16 Kasım 2018
%PM, %13 %747 %2015 %16:%Kas

Yurdal, Ünal ve Sefkan’ın Anısına

“…dinledim duydum yüreklerini, aşk diye aşk diye taptaze yürekleri. unutma beni unutma beni, taptaze yürekleri. nasıl da yakındılar nasıl da uzak. şarkı gibi dilimde, rüzgar gibi etimde, ah nasıl da bendiler, ah nasıl da biz! kimdiler neciydiler neydiler. neyseler neciyseler kimseler. seviyorum deyişmeğe bile belki de vakitleri yoktu. lâle solup gül geçip harman savrulup. kimbilir hangi bahçeden gelip geçmiştiler.”  Hasan Hüseyin

Dersim/Ovacık’ta Türk Ordusu ile girdikleri çatışmada direnerek ölümsüzleşen 3 TKP/ML-TİKKO gerillası anısına okurumuzun kaleme aldığı yazı ve şiiri paylaşıyoruz

HABER MERKEZİ (13.11.2015)-Yurdal, Ünal ve Sefkan… Üç yürek, üç dünya… Kafalarında binlerce düş, renk, hayal… Bir inanç etrafına kenetlenmiş insanların birbirlerini tanımalarına ihtiyaç yoktur. Bilinçleri, idealleri, heyecanları tanışıktır. Ne ki yüz yüze gelmek, aynı yere baktıktan sonra? Yurdal, Ünal ve Sefkan’ın binlerce yürekte yaşattığı ve yaşayacağı bu derece özdür. Halkı karşısında olanların hiçbir zaman böyle bir yaşamları olmayacak, hiç karşılaşmayıp ananları, anmayı bir şafak bilenleri olmayacak. Bu gerçekle yazacaklarımız her kelimede yetersiz kalıyor. Üç yoldaşın şehit düşüşünün diğer yoldaşlara ağır kulaklarla göğsü patlatırcasına ulaşmasını, direnişlerinin düşmanı, ölümü, zalimi alt etmesini anlatmak hesaplaşmadır. Çünkü sevgisi kendisi kadar olanların, hayalini ölüme tutsak edenlerin, her gün onlar adına da şafağı karşılayanları anlaması güçtür. Ve toprak, kavgamızda nabızdır bizim için. Bunca hayali bunca inancı bunca direnişi veriyor her bir köke.
Yurdal, Ünal ve Sefkan… Dünyanın bütün şarkıları sizin için söyleniyor şimdi. Kavgayı seri gibi taşıyanlar kavganın olduğu her alanda sizi anacaklar. Yoldaşlarınızın üzülüp yaslanacağı silahlar bizlerin de yaslanacağı omuzlar var… Bir kez daha diyoruz ki halk için savaşanlar halkların kavgasında, sloganda, kurşunda, direnişte, sevinçte, acıda yaşamaktadırlar.

Yurdal, Ünal ve Sefkan’a

Dinler gibi rüzgârın uğultusunu
Gitmez bir ezgi kulaklarımda
Daha çok bileyim çokça bileneyim diye
“Genç idin tez idin sıra bilmezdin”

İstanbul’da
Betonarme bir katta
Gözün göreceği taş
Elin dokunacağı taş iken
Haberiniz geldi
Ayakları rüzgârla yarışan siz
Alınmışsınız dağlardan

Elbet yüreğim şimdi sızı
Yüreğim şimdi acı
Öfke

Kim inandırabilir ki bizi
Dağlara sığmamış sizi
Sınırlı bir mekânın alacağına

Bir düzlükte rüzgârı dinler gibi
Sizi dinliyorum burada
Kulağımdasınız, hırçın
“Destansı bir direniş, ilkeli bir ölüm”

Her yer ölüm
Yer ölüm
Gök ölüm
Mevsim ölüm
Nöbet bugün sizde

Güzelden yana türkü söyledikçe
Bayrağınız bizde

Halkın Günlüğü Gazetesi okuru