12 Kasım 2018
%PM, %16 %747 %2015 %16:%Kas

Okura, yazara mektup: Hapiste yazarlar var*

Dünya Hapisteki Yazarlar Günü için dün İstanbul Tüyap Kitap Fuarı’nda NotaBene stantında basın açıklaması yapıldı. Dünya Hapisteki Yazarlar Günü’ne ve basın açıklamasına ilişkin Ayşegül Tözeren’in kaleme aldığı yazıyı okurlarımızla paylaşıyoruz

HABER MERKEZİ (16.11.2015)- Uluslararası PEN’in 1981 yılında Dünya Hapisteki Yazarlar Günü ilan ettiği 15 Kasım, Türkiye’de Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB), PEN Türkiye Merkezi (PEN) ve Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) tarafından ortak bir bildiriyle anılıyor.

Son yıllarda basına sundukları ortak bildirilere bakıldığında, Uluslararası PEN’in önerisiyle Honduras, Çin-Tibet, İran, Liberya, Paraguay, Kırgızistan, Kamerun, Tayland’dan yazarların durumlarına hapsedilme gerekçeleriyle dikkat çekilirken, Türkiye’de ise hapisteki birkaç yazarın ismi sayılıp, gündelik politikaya ilişkin bir iki cümleyle “gün” salonlarda bildiri okunarak geçiştirilmektedir. Dolayısıyla da Dünya Hapisteki Yazarlar Gününde dahi, aralarında 8 yılı aşkın süredir, kendine ait bir odada değil, devlete ait bir hücrede yazan edebiyatçıların durumu gündemleşmemektedir.

Geçtiğimiz yıl okunan bildiride, Türkiye’den hapisteki hiçbir yazar isim olarak anılmazken, Paraguay, Kırgızistan, Kamerun, İran ve Çin’den yazarların durumlarına dikkat çekilmektedir. Bu yıl okunan bildirideyse, Türkiye’den 28 yazarın ismi sayılmaktadır. Bu listede Mehmet Baransu’nun ismi bulunmaktadır, ama ne acıdır ki iki şiir kitabı, dört romanı ve bir öykü kitabı bulunan Sami Özbil listede bulunmamaktadır. Geçtiğimiz yıl bir öykü ödülü alan ağırlaştırılmış müebbete hükümlü Murat Saat de listede yoktur. Bir öykülemesinde “merhaba” demeyi unuttum diyen hücredeki yazarlardan Metin Yamalak da listede yoktur, önemli iki romana imza atan Rojbin Perişan da, Mahmut Yamalak da, Edip Yalçınkaya da listede yoktur. Bu isimler ve sayamadığım onlarca yazar, yazar mı değil, hapiste mi değiller!? Kapılarında “ölünceye dek” hapiste kalacaklarına ilişkin bir yazı asılı olmasa, bir an inanmak isterdim saydığım edebiyatçıların hapiste olmadıklarına…

Kitap özgür olana, kalemi tutan el özgür olana, söz özgür olana dek

Bu sene 15 Kasım, yazının kalbinin attığı, yazarların bir arada bulunduğu İstanbul Kitap Fuarı’nın son gününe denk geliyordu. Ama yine TYB, PEN Türkiye ve TYS ortak bildirilerini “salonda” okumayı tercih edeceklerini basına bildirmişlerdi. Bizler de farklı bir yazar inisiyatifi oluşturarak, aşağıdaki bildiriyi kaleme alarak, bildirimizi TÜYAP’ın sokaklarında okumaya karar verdik:

“15 Kasım, bütün dünyada, 1981 yılından beri hapisteki yazarların durumuna dikkat çekmek için Dünya Hapisteki Yazarlar Günü olarak anılıyor.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde, baskıcı faşist rejimlere karşı muhalif tutumlarından, düşüncelerinden, yazılarından ya da kitaplarından dolayı pek çok gazeteci ve yazar hapiste tutuluyor. Çoğu esasen düşüncelerinden değil, “terör”le ve çeşitli örgütlerle ilişkilendirilmiş suçlarla yargılanmış ve ağır cezalara çarptırılıyor. Durum böyle olunca baskıcı rejimler yazar ve gazetecileri tutukladıklarını reddetmemekte, ancak onları düşüncelerinden dolayı değil yasadışı eylemlerinden dolayı tutukladıklarını iddia etmekte. Oysa biz biliyoruz ki muhalif, ilerici tutumlarından, eylemlerinden ve düşüncelerinden dolayı cezalandırılan yazar ve düşün insanı sayısı hiç de az değil. Özellikle toplumda farklı seslerin, itirazların çoğalmasını engellemek adına faşizan rejimler, öncelikle özgür düşünceyi baskı altında tutmak, yok etmek istiyor.

