayrı, Mahir geleneğinin ayrı, İbo geleneğinin ayrı yürüyüş yapması devrimci güçlerin dağınık hareket ederek zayıflamasına ayna tutar, fakat üç gelenek, hatta Kürt Ulusal Hareketi ile birlikte dört geleneğin ortak yürüyüş yapması sokakları sarsacak bir kuvvete sahne olabilir.