13 Aralık 2018
%AM, %21 %414 %2018 %08:%Nis

Seçimler ve İttifak Politikamız Üzerine

Oysa devrimciler iktidara gelmenin ve gerici/faşist düzeni köklü olarak değiştirmeyi ancak zora dayalı bir devrimle-sınıf devrimiyle mümkün görürler. Bu anlamda seçimlerin hangi bilinçle ele alındığı, taktik mi, stratejik mi görüldüğü tartışmaya muhtaç olmayacak biçimde net olarak ortaya koyulmalıdır.

HABER MERKEZİ(21.04.2018) Devrimci siyaset adına kritik edilmesi gereken konuların başında, mevcut düzende seçimlerin burjuva niteliğinin devrimci anlayış tarafından bilince çıkarılması ve bu burjuva seçimlerin devrimci siyaset ve mücadele tutumu nazarında taktik siyasetten ibaret olup stratejik bir mücadele metodu olarak ele alınamayacağının net biçimde tespit edilerek ortaya konulması gelir-gelmelidir. Bu, proleter devrimciler açısından ilkesel bir tutumdur. Çünkü bu, düzen içi yasalcı reformist mücadele anlayışı ile bunun tam tersi olan illegal devrimci mücadeleyi esas alan devrimci mücadele anlayışı arasındaki temel fark ve ayrılık noktasıdır. Proleter devrimciler amaçlaştırılmamak üzere reformlar uğruna mücadeleyi benimser, yürütürler. Bunun gibi yasal mücadele ve örgütlenme olanaklarını ilkesel olarak reddetmez, taktik biçim ve araç olarak benimser, kullanırlar. Burjuva seçimleri de bu olanaklar bağlamında değerlendirir, taktik mücadele biçimi ya da yöntemi olarak kullanırlar. Devrimci siyasetin yaklaşımı kısaca böyleyken, reformist siyasetin yaklaşımı ise, reformlar uğruna mücadeleyi amaçlaştıran temel bir kırılmayla başlar, seçim gibi mücadele biçimlerini stratejik mücadele değerinde ele alırlar. Özcesi, burjuva düzen seçimleriyle iktidara gelme veya düzeni köklü olarak değiştirme hayali taşırlar. Oysa devrimciler iktidara gelmenin ve gerici/faşist düzeni köklü olarak değiştirmeyi ancak zora dayalı bir devrimle-sınıf devrimiyle mümkün görürler. Bu anlamda seçimlerin hangi bilinçle ele alındığı, taktik mi, stratejik mi görüldüğü tartışmaya muhtaç olmayacak biçimde net olarak ortaya koyulmalıdır.

Burjuva seçimlerin esas olarak komprador tekelci burjuva sınıf ve kliklerinden hangisinin meclis çoğunluğunu elde ederek hükümet edeceğini-siyasi iktidara geleceğini belirleyen biçimsel bir presödür olduğu aşikârdır. Seçimlerle oluşturulan meclisin-parlamentonun ise, parlamentoda yer alan burjuva kliklerden hangisinin halkı ezip sömüreceğine karar verme ve faşizmi maskeleme özüne sahip olduğu tarihsel ve sınıfsal bir gerçektir. Seçimlerin diğer bir spesifiği de, seçimlerin kendi başına bir demokrasi alameti olarak lanse edilmesi ve demokrasinin varlık göstergesi olarak işlev görmesi ya da demokrasi iddiasına bir kanıt olarak gösterilmesidir. Bu durum, burjuva seçimler ve parlamentonun işlevinden, bizler için ne anlam taşıdığına ve bunlara nasıl yaklaşıp ele alacağımıza kadar bir dizi meselede belirleyici olmaktadır. Bu alana ilişkin genel yaklaşım-anlayış ve siyasetimizin taktik değerde ele alınması tam da bu realiteden kaynaklanmaktadır.

