12 Kasım 2018
%AM, %07 %343 %2016 %07:%Eyl

Kim için sanat?

Yazar her ne kadar burjuvazinin saflarından değil de, “proletaryanın” saflarından bu romanı literatürümüze katmış olsa da, son tahlilde hizmet ettiği yer burjuvazidir. Onun için “kültür ustaları kimle berabersiniz?” sorusunu da halletmenizin zamanı gelmiştir. Yeni hayat şekilleri yaratmak için kültür emekçileri ile mi berbersiniz, yoksa bu kuvvete karşı olan sorumsuz, yırtıcı insanlar kastını muhafaza etmek için başından çürümeye başlayıp ancak hareketsizliğin gücü ile yaşayabilen kastla mı berabersiniz?

HABER MERKEZİ (07.09.2016)-Gazetemizin 128.Sayısında yayınlanan ‘’ Kim için sanat’’ başlıklı makaleyi okurlarımızla paylaşıyoruz.

Buz kırıldı, yol açıldı. “Mutfak tenceresinin dibindeki karadan ötesini göremeyen” “Dağın Çocukları’’ adlı romanın zihinlere saçtığı kötümser tohumlar nihayet bir tenkitle kurutuldu. Kadranında türlü türlü habis isimleri barındıran “muhteri roman”, “Dağın Çocukları” anısına dağarcıktan çıkarılıp okuyucuyla paylaşılmak istense de sonuç vandallıktı. Zira “Dağın Çocukları” anısına yazılmış onlarca anı, roman zihnimizin raflarında dizilmişken, acımasız satırların yekten istilasıyla sarsılmış, yakılıp yıkılmıştı.

“Sosyalist gerçeklik” yönteminden yoksun olarak düşsel izlekte bayır aşağı inen satırlar, kahramanlarımızın anılarını kendine harcırah etmiş, vakum tulumbası misali “Dağın çocukları”nın” devrimci romantik “çocukluğunu” emerek bir yığın “Dağlıyı” anlaklara sunmuştur. Oysaki daha başlarken kahramanların gelecek kuşaklarca tarih boyunca anılmaları iddiasıyla yazıldığı bildirilen bu yapıt, bırakın gelecek kuşakları, bugünün, bizlerin uslarında dahi bir yığın soru ve ünlem imini peyda etmiştir. Kimine ‘Ne için?’ sordurtan, kimine ‘Yok artık’ dedirten satırlar Gülabi Yalnız’ın usundan da “hangi dağın çocukları” diye ok gibi fırlamış çıkmıştır. 

Hakikaten “hangi dağın çocukları?”

Kitap üzerine dostla sohbetimiz oldu. Yoldaşla sohbetimiz oldu. Ama konuya vakıf olamadığı için hiç kimse bu dağın hangi dağ olduğunu bir türlü kestiremedi. Ya da kestirdi de dile getiremedi. Öyle ya ‘Kim bu herifler, ne diye geziyorlar haybeye dağ başlarında’ gibisinden sorulara cevap getirmektense imtina etmek en iyisi! Hele hele ‘Vay be! Keşke bende …’ Dedirtecek satırlar yerine, ‘İyi ki’ diye başlayan tümceler galebe çalıyorsa okuyucuda susmak tek çare!

Yalnız başlarken dedik ya. Buz kırıldı yol açıldı. “Önemli olanda buzun kırılmış, yolun açılmış ve gösterilmiş olmasıdır.” Yani yazarın tencerede pişen aşı görmemesi bir yana, tencerenin dibindeki karayı dahi kapkara gördüğü faş edildi. Şimdi açılan bu yoldan gitmek de “çocukların” anısınadır.

Siyasetin ideolojik bir yansıması olan kültür ve bu bağlamda sanat, toplumsal yaşamda ve toplumsal bilincin şekillenmesinde önemli bir role sahiptir. Ve dolayısı ile sınıf mücadelesinin var olduğu günümüzde taraflıdır. Taraflı olmak zorundadır. Eğer sanatkâr ortaya bir eser koyuyorsa, bu eser ya insan ruhunu coşkuya sürükleyip proletaryanın öncüsüyle birleştirir, ya da kasvete park olan ruhu burjuvazinin ağlarına hapseder.

