16 Kasım 2018
%PM, %24 %644 %2016 %14:%Eki

Pencerenin ötesindeki kadın: Furûğ Ferruhzâd!

Şair Furûğ Ferruhzâd, şiirinde yeni bir dil arayışındaydı, bunu başardı da. Kendi kimliğini kazanma yolunda önce adım adım kendi kişilik inşasını gerçekleştirdi, yazdığı şiirlerde kadın imgesinin hissedilmesinden hiç rahatsızlık duymadı, aksine bunun yazdıklarına daha büyük bir ruh katacağına inandı hep

HABER MERKEZİ (24.10.2016)-Çağdaş Fars şiirinin önemli temsilcilerinden biri sayılan ve yeni şiir akımına katkısı bakımından çağdaş İran şiirindeki yeri yadsınamayacak bir öneme sahip olan şair Furûğ Ferruhzâd, yedi çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğu olarak 5 Ocak 1935 (15 Dey 1313 h.) de Tahran’da dünyaya geldi. Asker olan babası Muhammed Ferruhzâd, sert karakterli ve baskıcı biriydi. Sürekli odasında kitap okur ve çok sevdiği şiirle meşgul olurdu. Annesi Turan Veziri Tebar ise, geleneklerine bağlı bir kadındı. Furûğ, on üç on dört yaşında klâsik tarzda söylediği gazellerle şiir yazmaya başlar ama bunları hiçbir zaman yayımlamaz. Çocukluğunda anneannesinden dinlediği masallar, şairin hayal dünyasının şekillenmesini ve zenginleşmesini sağlar. Belki de çocuk denecek yaşta başladığı şiir macerasının kökleri bu masallarda aranabilir.

Şair burada kendini arıyor

Çocukluk ve gençlik yıllarını orta halli bir aile ortamında geçiren Furûğ Ferruhzâd, ilkokulun ardından Husrev-i Hâver Lisesi’nin orta kısmını tamamlar. İlk ve ortaokul eğitimini tamamladıktan sonra Kemalülmülk Sanat Okulu’nda resim dalında eğitim görmeye başlar. Henüz on altı yaşında olan Furûğ Ferruhzâd yakın akrabası ve kendisinden on beş yaş büyük olan Perviz Şapur’la evlendi. Bu evliliğinden Kamyaradında bir oğlu oldu. Furûğ Ferruhzâd huzur ve dinginlik arayışını bu yuvada da bulamayınca, 1954 yılında eşi Perviz Şapur’dan boşanır. Kanunlar çocuğun annede kalmasını yasakladığı için Kamyar’ı ondan aldılar ve bir daha da oğlunu hiç göremedi. Bu sıralarda babasının başka bir kadına âşık olması çocuklarından uzaklaşmasına ve ailenin giderek dağılmasına sebep oldu.

Şiire başladığı ilk yıllarda romantik şiirler söyleyen şair, bu şiirlerini Rûşenfikr (Aydın) gibi haftalık dergilerde yayınlamaya başladı. 1953 yılında “Esir” adlı ilk şiir kitabı basıldığında henüz on sekiz yaşındaydı. 1956’da Duvar (Dîvâr) ve 1957’de ‘İsyan’ adlı şiir kitaplarını yayınladı. İkinci şiir kitabı “Duvar”la birlikte kendisi için şiirin konusunun değiştiğini belirten Furûğ, artık sadece kendi bireysel hisleri ışığında şiir yazmadığını ve daha yeni bir dünyayı keşfettiğini söyler. Üçüncü şiir kitabı olan “İsyan”da ise, kendine has bir şiir üslûbu oluşturma yolundaki çabası açığa çıkar. Dil öğrenmek için gittiği İtalya seferinden döner. Bu dönemde dünyayla ilişki kurabilecek yeni ve taze kelimeler arayışı içerisindedir. Fars dilinin inceliklerine hâkim olmak için kütüphanelerde klâsik şiir çalışmaları yapar. Hâfız ve Mevlâna’nın şiirlerini inceler, ezberler. Modern İran şiirinin babası sayılan Nîmâ Yûşic’in şiirleriyle tanışır.

“Ev Karadır” beyler!

