13 Kasım 2018

“Yeni” İktidarın Yönelimi ve Alevileri Bekleyen Tehlikeler

Vakti zamanında Osmanlı zulmüne karşı, yoksul köylü önderi olan Pir Sultan Abdal’ın direniş sevdasını kuşanmak ve yine “her yerde, her şeyde ve hep beraber” diyen kendi döneminin komünarı Şeyh Bedrettin’in sözleri yeni bir yaşam aşkı için anlamlı çağrı değil midir? Biz komünistlerinde çağrısı budur. Egemenlik ve kölelik zincirlerini parçalamak ve yeni bir yaşam kurmak için omuz omuza savaşmanın ve birlikte paylaşmanın dünyasını yaratmak içindir çağrımız! O halde gün bu çağrıya kulak vermek ve hep beraber gereğini yerine getirmenin günüdür

HABER MERKEZİ(26.08.2018)-Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak adlandırılan ama aslında selefi Tayyip sultanlığının onaylandığı yeni devlet modelinin devreye girmesiyle toplumun değişik kesimleri arasında var olan kaygıların çok daha ileri bir düzeye çıktığını tespit etmek yerinde olur. Yeni devlet modeli öncekinin sadece daha ileri düzeyde bir devamı olarak değerlendirilemez. Böyle değerlendirmek hem eksik hem de hatalı bir değerlendirme olur. Bu bir makas değişimidir. Makas değişimi ile anlatmaya çalıştığımız şey devletin şimdiye kadar içinde olduğu mecra veya içinde yürüdüğü güzergâh esaslı olarak değiştirilmiş olmasıdır. Bu değişimle beraber toplum yeni devletin ihtiyacı doğrultusunda politik, kültürel, inançsal ve ideolojik olarak yeniden şekillendirileceği ve yeni gerici bir yaşam tarzına hızla ve sıçramalı olarak girileceği ilan edilmiş oldu. Yapılmak istenilen şekillendirmenin doğal olarak ilk önce devletin hedefindeki toplumsal gurupları derinden düşündürmeye sevk etmesi anlaşılır bir durumdur. Bu nedenle hedefte olan kesimlerin kaygıları elbette yerinde ve oldukça da haklı kaygılardır. Özellikle bu guruplardan biri olan Alevilerin durumu tartışmaya konu olan en geniş kesimdir. Hem çeşitli milliyetlere mensup bir inanç olarak ve hem de Kürt-Zaza-Kızılbaş Alevilerinin etnik kökenleri bakımından Osmanlıdan bu yana sistem tarafından her daim dışlanmakla kalmamış, kapsamlı asimilasyonlara, katliamlara, toplu imhalara uğratılmış olması bu kesimi haklı olarak bugün çok daha derinden düşündürmektedir. Osmanlı döneminde olsun, cumhuriyet döneminde olsun Alevilere asimilasyonun değişik biçimleri uygulanmış ve buna ara verilmeden sürdürülmüştür.

Cumhuriyetin hemen ilk yıllarında İslam’ın Sünni Hanefi inancı temelinde kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı devletin önemli bir kurumu olarak Alevi ve diğer ezilen inançların önüne sürülmüştür. Osmanlı’da Şeyhülislam ismiyle var olan kurum, cumhuriyet döneminde yeni ismi, cismi ve yüklenen taze rolü ile diğer inançlara karşı yeniden ayakları üzerine oturtulmuştur. Bazıları bu kurumu cemaatlerin din tacirliğini önlemek için Mustafa Kemal tarafından zorunlu olarak kurulduğunu iddia etse de, aynı tarihlere denk gelen Alevi inanç merkezlerinin kapılarına neden kilit vurulduğu sorusunu sormak veya böyle bir sorunun cevabını aramak ya da bilmek istemezler. Modern ve laik bir sistem olarak anlatılan cumhuriyetin, Aleviler üzerinde devam eden ağır asimilasyon ve bu doğrultuda bastırma, susturma ve gerektiğinde katletme politikalarının neden doludizgin uygulandığını ve bunun nasıl bir laiklik olduğunu anlamak istemeyen kimileri için bu gerçeklik görmezden gelinmiştir. Biz burada elbette cumhuriyetin kuruluşundan şimdiye kadar olup bitenleri ya da uygulamaları tüm teferruatıyla anlatacak değiliz. Bu yazı ile dün Alevilere yapılan kötülüklere kısa vurgular yaptıktan sonra, bugün geçmişi kat be kat aşmaya devam eden ve çok daha kötüye doğru giden yeni gelişmelere parmak basmak ve elbette karşı önlemler almak için Alevileri ve tüm ezilen kesimleri  kendi perspektifimiz ışığında uyarmaya ve karşı önlemler almaya bir tür uyarıdır. Bunu ayrıca devrimci bir görev olarak da kavrıyoruz.

