20 Kasım 2018

Doğru Yönelimle Devrimci Siyaset Ne Olmalıdır/Perspektif

Düzlemin ilki, gerici sınıflar düzeni ve siyasi iktidarlarına, somutta faşizme karşı siyasi iktidar odaklı devrimci sınıf mücadelesinin görevlerini yürütmeyi kapsar ki, bu kapsamda her türden devrimci eyleme başvurmayı ilkesel olarak reddetmeden kendi güçlerini koruma ve güç biriktirme kaygısı taşıyan bilinçli seçicilikle en uygun mücadele ve eylem biçimleriyle pozisyon almalıdır. Düzlemin ikincisi ise, bu görev ve yönelimi en ağır şartlarda bile hayata geçirip ilerleme perspektifi ve dinamiği taşıyan, dolayısıyla da uzun vadeli devrim mücadelesini sürdürme kapasitesine nicel ve nitel açıdan sahip olan sağlam bir parti örgütlülüğünün tesis edilmesine dönük, ideolojik-teorik-siyasi-örgütsel ve askeri çalışmaların yürütülmesi biçiminde ele alınan bir yönelim ya da pozisyon olmalıdır

HABER MERKEZİ(18.05.2018)-Proleter partinin muhtelif siyasi süreçte, doğru siyaset saptayarak sınıflar mücadelesinde doğru siyasi pozisyon almasının atlanamaz gereksinimlerinden biri, gerici sınıf iktidarına bağlı tezahür eden hazır siyasi süreç ve egemen toplumsal sistem koşullarını objektif olarak okuması veya okuma yeteneği göstermesidir. Somut durum doğru tahlil edilmeden siyasi duruma ilişkin isabetli tespitlerde bulunmaktan bahsedilemez. Ki, sağ ya da sol siyasetin gündeme gelmesinin yegâne toprağı da somut şartların nesnel olarak tahlil edilmesi veya edilmemesidir. Bu toplumsal sistem ve bunun ürünü olan siyasi koşulların, emperyalist dünya gericiliğinden bağımsız olmadığı da önemli bir gerçektir. Özcesi, yaşanan siyasi sürece uygun doğru-devrimci taktik siyasetin saptanması, süreç karşısında isabetli görevler ve siyasetlerle devrimci pozisyonun alınması ve devrimci yönelimin tespit edilerek yürütülmesinin ihmal edilemez şartlarının başında somut koşulların somut tahlili gelir. O halde siyasi iddiamız ve bu iddiamızın doğru orantıyla koşulladığı taktik siyaset, görev ve yönelimlerimiz temelinde sağ ya da sol sapmaya düşmeden, devrimci pozisyon almamızın ideolojik-teorik çerçeve dışındaki hayati şartı somut koşulların somut tahlilini yapmaktır ki, bunun için dünya gericiliğinin uzantısı olan gerici sınıf iktidarının damga vurduğu toplumsal sistem ve siyasi koşulları analiz ederek senteze varmak, tespitte bulunmak elzemdir.

 Herkesin malumu olan açık faşizm koşulları altında, son derece ağır şartlardan geçiyoruz. İçinden geçtiğimiz sürecin açık faşizm olarak tespit edilmesi için aranabilecek bütün özellikler tüm zenginliğiyle mevcut olup, her bakımdan bu tespite yeterlidir. İlgili tespit için yeterli olan bu özellikleri özetleyerek hatırlamak ve hatırlatmak yerinde olacaktır. Açık faşizm tespitinde iddialı olmanın dayandığı siyasi gerçek izaha muhtaç olmasa da ,açık faşizmi doğrulayan kimi tipik başlıkları aktarmak yerinde olacaktır. Bu, doğrudan tekçi-tek adam diktası olan Erdoğan iktidarının kısa bir icraat sunumu anlamına gelmektedir.

