20 Kasım 2018
%AM, %31 %351 %2016 %07:%Tem

Sanat ve kültürde insan gerçeği

Aydın halkla olmalıdır, halkın onu sahiplenmesi değil de, sıralamada aydının halkla bütünleşmesi gerekmektedir. Şüphesiz bu sıralamada yer alan öncelik: “Halk için olanıdır.”

HABER MERKEZİ (31.07.2016) - Toplumsal yapılar, gelenek-görenekler, olaylar ve tarihsel gerçeklikler, insan unsurunun temel öznesini oluşturur. Özneler insanın nesnel gerçekliği yolunda döşenen taşların ilk basamakları ve de en önemli evresidir. Tıpkı, “İnsan mı varoluşu kullanıyor?(Hareketi, evrensel dönüşümü vb.)”, yoksa “Varoluş mu insan evriminin devşirilmesine hükmeder?” sursu gibi… Özünde, biri olmadan diğerinin gerçek varlığından bahsetmek mümkün değildir, dolayısıyla her iki olasılığın mevcudiyeti ve de etkileşiminin kaçınılmazlığı söz konusudur. Beynin birey üzerindeki etkisi ve bireyi harekete geçirme fonksiyonu, ısrarlı bir varoluşun insan gövdesi üzerindeki mevcudiyeti söz konusudur. Beynin insanı adeta bir yönlendirme kulesi gibi etki alanında tutma gerçeği kadar yalın, kaçınılmaz ve varoluşu kadar da saydam olmasıdır: İnsan gerçeğinin yaratıcılık alanındaki icraatları söz konusu olunca.

Bu varoluş gerçekliğinden hareketle yukarıda dile getirilen yöntem, soru ve olabilecek yanıt bütünü kaçınılmazdır. İnsan varlığı, en basitinden bir  “doğa evriminin oyun alanıdır.”  Her şeyin yontulurcasına (doğanın aşındırılması, insanların fiziki olarak zamanla değişime uğraması) değişimin acımasız akıntısında ısrarla hep birlikte olma gerçekliği kadar somut ve özlü bir olgudur. Canlı cansız nesneler/unsurlar söz konusu “evrim’in” dünyasına teslim alındığından beri, adeta bir Tango dansı gibi bir bu yana bir o yana veya beşikteki çocuğun sallanma öyküsü kadar bir gerçekliğin özünü sırtında taşımak gibi hakikati yansıta gelen insan evrimi, bir varoluşun somut yansımasıdır…

Tam da bu bağlamda anlatmaya çalıştığımız; insanın varoluş ilişkisindeki bir yaşam ve de düşün tarzı öyküsü belirlenirken, buna insanın sanat ve kültür gerçeği demek, abartılı olmasa gerek. Çünkü bireyin yaşama dair kural ve estetik yansıması özünde sanatsal bir tarzın (kültürün) oluşumundaki yansıması demektir. Bireyin öne çıkan bu kozmopolit gerçekliği, bir varoluş sarmalındaki oluşumdur, dolayısıyla bu insanın ontolojik gerçeğidir. Tıpkı 2,5 milyon yıl öncesinden (Y. N. Hararı, ‘Sapiens, Hayvanlardan Tanrılara’, 2016) günümüze dek süre gelen insanın devşirilme sürecinde bugünkü modern insan gerçeğinin ortaya çıkmış olmasıdır!

İnsan eksenli sanat, her şeyden önce evrenselliği olan bir estetik, tasarım ve tarz olduğuna göre, bunun yaşama hükmetmesi de bir kültürdür. Yapmak, istemek veya yapamamak gibi… Bu eksendeki sanat-kültür yansıması özgür bir düşün noktasında vardır ve ancak orada anlam bulabilir. Kültür ve sanatın birey eksenindeki yansıması içsel olmalıdır. İçselleştirilmeyen bir sanat veya kültür savunu ne özgürdür ne de tutarlılık arz eder. Zaman ve mekâna göre birçok yansımayla öne çıkan değişken ve de içselleşmemiş sanat-kültür anlayışı, bir turnusol esprisinden öte gidemez. Bu bağlamda, sanat ve sanatçı niteliksel olarak hep tartışma konusu olmuştur. Sanatçının ciddiye alınıp alınmaması, tam da bu nedenlerle veya çelişkili ilişkiler bütünü görünümünde icra edilen “sanat-kültür” oluşumunun yansıması en genelde insan ontolojisi ile ilgilidir.

Günlük yaşamda istem ve düşünü içselleşmiş bir anlayışın ürünü olarak, kendi eylemselliğiyle korkmadan ve net bir biçimde dışa vurabilmelidir. Bu noktadaki yansımanın doğal sonucu olaraktan kendini bir tutarlılık akışı içerisinde arz etmiş olmak gerekmektedir.

Sanatçı, yazar veya düşünür gibi bireyler sanat ve kültürü icra ederken, çıkış noktası podyum telaşı noktasında bir talep istemi değildir -ve de olmamalıdır. Ne de politik veya herhangi bir siyasal arka planı suistimal edip ve onun ideolojik zırhına sığınarak bir aydın olma arayışında bulunmaktır, gerçek bir aydın kıstası söz konusu olunca. Aydın halkla olmalıdır, halkın onu sahiplenmesi değil de, sıralamada aydının halkla bütünleşmesi gerekmektedir. Şüphesiz bu sıralamada yer alan öncelik: “Halk için olanıdır.” Halkın da onlar için olacağı gerçeği muktedirdir. Birçok aydın zaman zaman ve mevcut koşullarda halkın onları sahiplenmesi olmuştur. Sanat ve kültürü icra eden bir aydının tek bir yolu vardır; o da ülke meselesinin ve konumunu toplumda “ezilenlerin bakış açısından” ele alan ve irdeleyen bir zorunluluk anlayışından hareketle öne çıkmalıdır. Zira, dünyadaki değişim ve de dönüşüm gerçekliğini göz ardı etmeden. Aydın olmanın evrensel kriterinde onun hiç kimse tarafından “görevlendirilmemiş” olma gerçeği vardır. Ancak o hiçbir zaman emekçi sınıfın gözünde bir şüpheli olarak değil de, onlardan yana bir bakış açısında olan bir kişilik sıfatını benimseyen ve özünü taşıyan onurlu bir yazar/araştırmacı, eylem insanıdır.

Bu çerçevede, yukarıda sözü edilen aydının icra ettiği sanat ve kültür gerçeğinin beslendiği esas damar; “halk için ve halktan yana olanıdır”!

A.Can Ataş