Açıktır ki bugün artık dün değildir. Bugüne sarkan bazı uygulamalar varsa bu dünden kalan bir mirastır. Egemen sınıflar kendileri için yararlı olduğuna inandıkları geçmiş uygulamaları daima sahiplenirler. Bugün Selefi sultan Tayyip ve ekibinin yaptığı da budur. Öteden beri Alevilere uygulanan inkâr ve imha şu veya bu gerici kurumun kendi başına bağımsız uygulamaları olmadı/olmamıştır. Her ne uygulanmış ise bizzat devletin değişik örtülerle kapatmaya çalıştığı politikaların ve yönelimlerin sonucu olmuştur. Katliamlarda kimlerin yer aldıkları, hangi faşist ve gerici yapıların kullanıldıkları çok önemli olmakla beraber esas ve daha önemli olan şey bu işlerin kimler tarafında yaptırıldığıdır. Kimileri (buna Alevilerin bir kesimi de dâhildir) kabul etmese de tüm bu yapılan ve uygulanan zulmün arkasında devletin kendisinin olduğunu, hedef bizzat devlet tarafından gösterildiğini, istihbarat üzerinden yönlendirdiklerini biliyor, görüyoruz. Daha dün Sivas Madımak oteli devletin güvenlik güçlerinin denetimi ve gözetimi altında yakılmış ve 35 insan alevler içinde acımasızca katledilmiştir. Sadece bununla kalınmamış katillerin yerleri, yurtları ve kimler oldukları ayan beyan ortada olduğu halde, bu dava onlarca yıl sürüncemede bırakılarak zaman aşımı ile kapatılmış ve katiller aklanmıştır. Böyle olması hükümetlerin çok bilinçli izlediği bir politikanın sonucu olmuştur. Üstelik sadece bugünkü hükümet olan AKP tarafından değil, gelmiş geçmiş bütün hükümetler döneminde de katiller görmezden gelinmiş ve davanın üstü kapatılmaya özel önem verilmiştir. Sadece bir örnek olması için sözünü ettiğimiz bu yürek yaralayan ve kahreden cinayetler gibi çok daha büyük boyutlarda yaşanmış Alevi katliamları bilinmektedir.

Alevi inancının bu coğrafya da sökülüp atılarak Alevileri sünnileştirme planları daha üst seviyelerde kapsamlı olarak devreye sokulmuştur

Şimdi yeni devlet modeli ile süreç bir başka noktaya vardırılmış durumdadır. 16 yıllık hükümet sürecinden yeni bir devlet modeline dönüşmüş bir gerçeklikten söz ediyoruz. Kemalizm’in temellerini attığı cumhuriyetin ırkçı-faşist tekçi yanına selefi İslam’ın gerici bütün akıl dışı ögeleri eklenip harmanlanarak daha kapsamlı asimilasyon saldırılarına kapılar ardına kadar açılmıştır. İşte anlaşılması, kavranması gereken nokta tam da burasıdır. Biat kültürü selefi İslam’ın önemli bir ögesidir. İtiraz etmenin Allaha karşı bir isyan olarak anlatıldığı dincilik öğretisiyle geniş kitleler eğitime tabi tutuluyor ve boyun eğmeleri sağlanmaya çalışılıyor. Böylelikle kitlelerin denetim altına alınması ve yönetilmeleri çok daha kolay olacağı hesaplanıyor. Kader denilen ve Allah’ın kullarına önceden reva gördüklerini alnına yazdığı bir din anlayışında kul olanların yüzleştikleri haksızlıklara itiraz etmeleri elbette anlamsız kalır ya da isyan etmeleri büyük bir günah kabul edilir. Eğitim müfredatı bu minval üzerinden düzenlenmiş ve yeni eklemelerle buna devam edilmektedir. Çok  uzun yıllara dayanan sınıf mücadelesinin doğal seyri içinde önemli deneyim ve tecrübeleri edinmiş olan Türkiye-Kuzey Kürdistan halk kitlelerinin hak arama bilincinin önemli ölçüde gerilemiş olduğu bu yıllardan sonra bugün artık yeni eğitim müfredatı ile halkın bilincine yüklenen kadercilik, mevcut gerilemeye ek olarak tam bir çöküş durumuna vardırma tehlikesi çok daha yüksek haldedir. Dün eğitim müfredatı Türkçü- ırkçı ve gerici iken, bugün ırkçı milliyetçiliğe İslam’ın selefi şeriatçılığı eklemlenerek içinde özellikle başta Aleviler olmak üzere ezilen inançlar için çok daha kapsamlı saldırıların kapısı ardına kadar açılmış hale getirilmiştir.

