16 Kasım 2018
%PM, %22 %565 %2016 %12:%Kas

ADKH’ den 25 Kasım açıklaması!

Dünya üzerinde hüküm süren emperyalist-kapitalist sömürü düzeninin ve onun getirmiş olduğu savaşların,yıkımın bütün coğrafyalarda kadına yönelik her türlü şiddetle saldırılarını arttırdığı bir dönemdeyiz.Ancak çaresiz ve umutsuz değiliz. Mirabel kardeşlerden aldığımız direniş geleneği ve erternasyonal mücadeleyle kadına yönelik bütün baskı,şiddet ve sömürüyü ortadan kaldıracağımız yeni bir dünyayı kendi ellerimizle kuracağız. Bir kez daha vurgu yapmak isteriz ki; ben kadınım demek yürek ister ve yüreğini direnişle örgütle, biz kadınlar yürekliyiz,direnişçiyiz,örgütlüyüz,biz kadınlar olarak biliyoruz ki bugün daha fazla yan yana durmanın, kenetlenmenin , safları sıklaştırmanın zamanıdır. Hep birlikte alanlarda mücadele etme günüdür

AVRUPA(22.11.2016)- Avrupa Demokratik Kadın Hareketi (ADKH) ‘’ Ben Kadınım, direnmek yürek ister, yüreğini direnişle örgütle!’’ şiarı ile bir açıklama yaparak tüm kadınları 25 Kasım’da alanlara çıkmaya çağırdı. ADKH tarafından yapılan açıklamayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

 25 Kasım 1960... Dominik Cumhuriyeti’nde faşist Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden, Clandestina hareketinin öncülerinden olan PATRİA, MİNERVA ve MARİA Mirabel kardeşlerin katledildiler.  Haklı olan herşey için canları pahasına savaşan ve artlarında bugün yolumuza ışık tutan mücadele geleneğini bırakan bu “kelebekler” kısa ömürlerinin aksine; insanlık tarihindeki en şanlı yerini almışlardır.

25 Kasım'ın 57. yılını karşılarken; son 57 yıllık tablonun kadınlar açısından esas olarak değişmediğini görmekteyiz. Verilen mücadeleler sonucu yasal kimi haklar kazanılmış olsa da, kadına yönelik toplumsal bakışın esasta değişmediğini evde, sokakta, işyerlerinde, okulda, fabrikada yani gündelik hayat içerisinde bizzat yaşıyoruz. Temeli özel mülkiyet ve sınıflı toplumların ortaya çıkışına dayanan kadın sorunu ve kadına yönelik fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddet bu sistem devam ettikçe kendisini sürdürecektir. Binlerce yıllık insanlık tarihi bunun en yalın ispatıdır.

Kapitalizmden beslenen militarizmle sarıp sarmalanan din, töre ve geleneklerle içselleştirilen; kadına yönelik şiddet, sistem tarafından dünyanın değişik coğrafyalarında değişik biçimler ve adlarla yeniden, yeniden üretilmektedir.

