16 Kasım 2018
%PM, %22 %627 %2016 %14:%Kas

ADKH: Cinsel istismar-taciz-tecavüz meşrulaştırılamaz!

Toplumsal duyarlılığı sınırlama, toplumsal çelişkileri manipüle etme ve toplumsal sorunların nedenleri konusunda doğru bir bilinçle müdahaleci olma duruşunu, toplumsal dinamiklerde bir güç haline dönüşmesini engellemek maksadıyla, gerici egemenlikler, toplumsal dejenerasyonun  önünü açmaktadırlar. Hukuk, medya ve eğitim sistemi ile, gerici burjuva “değerler ”topluma enjekte edilmektedir. TC” hâkimiyet sisteminin tarihi, bu konuda çarpıcı örneklerle doludur. Özellikle kadınlara bakış açısı ve kadınların toplumsal-bireysel rolü konusunda, gerici feodal değer yargılarına göre biçilen kölelik elbiseleri, yasalar ve ceza hukukuyla beslenmiş, var olan toplumsal zemin, gerici  ataerkil  anlayışa göre şekillenmiş erkeklerde, toplumsal travmalara neden olan yoz pratiklere neden olmuştur. Erkeğin sofrasında, ahırındaki öküzden sonra kadına yer verme  felsefesi, gerici toplumsal zemin ve gerici hukukun birleştiği noktadır. Böyle bir zeminden beslenen ve bugün ağır toplumsal travmalara neden olan, cinsel taciz, tecavüz, kadın cinayetleri, bugün Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasında, rutin bir hal almış durumdadır.

AVRUPA (22.11.2016)- Avrupa Demokratik Kadın Hareketi (ADKH) ‘’ Cinsel istismar-taciz-tecavüz meşrulaştırılamaz’’ başlıklı bir açıklama yayınladı. Yapılan açıklamayı okurlarımızla paylaşıyoruz.

Cinsel istismar, fiziksel bir şiddet olduğu kadar, ağır ruhsal sorunlara yol açan şiddeti de içerir ve cinsel istismara uğrayan birey üzerinde, hayatı boyunca sonuçları çok ağır olan fiziksel ve ruhsal travmalara ve güvensizliğe (toplumsal ve bireysel) yol acar. Kuşkusuz bu ağır travma ve güvensizlik, toplumun bir ferdi olan birey üzerindeki etkileriyle sınırlı kalmaz, sosyal olarak toplumu da etkileyen bir olgu haline gelir. Yani, cinsel istismar her toplumda karşılaşılan, sosyal, psikolojik ve kültürel yanı olan, toplumsal bir sorundur. Her Toplumda olduğu gibi, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da, da cinsel istismara uğrayan mağdurların çoğunluğu arasında, kadınlar ve çocuklar bulunmaktadır. Özellikle çocuklarda yaşanan cinsel istismar, ilerleyen süreçlerde, farklı boyutlarda ve farklı şekillerde gelişen psikolojik sorunlar ortaya çıkardığı gibi, bu ağır psikolojik travmaların, toplumun genel durumunu etkileyen bir hal alması da kaçınılmazdır. Erkek eğemem anlayışı ve bu erkek eğemem anlayışını kendi gerici egemenliğinde ana referans olarak alan mevcut burjuva devlet ve hukuk anlayışı, yarattığı siyasal-ideolojik gerici kültürle, bu gibi toplumsal dejenerasyonu vareden ve geliştiren bir zemin olduğu tartışmasızdır. Geliştirdiği gerici burjuva- feodal ideolojik ve hukuksal kurumsallaşma ile toplumsal yozlaşmanın asıl sebebi olan bu gerici egemenlikler, toplumsal yozlaşmanın birey üzerindeki travmaları ve bu travmaların, bireyin kendi yaşamına dahi son verme gibi ağır sonuçlarında, sorunu sistemin sorunu olduğundan koparıp, bireysel bir kötülük olarak açıklayarak, toplumsal manüpilasyon yaratmaktadırlar. Toplumsal dejenerasyonun her ögesi gibi, cinsel istismar ve tecavüz sorunu, özellikle kapalı toplumlarda daha boyutlu yaşanan, erkek egemen toplumsal statünün yarattığı bir sorun olsa da, yaşanan istismarın toplumsal zeminini ve sorunun gelişme trendi, erkek egemen anlayışı üzerinde şekillenen, gerici egemenlik sistemleridir. Bu boyutu ile sorun, gerici egemenlik sistemi içinde tartışılmak durumundadır.