Hal böyle iken, umutsuzluk, karamsarlık kasvet tohumlarından başka bir şey saçmayan bahse konu romanın garabeti, parmak ısırtıyor. Zira bir zamanlar o “çocuklarla” aynı patikayı adımlayan yazarın, “paydaşları” anısına böylesi bir sanat pratiğini ortaya koyması akıl alır gibi değil!  Geçmişe saygı ve değer verme Muzeffer Oruçoğlu’na göre; “Bu tip çabalardan geçer.” Ki bize göre de öyledir. İnsan anılarını gelecek kuşaklara aktarma çabası içine giriyorsa, ortaya bir “anıt” dikiyorsa bu “anıt” müspet sinerjinin ete kemiğe büründüğü, kâğıda kaleme döküldüğü bir “anıt” olmalı ki, “anısına” beliti belli olsun. Aksi halde yazarın geçmişe olan saygı ve değer biçme pratiği/çabası sınıfta kalır. Nereye, kime hizmet ettiği muammalaşır.

“İşte buradan gerçeği ve somut tarihsel nitelikteki sanatsal yansıtmayı emekçilerin sosyalizm ruhuyla epitilmeleri ve ideolojik dönüşümlerinin sağlanması göreviyle birleştirmek gerekir.” Bu “sosyalist gerçeklik” yöntemiyle okuyucu “yeni hayat şekilleri yaratıcıları”nın anılarından etkilenerek, onlara imrenir. Yaratılan ya da yaratılacak olan güzelliğe ortak olmak ister, boyunduruğun mavimtırak soğuk esmerliğinden kurtulmak ister. Önemli olan eldeki malzemeyi doğru işlemektir. Devrimci perspektiften yoksun bir çaba hangi niyetle sarf edilirse edilsin en nihayetinde burjuvaziye hizmet eder. Bu bağlamda, Clara Zetkin’in “En büyük suçlar iyi niyet adı altında işlenmiştir, en büyük aptallıklar ise iyi niyet adına sergilenmiştir” vecizesini devrimci perspektiften yoksun çaba sarf edenlere armağan edebiliriz.

Buradan da “Dağın Çocukları” adlı romana dönecek olursak, romanın kaleme alınmasında iki gerekçe olabilir. Bunlardan birincisi “dağın çocuklarının” imrence hayatını bir kez daha vurgulamak, geniş ya da ileri kitleleri bu “çocuklarla” buluşmaya davet etmek, geleceği kazanma yolunda anılarını gelecek kuşaklara taşımak, emekçilerin sosyalizm ruhuyla eğitilmeleri ve ideolojik dönüşümlerinin sağlanması göreviyle ki bu, arzuladığımız saiktir, proletaryanın çıkarınadır. İkincisi yazar, bir vakitler “dağın çocukları”yla aynı patikayı adımlamış ve nihayetinde, romanında o çokça bahsettiği mülteci akımına kapılıp Avrupa yollarına düşmüş ve kahramanlarımızın anılarını kendine harcırah etmiş, bu romanıyla da bizlere “Banker Yakup” misali ‘Düştüm ama sorun niye düştüm’ izahatında bulunuyor.

Kitabı okumuş ve sürecin yabancısı/uzağında olan bizler, yazarın satırlarına riayeten  “dağın çocuklarının” içler acısı bu durumuna ah vah ederken, Gülabi Yalnız’ın tenkitiyle öğrendik ki meğer dağ doğura doğura fare doğurmuş.

 Yazar her ne kadar burjuvazinin saflarından değil de, “proletaryanın” saflarından bu romanı literatürümüze katmış olsa da, son tahlilde hizmet ettiği yer burjuvazidir. Onun için “kültür ustaları kimle berabersiniz?” sorusunu da halletmenizin zamanı gelmiştir. Yeni hayat şekilleri yaratmak için kültür emekçileri ile mi berbersiniz, yoksa bu kuvvete karşı olan sorumsuz, yırtıcı insanlar kastını muhafaza etmek için başından çürümeye başlayıp ancak hareketsizliğin gücü ile yaşayabilen kastla mı berabersiniz?

 * A.A JDANOV- Edebiyat, Müzik ve Felsefe Üzerine

* M. Gorki - Küçük Burjuva İdeolojisi

 Cihan Kirsiz

Kandıra 1 No’lu F Tipi Hapishanesi