16 Kasım 2018
%AM, %24 %404 %2017 %08:%Ağu

Bir Sevda; bir yalın ve bilge yaşam/Aycan Solmaz

Çünkü Mercan, sadece savaş noktasındaki önderliği ile değil; söz ve eylem bütünlüğünün nasıl olması gerektiğini, sistemden tam bir kopuş sağlanmadan devrimci olunamayacağını öğretti bize. Sistem içi her duruşun kendisini “devrimci” ilan ettiği bir süreçte, bizlere hatırlattığı o militan devrimci duruşa daha da sarılmalı ve bizleri bağlayan tüm zincirleri kırarak, sistemin kendini yeniden üreteceği sözde çözümlerle değil, kadının kurtuluşunun devrimle olacağını savunarak yola çıkan Mercan’ın kulak verdiği o nabızdaki çağrıyı iyi kavramamız gerekir

 HABER MERKEZİ(24.08.2017)-Geçmişin dehlizlerinde soluklanmaya çalışan insanın sorunu hayatta kalmaktı. Hayatta kalmak için ayağa kalkması gerekiyordu. Kalktı, eyleme geçti, anladı ve keşfetti; eylemin gücünü, ilerleyişi, bilgiyi ve ateşi. Anladıkça ve ilerledikçe, yeni anlamlar ve yeni sorular çıktı karşısına. Bilginin ve kavrayışın, eylemin ilerleyişine yetmediği yerde çıktı karşısına korku. Ve yetmezliklerinin korkusundan yarattığı tanrılara kaptırdı ateşi, kendi eliyle. Çağlar geçti, ancak ne insan eyleminin ilerleyişi ne bu ilerleyişin yetmezliklerinde üreyen yeni tanrıların hükmedişi ne de insanın o ateşi o tanrılardan çalıp gerçek yaratıcılarına hakkıyla bölüştürme serüveni bitti.

Geçmişin sorunu olan hayatta kalma ve anlama mücadelesinde ilerletici güç olan eylemin önüne ilerleyişin yetmezliğiyle çıkan korku, anın koşullarında ilerlemenin bir sonucuydu ve anlaşılırdı. Ancak bugün, yüzyıllara varan hakimiyet sürecinde kurulu düzenin kendi kodlarını, hükmettiği insanda işlettiği; insanı kendi düzeninin sahiplenicisi, koruyucusu ve devamcısı kılmada aşama aşama ilerlediği bir süreçteyiz.

Tarihin eylemsel deneyimlerinde sınanan bilimsel birikimlerin bugün hayata geçirilmesinin önündeki en güçlü engel, kendini, hükmettiği insanda yeniden yaratarak böylece insanın kendi özel mülk dünyasının ve dolayısıyla düzenin hem biatçısı hem de hükmedicisi olmasına, insanı kendinden başkasının acısını duyumsamamasına götüren bir pratiksizliğin esareti altına alınmasıdır.

Bu yüzden insanlığın bugünkü sorunu önce kendinin dışındakini duyumsama sorunudur. Ama ondan da önce, bu duyumsamanın önündeki engel olan ve insanlığı bireysel mülk dünyasının sınırlarına hapsederek o esaret dünyasının korunmasında eylemsizliğe götüren gerçekliğin sorgulanarak kavranması ve ondan bilinçli bir kopuşun sağlanıp sağlanmaması sorunudur. Bu sorun, ezilen sınıfları ve kesimleri kapsayan toplumsal bir sorun olmakla birlikte, en başta, kurulu düzeni yıkmaya kuşanan devrimcilerin ve komünistlerin de içerisinde hapsolduğu-aşamadığı ve parçası olduğu bir sorun ve görevdir.

Ve tarih bizleri yeni bir yol ayrımına götürüyor. Acılı ve öfkeli bir halkın nabzında atan çağrıya kulak vererek, kendi cinsiyle birlikte insanlığı zincirleyen bütün mülkiyetleri parçalayarak, o sorgulayıcı kavgayı gerçekleştirme cüretini gösterip yalınlaşan ve bilgeleşen Mercan mı olacağız; yoksa devindirici gücü, bireysel mülkiyet kaygılarıyla esaretlenen, korktukça kendine yeni mülkiyetler yaratarak kendini korkunun limanlarına demirleyenlerden mi?

Çünkü Mercan, sadece savaş noktasındaki önderliği ile değil; söz ve eylem bütünlüğünün nasıl olması gerektiğini, sistemden tam bir kopuş sağlanmadan devrimci olunamayacağını öğretti bize. Sistem içi her duruşun kendisini “devrimci” ilan ettiği bir süreçte, bizlere hatırlattığı o militan devrimci duruşa daha da sarılmalı ve bizleri bağlayan tüm zincirleri kırarak, sistemin kendini yeniden üreteceği sözde çözümlerle değil, kadının kurtuluşunun devrimle olacağını savunarak yola çıkan Mercan’ın kulak verdiği o nabızdaki çağrıyı iyi kavramamız gerekir.

Tarihin karanlık bağrından emek ve kavrayışla çıkarılıp tanrılara kaptırılan o ateşin, gerçek yaratıcılarının ufkunda yeniden ışımasının birincil koşulu, dünden bugüne yeni suretlere bürünen iktidarlarla ve mülkiyetlerle sorgulayıcı ve cüretli bir kavgaya, yani kendi göğüslerimize hapsettiğimiz ateşi kendimizden çalma kavgasına girişilmesidir.

Sevda Serinyel (Mercan) ile birlikte, bilginin ve dövüşkenliğin patikalarında yalın ve bilge bir yaşamı paylaşarak var eden Yılmaz Kes (Şahin) ve Mahir Özgül (Doktor) yoldaşların mücadelelerini selamlıyoruz.

Ve onlar, kendilerinden öncekilerin açtıkları patikaları bilgelikle adımlarken, göğüslerinde çırpınan o yalın ve dövüşken solukla tek şey söylüyorlar: “Bilgi ve dövüşkenlik bizi bekliyor; nabzına kulak verin çeliğin, yağmurun, kayalığın, denizin..”