Toplumsal duyarlılığı sınırlama, toplumsal çelişkileri manipüle etme ve toplumsal sorunların nedenleri konusunda doğru bir bilinçle müdahaleci olma duruşunu, toplumsal dinamiklerde bir güç haline dönüşmesini engellemek maksadıyla, gerici egemenlikler, toplumsal dejenerasyonun  önünü açmaktadırlar. Hukuk, medya ve eğitim sistemi ile, gerici burjuva “değerler ”topluma enjekte edilmektedir. TC” hâkimiyet sisteminin tarihi, bu konuda çarpıcı örneklerle doludur. Özellikle kadınlara bakış açısı ve kadınların toplumsal-bireysel rolü konusunda, gerici feodal değer yargılarına göre biçilen kölelik elbiseleri, yasalar ve ceza hukukuyla beslenmiş, var olan toplumsal zemin, gerici  ataerkil  anlayışa göre şekillenmiş erkeklerde, toplumsal travmalara neden olan yoz pratiklere neden olmuştur. Erkeğin sofrasında, ahırındaki öküzden sonra kadına yer verme  felsefesi, gerici toplumsal zemin ve gerici hukukun birleştiği noktadır. Böyle bir zeminden beslenen ve bugün ağır toplumsal travmalara neden olan, cinsel taciz, tecavüz, kadın cinayetleri, bugün Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasında, rutin bir hal almış durumdadır.

Bugün aynı gerici siyasal-ideolojik-kültürel ve hukuksal zeminden beslenen AKP-Erdoğan diktatörlüğü, meclise getirdiği yasa önergesiyle, toplumsal kanayan bir yara olan, çocuk ve kadınlara yönelik cinsel istismar  ve şiddet kültürüne, ”meşruluk” kazandırmaktadır. Meclis kuruluna getirmiş oldukları önergeyle,  işlenen cinsel istismar suçunu „mağdurun faili ile evlenmesi” karşılığında, cezanın infazını yerine getirme hükümlerini ortadan kaldırmaktadır. Bu ceza hukuku ile, mağdurun hakları korunacağı yerde, mağduriyeti yaratan, keza yarattığı mağduriyet, bireysel ve toplumsal travmalara neden olan fail korunmaktadır. Bu   zihniyet ve bu zihniyetin  yasalarıyla koruduğu istismarcılar ve tecavüzcülerin, ceza hukuku korkusu yaşamadan  cirit attığı  bir toplumda, depresif, cinsel içerikli takıntıları,  karşı  cins başta olmak üzere toplumsal güvensizliği olan, korkak, sorgulamayan, içine kapanık ya da aşırı sinirli ve saldırgan davranışlar gösteren bireyler yaratarak, kendi gerici egemenliklerine toplumsal sosyal zemin yaratmak istiyorlar. Gerici erkek egemen anlayışını, gerici sınıf çıkarlarında iktidar erkine dönüştüren AKP-Erdoğan diktatörlüğü, ”bir kereden bir şey olmaz” anlayışıyla, Ensar Vakfında yaşanan çocuk tecavüzü ve tacizleriyle, kirli ve bağnaz dünyası babında tescillidir. Cinsel istismar ve çocuk yaşta evlilikleri meşrulaştıran son yasa önerisi ilede,gerici ve yoz dünyasını, tüm kamuoyuna deklere etmiştir.

Yaşanmış tarihsel haksızlıklarla, ezilmişlikle, ötekileştirilmişlikle, kadınlarımızın gerçeği, toplumsal mücadele açısından güçlü bir dinamiktir. Ve kadınların mücadele tarihi, bu dinamiğin toplumsal özne olma durumunda, neleri yaratabileceği konusunda güçlü bir miras olmaktadır. 

Bizler Avrupa Demokratik Kadın Hareketi olarak ataerkil anlayışı, köhnemiş düzenlerinde dinci-gerici çıkarlarında iktidarlaştıran ve bu  bağnazlıkla, her toplumsal dinamik gibi, kadınların toplumsal özne olma iradesine yönelen her türlü saldırılara karşı, güçlü tarihsel mücadele mirasımızın perspektifiyle mücadele etmek, biz ezilen tüm kadınların birlik zeminidir diyor ve herkesi bulunduğu alanlarda direnişi yükseltmeye-aktif mücadeleye çağırıyoruz.

*Tacizi-Tecavüzü AK’latmayacağız!!
*Biji Berxwedane Jiyane!
*Biji Berxwedane Jinên!
*Yaşasın Kadınların Direnişi
*Cinsel İstismar-Taciz-Tecavüz Meşrulaştırılamaz!
*Kahrolsun Dinci-Gerici Zihniyet!