Faşizmin peçesi olarak kullanılan ve göstermelik olmaktan ileri geçemeyen parlamentonun, tekçi-tek adam Erdoğan sultası tarafından kelimenin tam anlamıyla işlevsizleştirilmesi, kendi burjuva anayasa ve yasalarını istedikleri anda, tam bir keyfiyetçilikle çiğnenip rafa kaldırılması, hukuk-yargı işlevinin iktidara tabi kılınarak tek adama hasredilmesi, kuvvetler ayrılığının resmen ortadan kaldırılarak tek adamın eline verilmesi, yetmezmiş gibi OHAL’in keyfi biçimde uygulanması ve KHK’lar yönetiminin uygulanması, gerek gördüklerinde bir ulusa dönük soykırımcı katliamlara girişip en cani kıyım ve vahşi katliamların gerçekleştirilmesi, bunun kentlerin yakılıp-yıkılarak yerle bir edilmesi, özellikle Kürt ulusuna dönük olmak üzere seçilmiş milletvekillerin tutuklanması, seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanması ve bu belediyelerin kayyumlar atanarak gasp edilmesi, bütün bunlar kapsamında Kürt ulusunun iradesine darbe yapılması, gazeteci, yazar, akademisyen ve en küçük eleştiri ya da muhalif davranışın yargılanması-tutuklanıp hapsedilmesi, eleştiri de dahil hiçbir demokratik hak ve mücadeleye tahammül gösterilmeyerek bastırılıp yasaklanması ve cezai müeyyidelere tabi tutulması, grev hakkının yasaklanması ve bütün demokratik mücadelelerin yasaklanarak azgın saldırılara maruz bırakılması, insanların fişlenmesi ve her davranışının-düşüncesinin takip edilerek baskı altına alınıp tutuklanma vesilesi yapılması, makul şüphe gibi belirsiz ve keyfiyetçi yoruma dayalı yasaların çıkarılarak, sınırsız bir keyfiyetle hak ve özgürlüklerin tüm güvencelerden çıkarılarak yaşamın hapishaneye çevrilmesi, şiir ve edebiyatın bomba olarak tarif edilip ‘’terör’’ tanımını eleştiri kapsamına kadar genişletilmesi, böylece iktidar terörünün yasalaştırılması, askeri işgal saldırganlıklarında bulunulup gerici savaş kışkırtıcılığının yapılması ve yürütülmesi, basının tekel altına alınarak , mutlak kontrole alınması ve daha uzunca sıralanabilecek faşist uygulamalar silsilesi ilk elden akla gelen açık faşizmin göstergeleridir.

Devrimci durum mevcut olmakla birlikte, devrimci dalgaya vuracak kadar uygun değildir

Bu faşist şartlar tabii olarak işçi-emekçi sınıflar ve geniş halk kitlelerinin, ekonomik-demokratik hak mücadelelerini, söz ve düşünce özgürlüğü ile eleştiri hakkının kullanılmasını,   ezilen ulus ve azınlıkların ve ezilen inanç kesimlerinin hak ve özgürlük taleplerinin dile getirilmesini ya da bu mücadelelerin verilmesini koyu faşist baskılarla rafa kaldıran, dolayısıyla toplumsal muhalefet ve mücadelenin önünde bir korku ve faşist şiddet engeli olarak yükselen, bütün bu muhalefet ve mücadeleleri sindirip gerileten ve boğan niteliktedir. Demokratik muhalefet ve mücadelelerdeki bu durum, daha ağır biçimde sosyalist ve devrimci mücadelenin gelişmesini de engelleyip bastırmaktadır. Üstün teknolojik unsurlarla yürütülen stratejik imha saldırıları ve bu saldırılarla gerçekleştirilen katliamlar, bu faşist şiddet ve devlet terörünü tam olarak resmetmektedir. Son tahlilde toplumda hiçbir demokratik hak arayışı, hiçbir demokratik hak ve özgürlük talebinin dile getirilmesi ya da bu hakların kullanılması, iktidara dönük hiçbir eleştiri, muhalefet ve mücadelenin yürütülmesi mümkün olmamaktadır. Bugün en küçük demokratik bir kırıntının izine rastlamaktan bile söz edilemez.