Geçmeden önce bir parantez açarak seçimlere dönük siyasetin taktik siyaset niteliğinde değerlendirilmesinin tabii bir sonucuna dikkat çekmenin faydalı olacağı kanaatindeyiz. Ki, sadece seçimler siyaseti için değil, bütün taktik siyasetler için de aynı durumun geçerli olduğunu söyleyelim. Seçimlerin taktik bir mücadele biçimi veya aracı olarak değerlendirilmesinin bir önemi de, bu siyasetin belirlenmesinde gösterilecek esneklik ve değişiklikler alanının etkin olarak kullanılmasına olanak vermesidir. Ya da sabit ve değişmez bir siyasetten söz edilemeyeceği, şimdi doğru olan belirlenmiş siyasetin yarının koşullarında hatalı olarak değiştirilebileceğinin mümkün olması, bu siyasetin tamamen andaki somut şartlara göre belirlenmesi ve sadece devrime hizmet ederek amaca uygun olma ilkesine bağlı olma zorunluluğu taşımasıyla geniş bir yelpazeyle buluşması ve tabi ki geniş manevraya elvermesidir. Özcesi, anlayış olarak seçimlerin taktik bir siyaset olarak saptanması şunu gerektirir ki, seçimler hakkındaki taktik siyaset bugünün şartlarıyla bir rotayı gösterirken bu şartlar ve rotanın mutlak olmayıp değişimlere açık olduğunu, dolayısıyla katılma ya da boykot olmak üzere iki taktikten herhangi birinin kullanılabileceğinin açık bir konu olduğu gerçeğinden hareket edilmesinin doğru yaklaşım olduğunun bilinmesi-kabul edilmesidir.  Aynı zamanda bir taktik siyaset esas eğilimken, diğer taktik siyasetin de emarelerinin aynı süreçte bulunduğunun kabul edilmesi veya bunun mümkün olduğunun görülmesidir. Dolayısıyla mevcut şartlar veya durumda katılma taktiği egemen olduğu halde, aynı zamanda boykot taktiğinin de belli şartlarının olduğunu ya da yarının somut şartlarında boykot tavrının egemen olabileceğini söylemek tezat değil, doğrudur. Şimdi parantezi kapatarak geçebiliriz.

COĞRAFYAMIZ SİYASETİ SEÇİM ATMOSFERİNE GİRMİŞ VE KİLİTLENMİŞ DURUMDADIR!

Olağan tarihi açısından 2019 yılında yapılması planlanan yerel seçim, genel seçim ve (“Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” olarak yumuşatılıp yutturulmaya çalışılan şimdi ise alenen adı konulan) başkanlık sistemi seçimlerine bir-bir buçuk yıl gibi bir zaman kalmasına rağmen, coğrafyamız siyaseti ve siyasi gündemi seçim atmosferine girmiş, adeta seçimlere kilitlenmiş durumdadır. Burjuva düzen partileri tamamen seçim iklimine girmiş, adeta seçim çalışmaları ve propagandalarını yürütürcesine topluma hitap etmekte, çeşitli vesilelerle toplantılar ve mitingler gerçekleştirmektedirler. Bunun da ötesinde Bahçeli MHP’sinin selam durduğu Erdoğan’ın sulta iktidarı seçim yasaları çıkararak, il-ilçe örgütleri başta olmak üzere bütün parti teşkilatını yeniden dizayn ederek, adaylarını açıklayarak, seçimlere dönük(cumhur ittifakı denilen) ittifaklar gerçekleştirip bunları genişletmeye çalışmak gibi somut adım ve çalışmalarla ciddi biçimde seçimlere hazırlanmakta ve özellikle burjuva siyasi yelpazede olmak üzere bütün siyasi gündemde seçim atmosferinin egemen olmasını koşullamıştır. İktidar partisi ve ittifaklarının bu rotasına paralel olarak diğer burjuva siyasi partiler de aynı ciddiyetle seçim hazırlıkları ve çalışmalarına başlamış durumdadır. İttifakların kurulması burjuva muhalif cephede de başat bir çaba ve siyasi eğilim haline gelmiş durumdadır. Burjuva muhalefet cephesinin en büyük siyasi partisi durumunda olmasından ötürü bu cephede belirleyici odak olan CHP, ittifak çalışmalarında da pozisyonuna uygun rol oynamakta, ittifaka dönük görüşme ve çalışmalarını sürdürmektedir. Ne var ki, CHP bu ittifak siyasetinde esas olarak Erdoğan’ın siyasi yönlendirmesine teslim olmakta ve Erdoğan’ın Kürt ulusu ve onun siyasi partisi durumundaki HDP’ye dönük gerici tecridine ortak olmaktan kurtulamamaktadır. Öyle ki, ittifak görüşmelerinde veya ittifak partilerinin tarifinde HDP’yi adeta “cezalı çocuk” olarak dışta tutmakta, HDP ile ittifaktan sakınmaktadır. En azından aleni tavır tutumunda böyle davranarak Erdoğan’ın yönlendirmesine girerek HDP üzerindeki ırkçı-faşist baskısına destek olmaktadır. Sözün özü, muhalefet cephesi de ittifak görüşmeleri yapıp sonuç almaya çalışmaktadır. Ancak muhalefet cephesinin bir blok olarak hareket etmesinin son derece sorunlu olduğu söylenebilir. Bunun kanıtı da CHP’den sonraki en büyük muhalefet partisi olan HDP ile ittifak yapma konusunda bu muhalefetin son derece gerici pozisyonda durması veya tüm bileşenleriyle HDP ile ittifaka yatkın olmamasıdır. Başkanlık seçimi ve milletvekili seçiminde tek blok halinde hareket etmeyi başaramayan muhalefet cephesinin Erdoğan’ın temsil ettiği blok karşısında başarı şansının olmayacağı sır değildir.