Bizler bu şiddeti, Ortadoğu’da vahşi IŞİD gericiliğinin Ezidi  ve Kürt kadınlarına tecavüzlerinden ve köle pazarlarında satmasından biliyoruz; İran’da idam cezasına çarptırılan Zeynep Sekanavand şahsında tüm kadınlara yönelik baskılardan biliyoruz. Bizler bu şiddeti LGBTİ bireylerin cinsel yönelimleri hiçe sayılarak yaşam haklarının elinden alınması, tecavüze ve şiddete maruz kalmaları ve sokak ortasında Hande Kader gibi nice LGBTİ bireylerinin katledilmesinden biliyoruz. Bu şiddet,  Türkiye-Kuzey Kürdistan’da faşist TC. Devletinin AKP eliyle darbeyle mücadele bahanesiyle getirilen OHAL ve yasalarla geçen KHK’larla, başta Kürt ulusu olmak üzere kendisine muhalefet eden devrimci-demokrat çevrelerden aydın yazar akademisyen, kamu emekçisine; basın yayın kuruluşlarından yerlerine kayyum atanan belediye başkanlarına kadar bir bütün teslim alma sürecinde kendisini göstermektedir. Bu saldırı sürecinden mücadele eden kadınlara daha katmerli saldıran devlet şiddetini her alanda sürdürmektedir. Bu şiddeti, kadın gerillaların çıplak bedenlerine yaptığı işkencelerden; hapishanelerdeki kadın tutsaklara yönelik cinsel şiddetten tanıyoruz. Bu şiddeti  Gültan Kışanak şahsında halkın iradesine duyulan tahammülsüzlükten-tutuklamalardan; dünyanın ilk kadın haber kanalı Jin Haber Ajansı’nın kapatılmasından; sırtını iktidara dayayan gerici zihniyetin sokak ortasında kadınları tekmelemesinden tanıyoruz.

Kadınlara uygulanan baskı ve şiddet dünya üzerinde artış gösterirken; kadınlar bu şiddete direniş ve mücadeleleriyle cevap vermektedir. Polonya’da kürtaj hakkının tamamen kaldırılmasına karşı kadınlar örgütlü greviyle devlete geri adım attırmışlardır. Arjantin’de kadınların, kadın hakları için uluslararası kadın buluşmasında yaşanan polis ve devlet terörüne diz çöktürmeleri yine kadınların örgütlü mücadelesinin bir sonucudur. “İnsan hakları, demokrasi, eşitlik ve özgürlük'' maskesi arkasına saklanan Avrupa’nın kadınlara dönük uygulamaları ikiyüzlülüğünü göstermektedir. Avrupa hapishanelerinde tutuklu bulunan devrimci tutsaklardan  Banu Büyükavcı ve Gülaferit Ünsal şahsında politik tutsaklara yönelik uygulanan keyfi hukuksuzluk buna örnektir. Yine Avrupaya zorunlu göç etmiş, ülkelerinden uzak yerlerde mülteci kamplarındaki kadınlara yönelik taciz,tecavüz,kaybetmeler ve çocukların ailelerinden koparılarak kaçırılması çocuk istismarının çoğalması bu ikiyüzlülüğe örnektir.Çalışan kadınların „eşit işe eşit ücret“ talepleri bugün de devam etmektedir.


Dünya üzerinde hüküm süren emperyalist-kapitalist sömürü düzeninin ve onun getirmiş olduğu savaşların,yıkımın bütün coğrafyalarda kadına yönelik her türlü şiddetle saldırılarını arttırdığı bir dönemdeyiz.Ancak çaresiz ve umutsuz değiliz. Mirabel kardeşlerden aldığımız direniş geleneği ve erternasyonal mücadeleyle kadına yönelik bütün baskı,şiddet ve sömürüyü ortadan kaldıracağımız yeni bir dünyayı kendi ellerimizle kuracağız. Bir kez daha vurgu yapmak isteriz ki; ben kadınım demek yürek ister ve yüreğini direnişle örgütle, biz kadınlar yürekliyiz,direnişçiyiz,örgütlüyüz,biz kadınlar olarak biliyoruz ki bugün daha fazla yan yana durmanın, kenetlenmenin , safları sıklaştırmanın zamanıdır. Hep birlikte alanlarda mücadele etme günüdür.

Bizler Avrupa Demokratik Kadın Hareketi olarak Avrupa’da yaşayan bütün üye ve taraftarlarımız başta olmak üzere devrimci-demokrat-ilerici herkesi 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” vesilesi ile yapılacak olan bütün eylemlere katılmaya, sokaklara çağırıyoruz.

Emeğimiz bedenimiz kimliğimiz bizimdir !

Cinsel ,sınıfsal,ulusal sömürüye son !

Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Jin-Jiyan-Azadi!