Alevilerin asimile edilmesi konusuna özel bir önem verildiğini hemen herkesin ama özellikle de Alevi halkının kendisinin bilincine nakşetmesi gerekiyor. Selefi sultan Tayyip’in önderlik ettiği yeni devlet ve ona karşı gibi duran diğer egemen sınıf kliklerin siyasi temsilcisi burjuva partiler bu duruma ya sessizce ya da daha pasif bir davranış tutumu içine girerek mevcut gidişatı desteklediklerini ve ona kan taşıdıklarını özellikle vurgulayalım. Öyle görünüyor ki bu burjuva partilerin kahır ekseriyeti yeni devlet modelini desteklemektedirler. Buna maalesef Alevilerin yıllardan beri kitlesel olarak kümelendikleri ve onu sol, sosyal demokrat olarak gördükleri ve ilerici bir tutum umdukları CHP’de dâhildir. CHP içinde yer alan kimi ilerici ve burjuvada olsalar demokratik fikirlere sahip insanların yer aldıklarını biliyoruz. Ama onların orada olması CHP’nin Türk ırkçı-tekçi özünü gizlemeye yetmediği artık her geçen gün yaşadığımız ve tanık olduğumuz pratikleri ile çıkmaya devam etmektedir. Dolayısıyla Alevilerin gözlerini açma ve acıda olsa hakikatlerle yüzleşmelerinin zamanıdır. Şimdi Aleviler tarihin bir başka noktasında yeni bir saldırı dalgasıyla karşı karşıyadırlar. Alevi inancının bu coğrafya da sökülüp atılarak Alevilerin sünnileştirme planları daha üst seviyelerde kapsamlı olarak devreye sokulmuştur.

Bu durumu biraz somutlayarak açmak faydalı olacaktır. Bu saldırıların değişik boyutları olacaktır. Bunlardan biri, ilkokullardan başlamak üzere ırkçılık ve şeriat eğitim zihniyeti giderek doğrudan devreye sokularak Alevi ve diğer inançlara ait çocukların beyinlerine zikredilecektir. Sünni olmayan topluluklar içinde nüfus olarak en kalabalık olanı Alevilerdir. Sözünü ettiğimiz ırkçı-şeriatçı eğitim okullarda Alevi çocuklarına her gün, her saat, her dakika dayatılacaktır. Yeni yasalar bütün çocukların şeriatçı dinci eğitime katılmasını bir zorunluluk haline dönüştürüp uygulamaya kalkacakları bir yana, pratik olarak bugün bu çocuklara şeriatçı-ırkçı eğitim okul görevlileri tarafından zaten dayatılmaktadır. Buna bazı dönemler itirazlar yükselmiş olsa da hiçbir sonuç vermemiştir zira bütün kurumlar yeni devletin eğitim, kültür, din ve diğer ihtiyacına ve işleyişine göre yeniden ve daha köklü düzenlenerek okullarda öğretilecektir. Bunun için hızla şeriat kafalı “eğitmenler” doldurulacak ve bu bundan böyle şeriatçı eğitim çok daha kapsamlı sürdürülecektir. Bu görevliler üzerinden yeni nesiller bilim düşmanı ne kadar yalan ve hurafe öğreti varsa genç beyinlere dolduruluyor/doldurulacaktır. Zaten Alevi ve diğer inançtan çocukların okullarda arkadaşları arasında aşağılandıkları ve küçük düşürüldükleri bilinmektedir. Bugün için okullarda az sayıdaki Alevi öğretmenler, devletin diğer kurumlarının içinde olduğu gibi, bundan böyle adım adım tümü okul görevlerinden uzaklaştırılacaktır/temizlenecektir. Sultan Tayyip’in devlet zihniyetine göre İslam’a kazanılmış her bir gayri müslüm, onu kazanan kişinin cenneti garantilemesi demektir. Böyle bir akıldışı bakış, elbette gerici öğretmenleri teşvik edecektir. Bu zihniyete sadece devlet değil, o gericiliğe inanmış olan “eğitimciler” ve diğer şahsiyetler de sahiptir. Dolayısıyla bir alevi ferdini dahi İslam’a kazanmak için nelerin yapılmayacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Asimilasyonun başarılması için eğitim müfredatının önemi burada ortaya çıkmaktadır. Eski devlet modelinden kalma mevcut ırkçı-gerici eğitim sistemi yeterli görülmemektedir. Bunun için yeni yasalar gerekli görülmektedir. Bugün gerekli olan yasalar için ise artık meclis onayına bile gerek yoktur. Selefi sultan Tayyip bu işi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile ya da başka bir yöntemle çözecek yeterli yetkiye sahiptir. Bunu bizzat Tayyip’in kendisi yapar ya da yaptırır. Bu, bu kadar basit hale getirildi. Eğitim yoluyla alevilere uygulanmak istenilen asimilasyon planlı-programlı ve kararlılıkla uzun yıllara yayılacak ve ama çok daha kapsamlı uygulanacaktır. Bu bir devlet planıdır ve bu plan katlanarak, zenginleştirilerek, ihtiyaca göre değiştirilerek ve gerekirse yeniden gözden geçirilerek ama hiç vazgeçilmeksizin ısrarla devam ettirilecektir. Bu durumu beyaz asimilasyon veya katliam olarak da adlandırılabiliriz.