Seçimlere dönük sergilenen bu tablo ve gelişmeler haklı olarak erken seçim tartışmalarını gündeme getirmiş ve erken seçim tartışmaları işleyen bu sürecin bir parçası olarak gelişmiştir. İktidar tarafından erken seçim iddiaları reddedilse de bütün emareler bir erken seçimi işaret etmektedir. Yani bir erken seçim olasıdır. Kuşkusuz ki, bütün ipuçları ve olgulara rağmen, kamuoyu eğilimini saptayan anket çalışmalarının işaret ettiği duruma göre Erdoğan’ın erken seçime karar vereceği açıktır. Bu manada anketler Erdoğan adına lehte değilse, bütün emarelere karşın erken seçime gidilmeyecek ama anketler lehte ise, erken(veya baskın) seçimlere gidilecektir denilebilir. Dolayısıyla erken seçim terazide ağır bassa da, terazinin kantarının Erdoğan’ın elinde olduğunu unutmamak lazım ki, Erdoğan sadece ve sadece kazanacağını gördüğü yerde bir erken seçime karar verir. Kaybetme riski olduğunda kesinlikle erken seçime gitmez. O halde mevcut koşullar Erdoğan lehine görünse de, anketlerin yeterli bir oy desteğini göstermediği bilinmektedir.  Yani mevcut durumda bir erken seçime karar verilmiş değildir ama geliştirilen ırkçı-milliyetçi süreçle anket sonuçlarının lehte değiştirilmesi hedeflenmektedir. İşte bu hedefe ulaşıldığında erken seçim kararı verilerek, erken seçimlere gidilmesi mümkündür.

Olası bir erken seçimde veya olağan tarihinde yapılacak seçimlerde, her şeye karşın Erdoğan’ın kaybetmesi mümkündür veya kaybetmesinin önemli nedenleri vardır. Elbette kazanmasının da önemli dayanakları vardır. Ki, özellikle bu seçimlerde diğer burjuva hile ve entrikadan öteye, emperyalist güçlerin de ciddi derecede rol oynayarak müdahil olacağı görülmektedir. ABD emperyalizmi ile AB’li emperyalistlerin çoğu Erdoğan aleyhine, Rusya emperyalizmi ise Erdoğan lehine seçimlerde olacaktır ve bu güçlerin seçimlerde hesaba katılması gereken güçler olduğu söylenebilir. İşte Erdoğan’ın kaybetmesinin de kazanmasının da önemli dayanakları vardır derken bu gerçekliğe işaret etmekteyiz. Dolayısıyla Erdoğan cephesi ile muhalefet cephesinin de kazanma-kaybetme ikilemindeki şansının yaklaşık bir orana sahip olduğunu söylemek de yanlış olmaz. Olağan koşullarda Erdoğan ve cephesinin kaybetmesi güçlü ihtimaldir. Hile ve entrikayla, yargı üzerindeki denetim ve konrolüyle, devlet olanakları ve iktidar olma gücüyle çıkarılan seçim yasalarıyla seçim sonuçlarının etkilenip değiştirilmesi sağlanamaz ise, Erdoğan’ın kaybetmekten başka bir şansı yoktur. Ne ki, yukarıda işaret ettiğimiz bu avantaj ve entrikalar tabii sonuçlar dışında farklı sonuçların çıkmasına, seçmen iradesinin gasp edilmesine olanak sunan sıradışı (ama burjuva ahlakta olağan) etmenlerdir. Burjuva cephede ittifakların bu denli öne çıkması veya bu düzeyde ele alınması da bu seçimlerin zorlu olması, kazanma çıtasının yüksek olması ve kimin kazanacağının önceden kolayca kestirilememesi gerçeğidir. Bir taraftan yüzde 10’luk seçim barajı muhafaza edilirken, diğer tarafta başkanlık için yüzde ellibir barajı öngörülmüş durumdadır ki, bu barajların aşılması büyük-küçük tüm partilerin ittifaka muhtaç olmasını koşullamıştır. Bu konuda eli en rahat olan HDP’dir. Yüzde 10’luk barajı aşmakta, dolayısıyla bu barajı aşma sorunu bulunmadığı için ittifak yapma zorunluluğu da bu anlamda bulunmamaktadır. Yüzde 51’lik barajla ilgili de esasta bir alakası yoktur. Ancak güçlü bir temsil ve irade ortaya koymak için devrimci ve sosyalist güçlerle ittifak yapma ihtiyacı vardır. Bu ittifakta da esasta bir sorun yoktur. Ki devrimci ve sosyalist güçler açısından özellikle HDP ve Kürt ulusuna ırkçı-faşist baskı, tecrit ve siyasi lincin uygulandığı günümüz şartlarında HDP ile ittifak yapmak ya da yapmamak doğrudan demokratlığın ölçütü olarak anlam kazanmaktadır.