Bu açık faşist saldırganlık altında sessizliğe gömülmüş de olsa, geniş halk kitlelerinin hoşnutsuzluğu derinleşip dipten-dibe kaynayarak büyümektedir. İşçi-emekçi sınıfların homurtuları sessizce yükselmektedir. Ancak açık faşizm şartlarıyla sağlanan korku toplumu kitlelerin sinmesine yol açarak çaresizliğe sürüklemektedir. Proletarya ve halkın örgütlü devrimci güçleri, egemen olan toplumsal atmosferden etkilenmekle birlikte, yetersiz de olsa güçleri oranında mücadele yürütüp ağır bedeller ödemekten sakınmamaktadırlar. Son derece zengin toplumsal çatışkı ve çelişkiler yelpazesinde ifade bulan sınıf çelişkileri giderek derinleşip keskinleşmektedir. Keskinleşen sınıf çelişkileri ekseninde içten içe büyüyen kitlelerin öfkesi, iktidar tarafından uygulanan faşist şiddetle yaratılan korku nedeniyle eylem ya da harekete dönüşememektedir. Kitlelerin hoşnutsuzluk ve öfkesinin dışavurumu olan devrimci dalga/hareket, kurulan korku imparatorluğu nedeniyle geri çekilerek sindirilmiş durumdadır. Devrimci durum mevcut olmakla birlikte, devrimci dalgaya vuracak kadar uygun değildir. Zira, kitleler faşist şiddetle bastırılıp sindirilmiş, korku altına alınarak eylemleri engellenmiştir. Dolayısıyla tespiti şöyle yapabiliriz; devrimci dalga düşük ve geri çekilmiş, buna bağlı olarak devrimci durum da eksiklikler barındırarak, tam uygun değildir. Hâkim sınıf klikleri arasındaki iktidar dalaşı giderek keskinleşen bir trend izlemektedir. Burjuva klikler arasındaki çelişki ve çatlaklar derinleşmekle birlikte, bu durumun devrim lehine uygun şartlara hizmet ettiği bir gerçektir. Ne ki, bütün bu şartları devrim lehine kullanabilecek yeterli siyasi-örgütsel güce sahip bir önderlik misyonu hazır değildir. Buradan hareketle denebilir ki, devrimci durumun nesnel şartları esasta uygun olmakla birlikte, sübjektif şartlar itibarıyla uygun şartlar mevcut değildir.