Türkiye’de de –resmi makamlar sayıları gizledikleri ve kamuoyuyla paylaşmadıkları için- sayısını bilemediğimiz pek çok yazar ve gazeteci hapishanelerde tutuluyor. Ülkemizin içinden geçtiği karanlık süreçte düşüncelerin özgürce ifade edilmesi mümkün değil. İnsanlar yalnızca yazıları ve kitaplarından dolayı değil, sosyal medya paylaşımları yüzünden bile gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Sabahattin Alilerden, Nazım Hikmetlere, Sevgi Soysallardan, Ahmet Ariflere, Yılmaz Güneylere, Hikmet Kıvılcımlılara kadar pek çok yazar, şair ve sosyalist hapishanelerde kalmış ve bugün de altı adımlık F Tipi hücrelerde yazarak edebiyata anlam katan yazarlar hapishaneleri özgürleştirmeye devam ediyorlar. Yazarlarının, şairlerinin, kısacası düşüncenin ölümle, hapisle tehdit edildiği bir ülkenin yurttaşları olmaktan utanç duyuyoruz. Ve hak etmediğimiz ve reva görüldüğümüz her türlü insanlık dışı muameleye öfke duyuyoruz.

Öfkeliyiz çünkü ellerimizdeki kitaplar tutsak.

Öfkeliyiz çünkü şiir tutsak, öykü tutsak, roman tutsak, akademiler, kitapevleri tutsak.

Öfkeliyiz çünkü sembolik değerlerinin ötesinde hapisteki yazarlarla dayanışmayan, düşüncelerini, tercihlerini ifade etmekten korkan bir toplum olmaya doğru itiliyoruz.

Öfkemizi, yalınkat bir umudun dilini kuşanarak mücadeleye dönüştürmek zorundayız.

Ahmet Bilge, Ayhan Kavak, Aynur Epli, Deniz Tepeli, Diyadin Turhan, Edip Yalçınkaya, Enver Özkartal, Ergin Atabey, Ergül Çiçekler, Sami Özbil, Gülazer Akın, Mahmut Baran, Hayati Kaytan, Murat Saat, Murat Türk, Naif Bal, Rojbin Perişan ve adlarını sayamadığımız pek çok yazar, şair bugün hapiste tutulmaktayken, kitaplar tutsakken, kitap fuarlarının da özgür olması beklenemez.

Kitap özgür olana, kalemi tutan el özgür olana, söz özgür olana dek mücadelemiz sürecek. Dışarıdakiler haykırmaya, içerdekiler her şeye rağmen yazmaya devam edecekler. Hapishane duvarlarının üzerinden yükselen rengarenk sözler göğümüzü umuda boyamaya devam edecek.

Yaşasın tutsak yazarlarla dayanışma!

Yaşasın şiir, söz, kitap, yaşasın özgürlük!”

EDEBİYATIN SONSUZLUĞA HÜKMÜ 

Alkışlarla, fuarın 4. salonunda bir kavşakta durduk ve bildirinin Türkçesini yazar Sibel Öz, sonra Kürtçesini yayıncı Azad Zal okudu. Okurların da katılımıyla kalabalıklaşan etkinlik, sloganlarla sonlanırken, -bizi şaşırtmayan bir biçimde- emniyet güçlerinin alana gelmesiyle farklı bir boyut kazandı. Metnin Kürtçesini okuyan arkadaşımızın kimlik bilgilerini almak istiyorlardı. Desteğe gelen edebiyatçılarla birlikte, başta hukukçu-şair Cihat Duman olmak üzere, basın açıklamasının suç olmadığını anlatmaya çalıştık, eğer kimlik bilgileri alınacaksa da etkinliğe birlikte iştirak ettiğimizi bizim de kimlik bilgilerimizi almaları gerektiğini söyledik. Konuşmaların sonunda herhangi bir işlem yapılmadı. Bu sırada, farklı salonlardan yazarlar desteğe gelirken, açıklamayı yaptığımız kavşağın altı adım ötesindeki stantlarını aşıp yazar örgütlerinin yanımıza gel(e)memesi de ironikti.

Biliyoruz ki yaşayacak şiir, söz ve kitap. Yaşayacak özgürlük ve içeride de olsa dahi özgür olabilenin edebiyatı.

Edebiyatına sonsuzluğa hükmü de bu!

Ayşegül Tözeren

*Kaynak: Harfvolver