Seçimler ve seçimlerle alakalı erken seçim ve ittifak ve benzeri tartışmaları demokratik ve devrimci cepheyi de haklı olarak alakadar etmektedir. Söz konusu seçimlerin bütün burjuva niteliğine rağmen, seçimler sürecinin devrimci politika, çalışma, örgütlenme, mücadele ve geniş halk kitlelerine daha fazla ulaşma olanakları adına kullanılabilir ve kullanılması gereken bir süreç olarak, en önemlisi de geniş halk kitlelerini içine alan özelliği itibarıyla önem kazanan ve bizlerin de kitlelere kayıtsız kalmayarak bu geniş kitlelere ulaşmada bir vesile olan seçimler sürecinin arz ettiği genel siyasi atmosfere alakasız kalmamız düşünülemez.  Devrimci sınıf mücadelesinin geliştirilmesi, siyasi süreç ve olanakların çalışmalarımız lehine değerlendirilmesi ve her fırsatı halk kitlelerinin özgürlük ve kurtuluş savaşımında bir kazanıma dönüştürülmesinden sakınamayız. 

DEVRİMCİ VE İLERİCİ GÜÇLER EN GENİŞ KESİMLERİ BİRLEŞTİREN BİR İTTİFAK ANLAYIŞIYLA HAREKET ETMELİDİR!

Proletarya ve devrimci halk güçleri seçimler sürecine erken seçim olacakmış gibi çalışmalarını yürüterek hazırlıklı olmak durumundadır. Bu bağlamda ittifak çalışmalarını da ertelemeden tartışıp somutlamalıdır. İttifak politikasında mümkün olan bütün ilerici, demokratik, ulusal-demokratik, devrimci ve sosyalist güçlerin ortak çalışmalarda birleştirilmesi hedeflenmeli, bu zemindeki bütün kurumların birleşik kurumsal çalışma altında örgütlü duruşu hedeflenerek sağlanmalıdır. Kuşkusuz ki, bu çaba parlamentoda çoğunluk oluşturarak orada egemen olma hayaliyle hareket etmez. Ancak yerel yönetimlerde bu çaba doğrudan yerel yönetimlerin ele geçirilmesi hedefiyle anlam kazanmalıdır. İttifak eksenli çabalar parlamentoda istisnalar hariç esasta HDP milletvekilliği ve HDP meclis grubunun büyütülmesi zemininde ele alınmalı ve bu zeminde ciddi bir irade veya gücün ortaya konulması hedeflenmelidir. Yerel yönetimlerde ise siyasi parti ve hareketlerin güç ve etkinliklerine uygun bir aday dağılımıyla ittifak çalışmaları biçimlendirilip mümkün olan en fazla belediyenin ele geçirilmesi hedefiyle büyütülmelidir.