Erdoğan iktidarının faşist saldırganlığı, içerde Kürt ulusu ve diğer azınlıklar ve inanç kesimlerine karşı tekçi-faşist ırkçı-şoven Türk milliyetçiliği ve Sünni-Selefist mezhepçiliğe dayalı en azgın saldırganlık ve milli-mezhepçi baskılar uygularken, aynı dokudan beslenen Misak-ı Millicilik ve yeni Osmanlıcılık hortlaklarıyla yayılmacı ve talancı emeller güdülmekte, bu uğurda işgalci girişimlerde bulunularak başka ülke ve ulus topraklarına dönük askeri işgal hareketlerine girilmektedir. İçteki açık faşist diktatörlüğe paralel olarak dışta da faşist bir rol sergilemektedir. İçerde geliştirilen ırkçı-şoven Türk milliyetçiliği zemininde, dışarıya dönük saldırganlıklar meşrulaştırılmaya çalışılmakta, yürütülmektedir. Daha da önemlisi, ‘’Yerli ve Milli’’ safsatasının arkasına saklanılarak ve hatta anti-emperyalistlik demagojisi kullanılarak, emperyalist haydutların Ortadoğu stratejilerine bağlı görevler üstlenerek emperyalistler lehine gerici savaşlar kışkırtılmakta, emperyalist bir karakol olarak bu savaşlarda aktör olmaya meyil edilmektedir. Emperyalist yeni dengeleri fırsat edinen Erdoğan iktidarı, belli imtiyazlar koparma adına hareket etse de, son tahlilde emperyalizmin kucağına girmekten imtina etmemektedir. Erdoğan iktidar kliğinin ekonomik olarak iktidar olmanın avantaj ve olanaklarını da kullanarak palazlandığını, yeni sermaye grubu olarak ortaya çıkıp, iktidar ve devlette önemli oranda söz sahibi olduğunu tespit etmek yanlış olmayacaktır. Siyasi dayanak olarak din-inanç unsuruyla manipüle ettiği geniş kitle desteğini oy olarak arkasına alan Erdoğan, ekonomik olarak da palazlanmış bir sermaye kesimine sahiptir. Fakat özellikle ABD ve AB’li kimi emperyalist devletler tarafından istenmeyen partner olarak değerlendirilen Erdoğan ve iktidarının, doların yüksek ateşiyle beliren bir ekonomik krizle yüz yüze olduğu söylenebilir. Baskın erken seçim kararının da esasen bu zeminde cereyan edecek muhtemel gelişme ve sıkışıklık nedeniyle alındığı söylenebilir. Erdoğan iktidarının tek argüman ve esas dayanağı, ırkçı-şoven Türk milliyetçiliğinin geliştirilmesi ve bu eksende demagojilere sarılmaktır. Ancak aç karın laf dinlemez, yalan ve safsata hiç dinlemez! Ne bağımsızlıkçı anti-emperyalist söylem safsatası, ne ‘’Yerli ve Milli’’ demagojisi ve ne de ‘’Misak-ı Millici ve yeni Osmanlıcı’’ gericiliğiyle yaftalanan askeri işgal saldırganlığı Erdoğan iktidarının emperyalizme bağımlı Komprador tekelci sınıf iktidarı olduğunu ve açık faşizm uyguladığını gizlemez. İktidar ve hâkim sınıfların siyasi sınıf karakterini komprador tekelci nitelikte saptamak gerçeği ifade etmek olur…

Kitlelerin uygun şart ve vesilelerle, sokağa dökülmesi tamamen mümkündür

Karşı-devrim cephesinin en çıplak biçimde görülen bu gerçeği ve yaşanan aktüel siyasi gelişmeler devrim cephesinin alacağı taktiksel siyasi pozisyon, dönemsel strateji, yönelim ve somut görevlerin saptanmasında doğrudan rol oynayan zemindir. Ancak bütün bu zeminde iki temel unsur öne çıkar. Bunlar somut siyasi şartlar bağlamında, bir; devrimci cephenin gerek örgütlü hareket olarak ve gerekse de kitlelerin durumu açısından içinde bulunduğu durumu ve iki; burjuvazi ve iktidarın içinde bulunduğu durum olarak tarif edilebilir.

 Birinci durumda da ikinci durumda da uygun olan ve uygun olmayan şartlar olmak üzere iki yandan teşekkül olan siyasi tabloyla yüz yüze olduğumuzu ifade edebiliriz.