İkincisi ve bugüne kadar denemeleri çokça yapılan alevi evlerine atılan çarpı işaretleridir. Bu bir korku politikasıdır. Daha fazlası yapılacaktır. Alevi evlerine atılan çarpı işaretleriyle verilen mesaj şudur. “Sizin kim olduğunuzu biliyoruz ve sizi bu ülkede bu halinizle kabul etmiyoruz, nefesimiz ensenizdedir İslam’a geleceksiniz” Ve çarpı işaretleri basın ve iletişim kanalları üzerinden özellikle duyurusu yaptırılarak sadece o yörenin değil tüm ülke çapında alevi halkına duyurulmuş olacak ve böylelikle korkunun yaygınlaştırılması sağlanmış olacaktır. İşin birde başka yanı daha var. Evlere atılan çarpı işaretlerine karşı elbette yerinde ve haklı olarak başta alevi kurum ve şahsiyetleri olmak üzere ilerici-devrimci kurumlar da doğal olarak saldırı durumunu protesto etmek ve teşhirini yapmak için tutum alacaklardır. Bunu bile bir korkunun yaygınlaşması için bir fırsat olarak değerlendirmeye çalışacaklardır. Bu arada devletin resmi temsilcileri “durumun araştırıldığını, bunun kabul edilecek bir girişim olmadığını” basın ve iletişim üzerinde vaaz edeceklerdir. Ve “Alevi kardeşlerimize olacak saldırıları kabul etmeyiz, devletimiz kendilerinin yanındadır” kabilinden sahte sözlerle hem korku yayılacak hem de alevilere kurtarıcı gibi yaklaşılarak yarattıkları korku atmosferiyle alevilerin hiç değilse bir bölümünü kendilerine daha çok muhtaç hale getirmeye ve yanlarına alma çabası içinde olacaklardır. Ki asimilasyonun diğer bir biçimidir bu politikalar veya en azında asimilasyona hizmet eden yan destek olarak işletilecektir.

 Üçüncüsü, mahallelerde İslam’ı yaymayı ve onun yaşam biçimini topluma dayatmayı kendisine görev olarak belirleyen beyni iki bin yıl öncesine ait arkaik kafalı dinci çetelerin sokak saldırıları olacaktır. Bu yeni devlet modelinin yeni bir saldırı biçimidir. Bugüne dek sınırlı sayıda vuku bulan bu türden girişimler artık tüm yetkileri tek elde toparlayan sultan Tayyip’in dinci sokak çeteleri tarafından yaygın olarak kullanılacaktır.