Seçimler politikasının taktik siyaset olmasına karşın, ittifaklar politikası stratejik bir siyasettir. Tam da bundandır ki, ittifaklar politikasında basit kazanım ve kaygılarla, geçici şartlar ve sağlam olmayan gerekçelerle hareket edilemeyip, ilkesel bir tavra sahip olunması gerekmektedir. İttifaklar politikası neden stratejik ve ilkeseldir? Çünkü ittifaklar, devrimci sınıf ve/veya menfaati devrimde olan geniş halk güçleri ve kitlelerinin ortak sınıf çıkarları zemininde birleştirilmesi veya birleşmesinin, dolayısıyla devrimin gerçekleştirilmesinde olmazsa olmaz olan devrimci sınıf ve halk güçlerinin birleşmesi ve devrimden sonraki iktidar koşullarında iktidarda temsil edilmesi veya iktidara taşınması gereken devrimci sınıf ve halk güçlerinin birliğinin unsurlarıdır. İttifak politikası, devrimin güçleri, müttefikleri, taraf-taban bütün güç ve bileşenleri devrim için, devrimde ve devrimden sonra iktidar koşullarında birleştiren ihtiyaca cevap veren temel bir siyasettir. Bu siyasete uzak olmak devrime uzak olmakla eş değerdir. Zira devrimci halk kitleleri ve güçlerine rağmen veya halkın bir kesimine rağmen devrim gerçekleştirilemez, gerçekleştirilse bile sürdürülemez, sürdürülse de bu iktidarın niteliği devrimci ya da sosyalist olamaz. Ve çünkü gerçek güç ve dinamileriyle buluşup birleşmeyen hiçbir hareket büyüyüp başarıya ulaşamaz.

Lakin ittifaklar politikası stratejik olmasına karşın, her somut ittifak kendi şartlarında değerlendirilebilecek veya kararlaştırılabilecek somut bir konudur. Bu anlamda tek-tek ittifakların veya somut ittifakların yapılması veya yapılmaması belli şartlara tabi olup tamamen taktik bir muhtevaya sahiptir. Yani, tartışma konusu olan herhangi bir ittifak, ittifakta ortaklaşılacak şartlara bağlı olarak gerçekleştirilip veya gerçekleştirilmemesi özelliğine açık olup taktik bir konudur. Bu durum ittifaklar politikasının stratejik olması gerçeğini yadsımaz. Bir ittifakın yapılamaması ittifaklar siyasetinin genel içeriğini değiştirmez, ittifak anlayışını ortadan kaldırmaz. Pratik olarak da müttefik güçler olarak tanımladığımız ittifak güçlerimiz kapsamındaki birçok hareketle ittifak yaptığımız halde, birçok hareketle de ittifak pratiği geliştirememekteyiz. Bu ittifakları izafi olarak gerçekleştiremememiz ittifak politikamızdan vazgeçtiğimiz ve ittifak anlayışımızı terk ettiğimiz anlamına gelmez. Kısacası, ittifak politikası-anlayışı stratejik, tek-tek ittifakların ele alınması taktik bir sorundur.

Ve lakin bütün bunlar ışığında söyleyebiliriz ki, proleter devrimciler ittifak politikasını devrimci anlayış ve kaygıdan bağımsız olarak ele alamaz, keyfiyet ya da basit kaygılarla biçimlendirip uygulayamaz, ittifak güçlerini bu zeminde tarif edip bölemez, tasnif edemez. Eğer yaparsa, bu, ilgili güç-güçlerin ittifaklar politikasında ya samimi olmadığını ya da tutarlı devrimci bir anlayışa sahip olmadığını gösterir. İlkesiz ve pragmatik bir ittifak anlayışına sahip olup, ittifak politikasına stratejik değer vermediği anlamına gelir.

HİÇBİR İTTİFAK TARTIŞMAMIZ KÜRT DİNAMİKLERİNİ YADSIMA ÖZÜNDE OLMAYACAKTIR!