Devrimin öncü-önder kuvvetlerinin, özellikle kitlelerle bağları konusunda yeterli örgütlülüğe ve siyasi güce sahip olmadığı, bu kuvvetlerin örgütsel yapı ve güç açısından koşulları yöneterek sürükleyen, gündemi tayin ederek siyasi sürece önderlik yapan yetenekte olmadığı maalesef doğrudur. Ancak bu durum değişmez ya da değiştirilemez bir durum değildir. Akılcıl emek, fedakâr çaba, siyaset ve yönelimlerle fevkalade ciddi güç haline gelinebilir. Ki, devrim cephesinin örgütlü hareketleri azımsanmayacak bir irade, kararlılık ve direnç göstermekte, ağır bedeller pahasına mücadele etmekte, en önemlisi de silahlı mücadelede önemli bir dinamik sergilemektedir…  Öte taraftan, kitlelerin koyu faşist baskılar altında sindirilip korku atmosferine alındığı, kitle hareketinin geriye çekildiği, dolayısıyla örgütlü devrimci hareketin beslendiği toprağın, en azından hareket itibarıyla durağanlık gösterip devrimci eylemin kabarışına uygun şartlar sunmadığı esasta söylenebilir. Kuşkusuz ki, kitlelerin hoşnutsuzluğu ve öfkesi küçümsenemez düzeyde birikmiş ve gelişmektedir. Fakat, bu hoşnutsuzluk ve öfkenin patlaması, faşist şiddet ve baskısı hüneriyle önlenip engellenmiştir.  Bu baskı ve engellemeye karşın kitleler iktidarla barışık değil, bilakis büyük huzursuzluk ve tepki içindedirler. Yansıtamadıkları büyük bir tepki ve birikmiş bir öfke kitleleri sarmış durumdadır. Özünde nesnel şartların, devrimci çıkışlar için uygun olduğu ama sübjektif etmenin bu nesnellikle uyum ve birlik sağlayamadığı bir gerçeklikten söz edebiliriz. Ki, burjuvazinin iç çatlak ve çelişkileri, klikler arası iktidar dalaşının keskin seyretmesi de devrim cephesi lehine olan başka bir koşuldur.

Yine hâkim sınıfların içinde bulunduğu bölünmüşlük, keskin çelişki ve çatlaklarla yaşadıkları iktidar dalaşı devrim cephesi lehine olmakla birlikte, iktidarın uyguladığı açık faşizmin de kitlelerin öfkesini bileyerek devrim cephesine hizmet ettiği doğrudur. Ancak bu ağır faşist baskıların örgütsüz olan geniş kitlelerde korku ve tedirginliğe yol açarak geçici de olsa susmalarına, sinmelerine yol açtığı ayrı bir gerçektir. Muazzam bir baskı ve devlet terörü hüküm sürerken, örgütsüz kitlelerin taşıdığı kaygı ve tepkiyi dışa vurmada yaşadığı geri çekilme son derece anlaşılırdır. Ki bu kaygı ve geri çekilmenin örgütlü hareketin kitlesine de sirayet eden gerçekliği düşünüldüğünde, kitlelerin geçici de olsa yaratılan korku iklimine girmesi hepten anlaşılırdır. Sindirilmiş olan bu kitlelerin uygun şart ve vesilelerle, beklenmedik anda ve beklenmedik biçimde patlayan öfkeyle sokağa dökülmesi tamamen mümkündür. Bunda örgütlü devrimci hareketin ‘’kıvılcımı tutuşturan’’ rolü göz ardı edilemez, edilmemesi gerekir. Ancak örgütlü devrimci hareketin özetlemeye çalıştığımız bu şartlar altında beklenilen veya istenilen çıkışı sergilemesi de önemli sorun ve zorluklarla sınırlanmıştır. Bu durumda örgütlü devrimci hareketin, hem aktüel şartlarda oynaması gereken rol ve yerine getirmesi gereken görevlerden uzaklaşmaması gerekmektedir ve hem de somut şartlara uygun politikalarla, muhtemel olan uygun koşullarda güçlü devrimci çıkış yapmak için gerekli olan örgütlenme ve çalışmalara önem vermesi, örgütsel yetersizlik ve zayıflıklarını giderme çalışması içinde olması gerekmektedir. Zira nesnel şartlar ne kadar uygun olursa olsun, sübjektif özne olarak yeterli güç ve siyasi etkide, kitlelere güven veren ve onlarla birleşen bir durumda olamazsak her devrimci fırsatı heba etmeye mahkûm oluruz. Devrimin anlık fırsatlarla sınırlı bir mesele olmadığı, devasa bir örgütlenme, çalışma ve mücadele bütünlüğünün omuzlayacağı bir süreç olduğu da elbette unutulmamalıdır. Kısacası, mevcut siyasi süreç itibarıyla lehimize ve aleyhimize olan şartlardan geçmekteyiz. Bu sürecin ağır şartlarını göğüsleyerek yarının mücadelelerini omuzlamak için, ilkesel ve stratejik duruş kadar, rasyonel siyaset ve somut yönelimler belirleyerek sürdürmemiz şarttır.