Ellerinde Kuran ile evler ziyaret edilecek ve neden camilere ve namaza gidilmediği sorulacaktır. İkna ve tehdit iç içe sürdürülecektir. Özellikle modern yaşamı benimsemiş olanlar ile alevi ve diğer inançtan kadınlar giyim kuşamları ile hedefte olacaklardır. Kadınlar sokaklarda taciz edilecek, kapanmaları için uyarılacaklar ve kimi zaman ise doğrudan fiziki saldırılara uğrayıp hakaret edilecektir. İslam dışı yaşam günah sayıldığı için bu uygulamalar büyüyerek toplumun önüne getirilecektir. Gazete Patika’nın 18 Temmuz 2018 tarihli haber sitesine bakıldığında bu uygulamanın bir benzerinin Türk devlet güçlerinin yakın zaman önce işgal ve ilhak ettiği “Efrin’de Şeriat Hukuku Yürürlükte, Ezidi ve Aleviler için Yaşam alanı kalmadı”  haber başlığında yer aldığını görebiliriz. Efrin’de uygulanan şeriat bizzat Türk devlet güçlerinin önderliğindeki radikal dinci selefi guruplara yaptırılmaktadır. Hedefe en çok da kadın kitlesi alınmış durumdadır. Ülke içinde bunlara ek olarak camilerden yapılacak olan ezan çağrıları ile namaz kılmayan toplumun tüm kesimlerini ama özellikle de alevilerin bu çağrılarla en azından Cuma namazlarına katılmaları yolunda yoğun bir baskı ile karşılaşacakları büyük olasılıktır. Bu durum mahalle baskısı denilen metodun daha kapsamlı bir halidir. Sataşmalar, laf atmalar, çağrılar, komşu ziyareti adı altında bu politikaları değişik yöntemlerle uygulamaya yoğun olarak koyacaklardır.

‘’Yeni’’devlet selefi islam’ın korku imparatorluğudur

Dördüncüsü, yeni dönemin yeni devleti bir bakıma selefi İslam’ın korku imparatorluğunun adıdır. Adına laiklik denilen sistemin ırkçı milliyetçiliğinin çıkmazları üzerinde yükselerek gelen ve bugün “laik cumhuriyet” temsilcilerinin de başlarını bizzat yiyen bu korku imparatorluğu asla küçümsenmemeli, görmezden gelinmemelidir. Böyle düşünenler varsa olup bitenlerden, tarihten en küçük bir şey öğrenmiyor/öğrenmemiş ve hiçbir ders almamış demektir. Özellikle ilerici alevi kurumları, yazar-çizerleri ve şahsiyetlerinin kendilerinin de tehlike altında olduklarını bilmelerinden büyük yarar var. Bir toplum susturulmak ve teslim alınmak istenirse en başta o toplumun düşünen, itiraz eden, öne çıkan, yazan-çizen ve önder konumunda olanları esir alınması ilk hesaplar arasında yer alır. Bu şahsiyetlere karşı suikast olasılıkları göz ardı edilmemelidir. Topluma boyun eğdirilmesi böylelikle daha mümkün olur. Bu ister sınıfsal, ister ulusal ve isterse dini motifli hareketler için olsun hep böyle olmuştur, böyle yapılmıştır. Harekete yön verecek, rota çizecek, halkı toparlayacak önder konumunda olanlar esas hedefte olanlardır. Bu gerçeği beynimize özellikle çıkmayacak şekilde kazımalıyız. Ermeni ve Dersim soykırımlarının derslerinden öğrenmek istemeyebilir ve hatta “ne alaka” bile diyenler olabilir. Bizden hatırlatmak.

Böyle düşünenler için bu bir hak gibi görünebilir ancak biz komünistler için gerçekleri yazmak ve ezilen tüm halk kitlelerini ve ilerici insanlığı uyarmak devrimci bir görevdir. Bu bakımdan yazdık/yazacağız ve anlatacağız. Dinci-şeriatçı gericiliğin emekçi sınıflara, ezilen Kürt ulusu ve diğer milliyetlere, ezilen tüm inançlara; özellikle de Alevilere yapılacak en küçük bir saldırıyı kendimize karşı yapılmış kabul ettiğimiz için bu uyarıları özellikle yapmak istedik.

O halde Aleviler ne yapmalıdır?