Burjuva düzen partileri esasında son zamanların gerici modası, Kürt demokratik iradesi, güçleri ve siyasi partisine(HDP) karşı, iktidarın tekçi-ırkçı faşist baskılanması altında kalarak, yani “teröristlerle ortaklık” damgası yememek için arasına bir mesafe koyup ırkçı-faşist tecride ortak olma ve HDP’ye adeta siyasi bir linç uygulama biçiminde aymaz ve gerici pozlar verilmektedir. Erdoğan’ın Kürt oylarını toplama amacıyla HDP şahsında Kürt düşmanlığı temelinde devreye sokulan bu ağır faşist tecridin kırılması, tekçi-faşist milliyetçiliğin önyargısına teslim olunmaması, toplumda suçlu algısı yaratarak HDP’nin zayıflatılması ve aynı HDP’nin yargısız infaza tabi tutulması manasına gelen, tabi ki Kürt ulusunun demokratik siyasi iradesini alçakça çiğneyen  Erdoğan ve şahsındaki bu koyu gerici ırkçı-faşist Türk milliyetçiliğinin boşa çıkarılması amacıyla, tarihi sorumluluk ve net devrimci sınıf tutumu adına HDP ile ittifak politikasını esas almalıyız. Buna ters bütün ittifak politikalarının objektif olarak Erdoğan sultasının seçimi kazanmak için HDP’ye uyguladığı ırkçı-faşist baskı ve Kürt ulusuna dönük uyguladığı mezalime ortak olmak anlamına gelşecektir. Dolayısıyla hiçbir ittifak tartışmamız HDP, HDK ve Kürt güçlerini yadsıma özünde olmamalı, tersi yaklaşımlara şiddetle karşı çıkmalıyız. Basit hesaplar, biraz daha belediye ve birkaç vekil çıkarma adına Kürt düşmanı faşist politikalara hizmet eden yaklaşımları benimseyemeyiz. Evet, HDP ve HDK ile birlikte görülmenin bir bedeli olabilir ama bu bedeli göze almayanlar demokrat ve devrimci olamaz, Kürt ulusal sorununda Erdoğan’ın yedeğine düşüp burjuva kulvarda ilerlemekten kurtulamazlar.

Bizlerin ittifak politikası elbette belli önceliklere sahip olmayı da yadsımamaktadır. Genel olarak ilerici, demokratik, devrimci, sosyalist nitelikteki bütün güç ve yapılarla ittifak gerçekleştirmemizin önünde engel yoktur. Bu kapsamdaki bütün hareketlerle ittifak yaparız, yapmaya açığız. Önyargı ve peşin hükmümüz olmadığı gibi, ilerici rol oynayan güçleri yâdsıma-dışlama lüksümüzün olmadığını da bilmekteyiz. Genel ittifak yaklaşımı çerçevesinde ilerici-demokratik-devrimci güçlerle aynı mesafedeyiz. Ancak bu, ittifakta önceliklerimizin veya esas alacağımız güçlerin olmayacağı-olmadığı anlamına gelmez. Buna karşın prensip olarak ittifak güçleri arasında kaba ayrımlara girmeyi benimsemez, ittifak politikamızı büyük-küçük güç eksenine oturtmayız. Daha da önemlisi ittifak bileşenleri olma niteliğindeki güçlerden birini veya bir kısmını yadsıyıp dışlayarak bir ittifak politikası geliştirmemiz düşünülemez, kabul de edilemez. Öncelikliliklerin ve bu anlamda birincil tercihlerin olması ayrı ama ittifak güçlerinden bir kesimini dışlayarak ittifak tartışması yürütmek ayrı şeylerdir. Öncelik meselesi bağlamında bir tercihte bulunma durumu ancak bu tercihi yapma zorunda kalmamız durumunda ya da her şeye karşın genel bir ortaklığın sağlanamayarak zorunlu bir ayrışmanın kendisini dayattığı durumda bu tercih hakkını kullanmak doğrudur, benimsenebilir. Aksi durumda genel ortaklığın yakalanması için çaba sarf edip bu hedefle hareket etmeden bencil dar kaygılara dayanarak ittifak güçlerinden bir kesimi dışta tutma tavrı asla kabul edilemez.

Özcesi, Emek Partisi’nden ÖDP, HDP/HDK, Haziran Hareketi, Halkevleri ÖSP, ESP, Partizan, BDSP, Devrimci Parti ve oradan da tüm devrimci ve sosyalist dergi ve dinamiklere kadar en geniş yelpazede bir seçim ittifakının oluşturulmasından yanayız, bu büyük ittifakı hedefleriz, öneririrz de. Ancak burjuva düzen partileriyle bir ittifakı ilkesel olarak reddeder, tartışma gereği duymayız.

Halkın Günlüğü Sayı 13 /Nisan ayı