Emek verilerek ilmik-ilmik örülen, yorucu çabayla basamak-basamak çıkılan, birikim oluşturarak zayıfı geliştiren, çalışarak küçüğü büyüten, örgütlenerek kökleşen bir siyasi mücadele pratiği sergilenmeden, anlık ve dönemsel fırsatlarla, sübjektif istem ve arzularla, gerçeğe uymayan beklentilerle siyasi iktidarın ele geçirilmesini düşlemek, iyi bir düş olmaktan öteye devrimci bir anlam taşımaz. Dokuz ay boyunca yük taşımadan doğum sancılarına gelinmez, doğum gerçekleşmez. Acelecilik küçük-burjuva ruh halidir. Bununla devrimci sonuçlara ulaşılamaz. Güçlenmek için iyi ve çok çalışmak, mücadele etmek için fedakarlıklara katlanmak, siyasi iktidar için azametli bir mücadele yürütmek şarttır. Yenilgisiz zafer olası, kolay devrim mümkün değildir…

Tek siyaset, tek yönelim, tek metot asla çelişmelerle dolu yaşamın gerçekliğiyle bağdaşmaz 

Karşı-devrim cephesi ile devrim cephesi arasında, dengelerin sınıf hareketi açısından lehte ve aleyhte unsurlar taşıdığı ama her koşulda devrimci sınıf hareketinin taktik olarak güçsüz olduğu hazır siyasi süreçte, örgütlü devrimci hareketin devrimin mantığına uygun olarak benimsemesi gereken stratejik ve taktik yönelim ne olmalıdır?

Bu yönelim hiş şüphesiz ki, örgütlü devrimci hareketin henüz gelişip büyümeye ve kuvvetlenmeye muhtaç olan kendi gerçek durumundan, koyu faşist baskılarla zapturapt altına alınıp korku imparatorluğunun egemen otoritesine hapsedilerek sindirilmiş olan ve önemli bir bölümünün ise din afyonu ile manipüle edilerek iktidara yedeklenmiş olan kitlelerin mevcut durumundan ve bunun örgütlü devrimci hareket ve mücadeleye negatif yansımalarından bağımsız tasavvur edilemez, edilmemelidir. Elbette ki bu yönelim, hiçbir devrimci görevin ertelemeden ve bütünlüklü şartların makul kıldığı ölçülerde ve somut şartlara uygun, akıl ve cesaretin ışık tuttuğu politika ve devrimci görevlerin fedakarlıklar pahasına yürütülmesinden, en önemlisi de tamamen andaki çatışmaya odaklanmış kulvardan kurtularak, uzun vadeli mücadele ve stratejik kazanıma kilitlenmiş bir rotanın izlenmesinden de muaf ele alınamaz, alınmamalıdır. Ne, korku ve şartlara teslim olmuş sağ teslimiyetçi siyaset, ne de somut şartları dikkate almadan sübjektif niyet ve keskin laflarla kurgulanan öznelci sol siyaset-taktik ya da yönelim benimsenemez. ‘’Gerçekçi ol, imkansızı iste!’’ İşte özet budur.

Peki bu durumda nasıl bir yönelim izlenmelidir? Varlık gerekçelerini reddetmeden, ama somut durumu da es geçmeyen proleter devrimci siyaset, bu iki gerekçeye dayanan yönelimini tabii olarak iki düzlemde ele almak durumundadır. Düzlemin ilki, gerici sınıflar düzeni ve siyasi iktidarlarına, somutta faşizme karşı siyasi iktidar odaklı devrimci sınıf mücadelesinin görevlerini yürütmeyi kapsar ki, bu kapsamda her türden devrimci eyleme başvurmayı ilkesel olarak reddetmeden kendi güçlerini koruma ve güç biriktirme kaygısı taşıyan bilinçli seçicilikle en uygun mücadele ve eylem biçimleriyle pozisyon almalıdır. Düzlemin ikincisi ise, bu görev ve yönelimi en ağır şartlarda bile hayata geçirip ilerleme perspektifi ve dinamiği taşıyan, dolayısıyla da uzun vadeli devrim mücadelesini sürdürme kapasitesine nicel ve nitel açıdan sahip olan sağlam bir parti örgütlülüğünün tesis edilmesine dönük, ideolojik-teorik-siyasi-örgütsel ve askeri çalışmaların yürütülmesi biçiminde ele alınan bir yönelim ya da pozisyon olmalıdır.