Ezilen ve gadre uğrayan toplum kesimlerden hiç biri kendi başına ve sadece kendi içine kapanarak ve kendisine yönelik bir takım karar ve davranışlarla başındaki tehlikeleri savuşturamaz. Öncelikli olarak elbette o hareketin kendi ayakları üzerine oturması, örgütlenmesi, durumunu gözden geçirmesi bir gerekliliktir. Kendisine karşı izlenen hükümet politikalarını, planlarını ve taktikleri izlemeli, anlamalı ve kavramaya çalışması beklenir. Dost ve düşman tespitinin yapılması bununla mümkün olur. İlerici veya demokratik alevi hareketinin azımsanmayacak deney ve tecrübeye sahip olduğuna inanıyoruz. Geçmişten beri alevilerin yüz yüze kaldıkları ağır asimilasyon politikalarının nasıl uygulandığını ve bunun bir parçası olarak yapılan saldırıların nasıl olduğunun bilincinde olduklarını düşünüyoruz. Geçmiş ile kıyaslandığında hem örgütlü olmak bakımından hem de tecrübe bakımından bunun böyle olduğu aşikârdır. Şunu da vurgulayalım ki aleviler de tıpkı diğer toplumsal tabakalar gibi sınıflara bölünmüş bir topluluktur. Doğal olarak bu sınıfsal ayrışım yüz yüze oldukları sorunların ele alınmasına, çözümüne dair bakışına ve politikalarına doğrudan yansımaktadır.

Fakat sınıfı ne olursa olsun alevilerin kahır ekseriyetinin ortak oldukları ve birleştikleri nokta ise alevi olmalarından kaynaklı ve alevi inancının devlet tarafından asla kabul görmediğidir. Bu dert tümünün derdidir. Ve çözüm önerileri farklı da olsa devletin bu saldırgan ve inkâr politikalarına son vermesini ve taleplerinin kabul edilmesini istemektedir. Burada devlet aleviliği ve alevileri savunusu içinde olanları ayırdığımızı belirtelim. Ancak devletin ne çözüm diye bir planı ne de bir niyeti var. Birkaç yıl önce başlatılan alevi çalıştayının nerede başlayıp nerede durduğunu gördük. Tıpkı Kürt sonunun çözümü ya da Romen vatandaşların sorunlarının “çözüm” girişimleri gibi. Bir komediden ibaret bu girişimin alevileri oyalamak, dalga geçmek değil de neydi? Bir dönem devletçi alevi hareketinin bir “çözüm olarak” Gülen cemaatiyle “Cami-Cem evi projesini” projesini devreye sokmaya çalıştıysa da şimdi yerinde yeller esen bir durumla sonuçlandı. Bu alevileri devlet üzerinden sünnileştirme girişimiydi ki bu gibi projeler yeni isimler ve girişimlerle yeniden ortaya çıkarılacağından emin olabiliriz.

 Zira alevi inancını ortadan kaldırmak ve alevileri sünnileştirmenin yol ve taktikleri bolca üretiliyor. Şimdi asıl mesele demokratik veya ilerici alevi hareketi olarak bilinen kesimin kararlı ve doğru bir tutum almasıdır. Yeni devlet saldırılarını artıracağına hem fikir olduğumuzu düşünerek bu kesimden ciddi önlemler almaları beklenir. En çok da bilinç düzeyinde bu gereklidir. Alevi hareketinin net bir tutumla, devletten ve onun tüm ikiyüzlü partilerinden kopuş sağlaması beklenir. CHP tarihi boyunca gerici sistemin çevresinde ve denetiminde tutmak dışında alevilerin somut olarak hangi hakkını hangi isteğini temsil etmiş ya da yerine getirmiştir? En insani olan bir isteğini ne tek parti döneminde nede daha sonraları hükümet oldukları dönemlerde temsil etmediği, yerine getirmediği tecrübelerle sabittir. Yine devlet tüm kurum ve kuruluşlarıyla alevi inancını kabul etmediği gibi onu kendi haline bırakma gibi niyeti de yok. Alevileri bu hal ve düzeyde bile rahat bırakmak niyetinde değil devlet. Onu eritmek ve yok etmek peşindedir. Bu amacı başarmak için tüm olanak ve fırsatları sonuna kadar kullanmaktadır. Yukarda izah ettiğimiz saldırıları tekrar etmek gerekmez. İşte buna karşı alevi hareketinin insan onuruna yakışan tüm olanak, fırsat ve araçları kullanmak zorundadır. Kendisine en yakın olan sosyalist hareketlerle sıkıca birleşmek görevi vardır. Diğer ezilen toplumsal hareketlerle ittifaklar yapmak zorunluluğu vardır. Kürt hareketi bu saydığımız kesim içinde ittifak edebileceği diğer bir kesimdir. Dikkat edilecek olursa bir ittifaktan söz ediyoruz, kendisini yok saymaktan değil. Yine inancı ne olursa olsun, modern yaşamı benimsemiş ve bugüne kadar böyle yaşamış kesimler alevilere kültürel olarak yakın kesimlerdir ve aynı baskıya uğramaktadırlar ve bunlar ittifak edilecek bir başka topluluktur. Ezilen cins olarak kadınların ve LGBTİ’lilerle ha keza yan yana olmak ve dayanışma içinde bulunmak gereklidir. Dikkat edilecek olursa ittifak etmesi gerekir diye saydığımız bu kesimlerin tümü devlet baskısı altında inleyen mazlum kesimlerdir.