Bu sırada İran’ın önde gelen şairleri Ahmed-i ŞamlûNâdir Nâdirpûr, Mehdi Ehavân-i Sâlis,Siyâveş Kisrâyî, Sîmîn Behbehânî, Fereydûn-i Muşîrî, Hûşeng İbtihâc Sâye ile dostluk kurar. Edebiyat toplantıları düzenledikleri evlerde şiirler paylaşırlar. Bu edebiyat ortamlarında bulunmuş başka bir İranlı şair Sîmîn Behbehânî kendisiyle yapılan bir röportajda o yılları şöyle anlatıyor: “1955-56 yıllarında şiir okuyup edebiyat konuştuğumuz aylık toplantılarımız olurdu. Sazımız ve müziğimiz de olurdu. Furûğ da bu toplantılarda şiir okurdu. Esir kitabını yeni yayımlamıştı. Bir süre sonra eşinden ayrıldı, psikolojik rahatsızlık geçirdi, hastanede yattı. Sonra tekrar toplandık.”İlk üç şiir kitabının ardından yazın hayatında önemli bir etkisi olan ve Furûğ’nun dördüncü şiir kitabını ithaf edeceği İbrahim Gülistan ile tanıştı. Bu tanışma ile Furûğ’nun hayatında yeni bir dönem başlamış oldu. 1959 yılında Gülistan Film Şirketi aracılığıyla film yapımcılığı hakkında eğitim almak için İngiltere’ye gitti. “Dönüşünde Bir Yangın” (Yek Ateş) isimli kısa bir film çekti. Bu film İtalya’da ve kısa film festivallerinde ödül aldı. 1960 yılında “Görücü” isimli filmde hem yapımcı hem de oyuncu olarak çalıştı. Bu arada 35 mm’lik filmler çekmeye devam etti. 1962 yılında cüzam hastaları hakkında yapacağı bir filmin ön hazırlığı için Tebriz’e gitti. Aynı yılın yaz aylarında İranlı yazar Sâdık Çûbek’in “Deniz Neden Dalgalandı?” isimli uzun öyküsünü filme uyarlamaya çalıştı ama film tamamlanamadı. Aynı yılın sonlarında Tebriz’e tekrar giden şair, uzun bir müddet burada cüzamlılarla ikamet ettikten sonra “Ev Karadır” (Khane siyah est) filmini yapmaya karar verdi.

Ve bir çevrim tamamlanır

 “Ev Karadır” filmi Almanya’da film festivalinde bir ödül aldı. Tören esnasında, “Ödül, benim için bir oyuncaktır!” isimli kısa bir konuşma yaptı. Aynı yıl Meşhed’de bir cüzamevide tanıdığı Hüseyin’i evlat edinir ve ona İsfendiyâr ismini verir. Hüseyin’in hayatına girmesiyle birlikte oğlu Kamyar’ın acısının az da olsa hafiflediğini söyler: “Kamyar’ın acısı bir an bile beni rahat bırakmıyor. Her an yüreğimi yakıyor, Hüseyin gelince biraz huzur buldum. Onun yüzüne baktığımda Kamyar’ı görüyorum. Elini tuttuğumda ya da yüzüne baktığımda onun Hüseyin mi yoksa Kamyâr mı olduğunu hiç düşünmüyorum, bir fark yok; sadece onun benim oğlum olduğunu düşünüyorum.”

Furûğ, bir yandan sinema çalışmalarını sürdürürken, bir yandan da tiyatro da oyunculuk yapıyor, İtalyan ve Alman yazarların eserlerini Farsçaya tercüme ediyordu. 1965 yılında olgunluk dönemi eseri diyebileceğimiz dördüncü şiir kitabı olan “Tevellûd-i Dîger” (Yeniden Doğuş)’i yayımladı. Bu şiirleriyle çağdaş İran şiirinde derin bir etki bıraktı. 13 Şubat 1967 (26 Behmen 1345) de bir trafik kazası sonucunda hayata gözlerini yuman şair, Tahran’ın Tecriş semtinde bulunan ve birçok İranlı meşhur şairin de mezarının bulunduğu Zehiru’d-Dovle kabristanına defnedildi. “Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım” (Îmân Beyâverîm be Âgâz-ı Fasl-ı Serd) isimli yarım kalmış son şiir kitabı ölümünden sonra basıldı.

“Dostum, kardeşim, kan kardeşim

Aya çıktığında

Çiçeklerin katledilişinin tarihini de yaz!” (Pencere/Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım’dan…)

Şair Furûğ Ferruhzâd, şiirinde yeni bir dil arayışındaydı, bunu başardı da. Kendi kimliğini kazanma yolunda önce adım adım kendi kişilik inşasını gerçekleştirdi, yazdığı şiirlerde kadın imgesinin hissedilmesinden hiç rahatsızlık duymadı, aksine bunun yazdıklarına daha büyük bir ruh katacağına inandı hep. “Kadın şair-şair kadın” alaylarına hiç aldırış etmedi. Bireysel olandan toplumsala doğru bir çizgi takip etti. Dönemin despot şahına başkaldırırken dini bir araç olarak görenlere de karşı çıktı. Onun şiirinin en bariz vasfı doğrudanlığı, dolaylığı reddetmesiydi. Klâsik Farsçanın ifade gücünden ve ses benzerliklerinden yararlandı. İlk şiirlerindeki karamsarlık, pişmanlık ve kaçış duygularını taşıyan kadın, sonradan yerini sorunlarla mücadele etmesini öğrenmiş bir kadına bırakıyordu. Bunu bazen idealist bir üslûpla ütopik bir dünya kurarak, masal dilini kullanarak bazen de acı bir alayla yapıyordu:

“Ve altı yüz yetmiş sekiz borç senedine

Ve altı yüz yetmiş sekiz iş başvuruna imzamı attım:

“Furûğ Ferruhzâd.”

Şiirin, gülün ve bülbülün vatanında

Bir lütuftur yaşamak” (İncili Vatan/Yeniden Doğuş’tan…)

 Sevâl Günbal