Bu pozisyona uygun olarak; bilinçli ve kararlı bir fedakarlığın geliştirilmesi, devrimci militanlık ve devrimci ruhun dinamik hale getirilmesi, partinin proleter devrimci ahlakı ve kültürünün derinleştirilmesi, dedikodu ve her türden bozguncu-yıkıcı davranışın siyasi eğitimlerle düzeltilmesi, demokratik-merkeziyetçilik ilkesinin egemen kılınarak, demokrasi ve tartışma kültürünün doğru zemine oturtulması, eleştiri-özeleştiri silahının özüne uygun, ikna-eğitim esasına dayalı olarak doğru rotaya sokulması, bencil hırs ve anlayışların düzeltilerek parti çıkarları ve kaygısının egemen kılınması, görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinin denetleme mekanizmasıyla sıkı takibe alınıp sağlanması, örgütlülük bilinci ve zorunluluğunun özel çabalarla propaganda edilmesi, partinin eski-yeni kadroları ve parti taban kitleleriyle dinamik ilişkilerin sağlanıp geliştirilmesi, parti ve faaliyetlerinin sahiplenilmesi bilincinin geliştirilmesi, yoldaşlık ilişkilerinin geliştirilerek iç ideolojik mücadelelerin dar kavgacı yaklaşımdan kurtarılması, fikir farklılığı ve mücadelesinin partinin meşru zemin ve mekanizmaları içinde yürütülerek dışa yansıtılmaması, aşırı-demokrasi ve liberalizme karşı olduğu gibi sekterizm ve sol dogmatizme karşı mücadele edilmesi, kadrolaşma siyasetinin önemle uygulanıp pratikleştirilmesi, parti örgütlülüğünün sağlamlaştırılarak yaygınlaştırılması ya da büyütülmesi, kitlelerin örgütlenmesine özel önem verilerek kitleselleşme siyasetinin somut çalışmalarla yürütülmesi, parti disiplininin bilinç ve gönüllük ekseninde pekiştirilmesi, devrimci görevlerin devrimci eylemi de yadsımayan zeminde uygun olan her biçim ve araçla yürütülmesi ekseninde biçimlenecek bir siyasi kampanya süreciyle bütün bu başlıklar mümkün olduğu ölçüde yürütülmelidir. Nasıl ki, her çelişki kendisine uygun özel yöntemlerle çözülür, öyle de her süreç kendisine uygun-özgün seçici siyaset, görev ve çalışmalarla göğüslenebilir, göğüslenir. Tek siyaset, tek yönelim, tek metot asla çelişmelerle dolu yaşamın gerçekliğiyle bağdaşmaz.  

Bu görevler kapsamında yürütülecek çalışmalarla içinden geçtiğimiz zorlu süreç doğru değerlendirilmiş olmakla birlikte, edindiğimiz birikim ve kazanımlarla önümüzdeki sürecin devrim lehine gelişecek olan muhtemel dinamik mücadele döneminde daha etkin bir güç olarak yer almış olacağız. Önümüzdeki sürecin orta vade eğilimi, sınıf mücadelesinin boy vererek serpileceği dönem olacaktır. Çünkü mevcut açık faşizm süreci keskinleşen sınıf çelişkileri zemininde gelişerek kabına sığmayacak olan sınıf mücadelesinin basıncı karşısında daha fazla sürdürülemez bir süreçtir.

Halkın Günlüğü sayı 14