Aynı şekilde bu kesimlerde alevilerle ittifaka açık olmak zorundadırlar. Devletin gerici ve provokatif söylemlerin etkisinden kurtulmadan doğru bir ittifak kurulamaz. Kendi içinde net ve dostlarıyla beraber kendisi gibi baskı gören kesimlerle ikirciksiz yan yana olmak aslında kendisini korumanın ve var etmenin nedenidir. Hiç kimse kimseye iyilik ettiğini düşünmesin. Birlik veya ittifak politikasında eğer ortada bir iyilikten söz edilecek olursa bu herkesten önce kendisine iyilik etmek demektir. Bu noktanın kavranması özellikle önemlidir. Zira hala aleviler ve alevi hareketi ve ortaklaşması gereken diğer topluluklar içinde sosyalist harekete karşı yoğun olmasa da, Kürt hareketine karşı ciddi bir önyargı bulunmaktadır. Biz bunun tarihsel ve ideolojik nedenlerinin elbette farkındayız elbette. Bu ezilenleri zayıf düşüren bir yaklaşımdır. Aleviler için ise “yetmiş iki milleti aynı nazarda görüyoruz” derken Kürt hareketine mesafeli durmak ve önyargılı olmak doğru bir yaklaşım değildir. Söz ile Öz arasında uyum beklemek yanlış olmasa gerek. Bu zayıflık hızla aşılmalıdır.

 Bu yazıda Alevi halkının içinde bulunduğu tehlikeleri konu ettiğimiz için küçük de olsa gördüğümüz bazı zayıflıklara işaret ederek dostça bir uyarıda bulunmak istedik. Ve tabi ki önyargı sadece alevilerde değil, kürtlerden de alevilere karşı ön yargı tarih boyunca var olmuştur. Bu önyargıları devlet kışkırtmakla ve sonuna kadar yararlanmakla kalmamış, bu çelişkiyi özellikle kaşımış ve teşvik etmiştir. Bu sorunlar karşılıklı aşılmalıdır. Herkes birbirinin inancına saygı duymak durumundadır. Aksi halde tekçiliğe karşı mücadele boş bir laf olmaktan öteye gitmez. İçinde olduğumuz ciddi tehlikeler ancak bu tür zayıflıkların aşılması ve güçlü birlikler ve ittifaklar yaratılarak bertaraf edilebilir. Zira bugün öyle bir noktadayız ki, ayrı ayrı tutumlar ve parçalı yürüyüşlerle bırakalım zalimi yenmeyi, varlığımızı korumamız bile zor olacağı özellikle bilinmelidir.

Alevi hareketi öncelikli olarak kendi içinde parçalı duruşu aşmalıdır. Böylelikle okullarda çocuklarına yönelik her zorlamaya ve horlamaya karşı pratik tutum alarak hükümeti protesto edebilir, teşhir edebilir. Mahallerde alevilere yönelik biçimi ne olursa olsun her bir saldırı girişimine tavır alabilir, esnek örgütlenmeler ve taban örgütlülükleri yaratabilir. Saldırıya uğraması durumunda kendi nefsi müdafaasının şartlarını yaratabilir ki bu bir doğal haktır. Değişik ve zengin taktiklerle hükümeti ve devleti teşhir ederek baskı politikalarını geriletebilir. Konferanslar, toplantılar, çalıştaylar düzenleyerek hem ülke içinde hem de demokratik dünyanın dikkatlerini aleviler üzerindeki baskı ve saldırılara çekebilir. Zira yurtdışında da bu tür etkinliklerle alevilere destek verecek ilerici büyük bir kamuoyu potansiyeli bulunmaktadır ki Alevilerin yurtdışında hem sayısal varlığı küçümsenecek gibi değil hem de örgütlülük durumu. Bütün bunlar zaten bir ölçüye kadar yapıldığını biliyoruz. Fakat bugün için durum eskisinden çok daha fazla tehlikeler barındırmaktadır. Tüm bu etkinlikler, çalışmalar, diğer dost devrimci kurumlarla ortaklaştırılarak daha güçlü eylemler geliştirilebilinir. Dolayısıyla çok daha büyük fedakârlık ve güçlerin daha bir sıkıca birleştirmesi bir görevdir.

Evet, sultan Tayyip bütün yetkileri kendi elinde merkezileştirirken bir o kadar da geniş bir kitleyi karşısına almış ve ama kendisini de dar bir klik durumuna düşmüştür. İçerde muhalefet olduğu yalanı içindeki burjuva sermaye partilerinin, dışarda ise dünyayı kana boğan emperyalist sermaye merkezlerinin büyük desteği olmaksızın Tayyip’in bir gün bile ayakta kalma şansı yoktur. Bu iki destek dışında sultan Tayyip’in etrafında çok dar bir çıkarcı klik bulunuyor. Bizler için ise birleşebileceğimiz büyük çok geniş sayıda bir halk bulunuyor. Sorun bunların toparlanmasındadır. Sultan Tayyip’in saldırganlığı nedeniyle canından bezmiş bazı sallantılı kesimlerle bile birleşmemizin şartları vardır.   

Şimdi birlik, mücadele ve dayanışma içinde olmanın zamanıdır

Burada bir kere daha vurgulamakta fayda görmekteyiz. Biz komünistler, ezilen tüm toplumsal kesimlerle ortaklaşa birleşik bir mücadele yürütme konusunda hiçbir çekincemiz yoktur. Bizim bayrağımızda ezilenlerin çığlığı yazılıdır. Bu çığlığı, devrimci sınıf perspektifimizle en iyi şekilde temsil etme gayreti içerisindeyiz. Dolayısıyla sosyal sınıflar, inançlar ve cinsler arasında bugün var olan eşitsizliklere karşı eşit yaşama hakkını sağlayabilecek, sömürüyü yenebilecek ve halklar arasında gerçek barışı sağlayacak olan sosyalizm için mücadele vermenin yanı sıra tüm bu saydığımız eşitsizliklere yol açan iklimin kurutulması ve aşılabilmesi bizim esas stratejik hedefimiz ve amacımızdır. Bu ise çok uzun bir süreçtir. Bunu biliyoruz.

Hedef ile an arasında kuşaklar boyu süreceğinin ve çok uzun yıllar alacağının bilincindeyiz. O nedenle hedef’i asla gözden kaçırmadan an’a yüklenmeyi görev biliriz. Canlı hayatın ve karmaşık insan ilişkilerinin ve çelişkilerin olduğu coğrafyamızda çözmek üzere önümüzde çok sayıda sorun bulunmaktadır. İşte aleviler üzerinde yürütülen baskı ve katliamlar bunlardan sadece biridir. Alevi halkının özgür ve eşitçe yaşamak arzusu haklı ve yerindedir. Tüm bu eşitsizlikleri yaratan şey özel mülkiyet dünyasıdır. Bu lanet olası özel mülkiyet dünyasının yarattığı çamur kökünden kurutulup atılmadan insanlığın başına bela durumundaki bu iğrenç egemenlik ilişkilerin zulmünden asla tam olarak kurtulamayacağız. Tam da bu nedenle yeni bir yaşamın; kökten farklı bir yaşamın adı olan sınıfsız, sömürüsüz, sınırsız ve tüm egemenlik ilişkilerinin yok edildiği bir dünya olan komünizm için savaşmak herkesin anlaması ve uğruna mücadele vermesi gerekli olan bir hedef olmalıdır. Vakti zamanında Osmanlı zulmüne karşı, yoksul köylü önderi olan Pir Sultan Abdal’ın direniş sevdasını kuşanmak ve yine “her yerde, her şeyde ve hep beraber” diyen kendi döneminin komünarı Şeyh Bedrettin’in sözleri yeni bir yaşam aşkı için anlamlı çağrı değil midir? Biz komünistlerinde çağrısı budur. Egemenlik ve kölelik zincirlerini parçalamak ve yeni bir yaşam kurmak için omuz omuza savaşmanın ve birlikte paylaşmanın dünyasını yaratmak içindir çağrımız! O halde gün bu çağrıya kulak vermek ve hep beraber gereğini yerine getirmenin günüdür.

Halkın Günlüğü Sayı 17